Şanghay’dan Taipei’e Bayram Seyahati


Şanghay’da yaşamaya başladığımızdan beri (ortalama 6 sene diyelim) Çin’in etrafındaki, özellikle güneyinde ve doğusundaki, bir çok ülkeyi ziyaret etme şansını yakaladık.. Geriye kalan ülkelerden Tayvan’ı da geçtiğimiz hafta görme şansı bulduk.. Çin’de Haziran ayında kutlanan Dragon Bot Bayramı nedeniyle verilen bir günlük resmi tatile bir gün de biz ekleyerek, haftasonuyla da birleştirip, 4 günlük bir kaçış planı yaptık kendimize.. Bu plan için hedefimiz Tayvan’ın başkenti Taipei oldu.. Cumartesi sabahı gidip salı günü öğleden sonra dönecek şekilde biletlerimizi aldık, otel rezervasyonumuzu yaptırdık ve cumartesi sabah havaalanına doğru yola çıktık.. Air China’nın 11:30’da kalkan uçağı ile sıkıntısız bir yolculuk yaparak seyahatimize başladık..

Tayvan Taoyuan Uluslararası Havaalanı’na saat 13:00 gibi iniş yaptık. Uçaktan indikten sonra önce çoğunluğu takip ederek, sonra da işaretlere bakarak kolayca Vize Ofisi’ne ulaştık. Vize Ofisi pasaport kontrol noktasından hemen önce konumlandırılmış. İçerdeki görevli bayan bize birer adet başvuru formu verdi, biz de kendisine birer adet vesikalık fotoğraf verdik. Biz formu doldururken o da vizelerimizi hazırlamaya başladı.. İşlem oldukça kısa sürdü, ve ödeme kısmına geldik.. Nakit ödemek isterseniz, iki kişi için, 1600NTD (New Taiwan Dollar – Yeni Tayvan Doları) ödemeniz gerekiyor. Kredi kartı ile ödemek isterseniz 1636NTD oluyor vize ücreti.. Biz kredi kartı ile ödedik, vizeler basılmış şekilde pasaportlarımızı geri aldık ve hemen ilerdeki pasaport kontrol sırasına girdik.. Biraz ilerleyince farkettik ki, “arrival card” yani Tayvana giriş formunu almamışız.. Ben hemen sıradan çıkıp yan taraftaki masalarda bulunan formlardan iki tane alıp getirdim.. Sırada ilerlerken bir yandan da bu minik formları doldurduk, imzaladık.. Pasaport polisine formu, ve pasaportunuzu teslim ediyorsunuz, bu esnada bir de parmak izinizi alıyorlar ve kısa süren süreç sonrası işlemler tamamlanmış oluyor..

Pasaport kontrolünden geçtikten sonra aşağı indik ve bizi beklemekte olan bavullarımızı aldık.. Bavulları alıp dışarı çıkmadan hemen önce gördüğümüz döviz bürosunda para bozdurmaya karar verdik.. USD-NTD kurunun yaklaşık 34 olduğunu gördüm ve bu kurdan bir miktar NTD aldık.. Sonrasında hemen çıkıştaki döviz bürolarında da kurun aynı olduğunu görünce biraz rahatladım 🙂 Bu arada para bozduracaksanız havaalanında bozdurmanızı tavsiye ederim çünkü otellerde ve diğer yerlerde kuru daha düşükten hesaplıyorlar.. Bankalarda durum nedir bilemiyorum tabii, haftasonu gittiğimiz için bankalar kapalıydı.. Yazıda vereceğim fiyatlar NTD cinsinden olacak, RMB olarak hesaplamak için 5’e, TL olarak hesaplamak için ise 12’ye bölebilirsiniz 🙂

Bavulları alıp çıktıktan sonra sağa döndük ve otobüs duraklarına doğru ilerledik.. Bu arada ben raylı sistem kullanmayı düşünüyordum ama sorduğumuz yetkililer şehir merkezine otobüsle gitmenin daha mantıklı olduğunu söyleyerek beni ikna ettiler 🙂 Bunun üzerine 1819 numaralı otobüs için 125 NTDlik biletlerden iki adet aldık ve dışarı çıkarak otobüsün sırasına girdik.. Gelen otobüsler epey konforluydu, usb şarjından tutun da kablosuz internete (çok stabil değil ama olsun) kadar her türlü konfor vardı 🙂 Otobüsle, rotasının son durağı olan Taipei Main Station’a gidip ordan kırmızı metro hattı vasıtasıyla iki durak gitmeyi ve sonrasında otele yürümeyi planlamıştık, ki böyle de yaptık.. Ama daha sonra farkettik ki otobüsün duraklarından “Ambassador Hotel”de inip otele direk ordan yürüyebilirmişiz..

Otel konusunda ayrı bir paragraf açmak istiyorum bu arada.. Genelde kendimle övünmeyi sevmem ama Taipei seyahatimiz için mükemmel bir otel seçtiğimi söyleyebilirim 🙂 Neden diyecek olursanız şöyle sıralamaya başlayayım: Otelimiz, Yomi Otel, öncelikle merkezi bir lokasyonda, belli başlı bir çok atraksiyona metro (istasyon sadece 3-5 dk yürüme mesafesinde) ile veya kısa bir taksi yolculuğu ile ulaşılabilecek şekilde konumlanmış.. Otel küçük, butik bir otel(spor salonu, havuz, sauna vs yok) ama müşterisine sağladığı imkanlar bence gayet büyük.. Size otel içerisinde bedava wifi vermekle kalmıyorlar, otel dışında da kullanabilmeniz için 4G internet bağlantısına sahip bir gezici modem alabiliyorsunuz resepsiyondan, hem de ücretsiz.. Böylece kenti gezerken sürekli internete bağlı olmanın keyfini yaşıyorsunuz.. Beni tanıyanlar bilir, böyle bir güzellik yapan otele ben sadece şapka çıkarırım 🙂 Bu arada kenti gezerken şarjınızın bitmesi ihtimaline karşı, gene resepsiyondan gezici şarj aleti de alabiliyorsunuz.. Bisiklete binmeyi seviyorsanız otel size gün içinde kullanmak için ücretsiz bisiklet de veriyor.. B1 katında 7-10 arası verilen ücretsiz kahvaltının yanısıra masaj koltuğu, bilgisayar gibi extraları da bulabilirsiniz..

Gelelim otelin odalarına.. Öncelikle odalarda bulunan içecek ve yiyeceklerin ücretsiz olduğunu söyleyeyim.. Çok fazla çeşit yok ama elma, muz, bisküvit, patates cipsi gibi atıştırmalıklar gayet yeterli bence.. Yatak baş uçlarında her tür telefon ve tablet için şarj kablosu da gene standart.. Bunun dışında, gene benim için önemli noktalardan biri, banyoda Panasonic marka elektronik bidetlerden bulunuyor.. Odada da gene Panasonic’in hava temizleme makinesi var, ve odanın havasını sürekli tazeliyor.. Bunun dışında büyük ekran TVde bir çok yabancı kanal, ve vizyon filmlerini bulacağınız sinema sistemi mevcut.. Odadaki misafir formunu doldurup resepsiyona verirseniz size minik hediyeler de veriyorlar.. Daha ne olsun yahu 🙂 Sonuç olarak Yomi Hotel, Taipei’e yolu düşen herkese gözüm kapalı tavsiye edebileceğim bir otel..

Ilk gunumuzde ogleden sonra otele vardık ve odaya yerleştikten sonra, 4G modemimizi de resepsiyondan alıp, otel çevresinden kısa bir gezintiye çıktık.. 4G demişken, Tayvan’daki 4G hızını gördükten sonra naçizane düşüncem, başıma bir şey gelmeyecekse, hiç 5G’yi beklemeye gerek yok, 4G’ye geçelim, bizi senelerce götürür 🙂 Neyse, otel etrafında biraz yürüdük, bir starbucks bulup nefeslenelim istedik ama şunu farkettik ki gün içinde Taipei Starbucks’larda yer bulmak gerçekten çok zor.. Öğrenciler Starbucks’ları etüt salonu olarak kullandıklarından hemen tüm masalarda ders kitapları defterleriyle yayılmış öğrencileri görüyorsunuz.. Ben büyük masada oturanları sıkıştırdım ve kendimize bir yer yaratmış olduk 🙂 Sonrasında biraz daha yürüyüş yapıp otele geri döndük ve akşam yemeği için hazırlanmaya başladık.. Şangay’daki favori mekanlarımızdan biri olan Tayvan restoranı Din Tai Fung’un orijinal şubesine gitmeye karar vermiştik.. Bu baglamda akşam 8e doğru yola çıktık ve otel önünden bir taksiye binerek adresi söyledik ve restorana doğru yol almaya başladık..

Bu arada Tayvan’da konuşulan Çince’nin şu ana kadar duyduğumuz en güzel Çinçe olduğunu da eklemek isterim.. Çin’de bir çok farklı aksan olduğundan hemen herkes değişik bir şekilde konuşurken, Tayvan’da herkes sanki Çince öğretmeniymiş gibi güzel, temiz, aksansız bir Çince konuşuyor.. Bu bağlamda Tayvanlıların bizi, bizim de onları anlamamız epeyce kolay oldu.. Tabii Çincemizin yettiği kadarıyla 🙂 Bizi Din Tai Fung’a götüren taksi şoförüyle de yol boyunca güzel bir muhabbet ettik.. Taipei’de taksimetreler 70NTD den açılıyor.. Artış periyodunu bilmiyorum ama 5er 5er artıyor.. Otelden restorana 125 NTD tuttu.. Taksiden indik ve sıra bekleyen kalabalığı görünce doğru yere geldiğimizi anladık..

Kapıda sıra numarası aldık ve beklemeye başladık.. Başka müşterilerle masa paylaşmayı tercih ederseniz çok az bekleyerek veya hiç beklemeden içeri girebiliyorsunuz ama biz paylaşmayı tercih etmedik, ne de olsa evlilik yıldönümümüzdü, ayrı bir masada oturmayı tercih ettik 🙂 Yaklaşık 15 dk’lık bir bekleyişten sonra sıramız geldi, yukarı çıktık, yemeğimizi yedik, aşağı indik, hesabı ödedik (bu şubede sadece nakit geçiyormuş) ve dışarı çıktık..

Çıktıktan sonra, sevgili arkadaşımız Oğuz’dan almış olduğumuz tavsiyeye uyarak hemen yan taraftaki sokağa girdik ve burada ilerlemeye başladık.. Sağlı sollu minik hediyelik eşyacıların, cafelerin, restoranların oldu küçük bir sokaktı burası, ve adı da Yongkang Road idi, evet buradaki adaşı gibi kalabalık bir sokak 🙂 Gene Oğuz’un tavsiyesine uyarak Smoothie House adlı mekana uğrayıp oranın en ünlü tatlısı olan “Super Mango Snowflake Ice with Sorbet”ten da bir adet yemeyi ihmal etmedik.. O nedir diyecek olursanız, anlatması biraz zor, karlı buzlu mangolu dondurmalı, değişik bir tatlı diyebilirim kısaca 🙂 Ha bu arada fiyatı 180 NTD.. Tatlı sonrası ilk akşamımızı bitirelim dedik ve otele döndük..

İkinci güne otelde yaptığımız kahvaltı sonrası metro istasyonuna doğru yürüyerek başladık.. Yol üstünde Cama Cafe adlı mekandan birer kahve aldık ve elimizde kahveler metroya indik.. Metronun içinde bizden başka kimsenin bir şey yiyip içmediği dikkatimizi çekti.. Acaba tesadüf mü dedik ama biraz sonra metroda yeme-içmenin yasak olduğu, cezasının ise 7500 NTD olduğunu belirten uyarı levhalarını görecektik 🙂 Neyseki kimse bize ceza kesmeye yeltenmedi.. Taipei 101 durağına geldik ve metrodan indik..

Bu arada metro ile ulaşım için iki seçeneğiniz var.. Ulaşım kartı alıp içine para yükleyebilirsiniz.. Veya her seferinde jeton alabilirsiniz.. Biz kart işlemleri ile uğraşmaya üşendik açıkçası ve her seferinde makinelerden jeton aldık.. Gideceğiniz yere göre makinenin hemen üstüne yapıştırılmış haritadaki durakların üzerinde ilgili jeton fiyatı yazıyor.. Misal Taipei 101 için 25 yazıyordu.. Bu durumda makineden 2 adet 25 NTD lik jeton istedik, paranın girişini yaptık ve makine jetonlarımızı bize verdi.. Çok şehir dışına çıkmadığınız sürece hemen tüm duraklara 20-25NTD vererek ulaşabiliyorsunuz..

Durağın adından da anlaşılacağı üzere ilk hedefimiz kentin ünlü gökdeleni Taipei 101’i görmekti.. Bu bağlamda hemen binanın içine girip biletlerimizi almak üzere 5. kata çıktık.. Bilet gişesine gelmeden hemen önce favori çaycımız TWG Çayları’nın mağazasına uğramayı ihmal etmedik tabii 🙂 Sonrasında gişeden tanesi 500NTD olan biletlerden iki adet alarak asansör sırasına girdik.. Kuyruk çok uzun değildi, yaklaşık 5 dk sonra asansördeydik.. Dünyanın en hızlı asansörüne (dakikada 600 metre) binerek kısa süre sonra 89. kata varmıştık bile..

89. katta dolaşarak kenti 360 derece görebiliyorsunuz.. Özellikle hava açık ve güzelse görebildiğiniz alan da o kadar geniş ve net oluyor.. Biz de dört bir taraftan kenti gözlemledik.. En çok sevdiğimiz husus, şehrin her tarafında çok güzel basketbol sahaları olmasıydı.. Basketbola verilen önemle Taipei bir kez daha gönlümüzü almayı başardı 🙂 Merdivenle 91. kata çıktık ve buradaki balkon vasıtasıyla bir de açık havadan izleyelim dedik kenti.. Ne varki rüzgar nedeniyle küçük nir kısmı açıktı sadece, zaten hava da epey sıcaktı, kısaca dışarda durup hemen içeri girdik..

Çıkış için ise 88. kata gitmemiz gerektiğini öğrendik.. Gene merdivenleri kullandık ve öncelikle bizi bekleyen 730 tonluk çelik bir topla karşılaştık.. Bu top ve ona bağlı rüzgar damperleri (“Wind Damper”) aşırı rüzgar ve deprem halinde binanın stabil durmasını veya en az etkiyle sarsılmasını sağlıyorlarmış.. Çelik top sonrasında çıkış yoluna doğru hızlıca ilerledik ve asansöre binerek 5. kata indik.. Biraz alışveriş merkezi içinde dolaştıktan sonra B1 katında inip oradaki restoranlardan birini (Tepenyaki) seçip öğle yemeğimizi yedik..

Taipei 101’e veda ettikten sonra yakınlarda bulunan SOGO Alışveriş Merkezi’ne yürüyelim dedik.. Son zamanlardaki favorim olan Under Armour marka spor ürünlerinin Tayvan fiyatlarını merak ediyordum.. Çin fiyatları epey yüksek çünkü 🙂 Sogo’ya yürürken Starbuck’ta bir kahve molası vermek istedik ama öğrenciler sağolsun tüm katları doldurmuşlardı gene, biz de kahveler elimizde yürümeye devam ettik.. Bu arada hafiften yağmur atıştırmaya başlamıştı ama çok rahatsız etmiyordu..

Sogo’nun direk 10. katına çıktık spor katı olması nedeniyle.. Hemen her markanın ürünleri mevcuttu.. Baktık ama almadan aşağı indik 🙂 Gene yakınlarda Under Armour mağazası olduğunu gördüm, ne de olsa sürekli online idim otelimizin 4G’si sağolsun 🙂 Sogo’dan çıkıp oraya yürürken yağmur biraz daha artmıştı.. Under Armour çıkışında ise artık rahatsız edici boyutlara gelen yağmur nedeniyle günü erken bitirmeye karar verdik ve ilk bulduğumuz taksiye atlayıp otelin yolunu tuttuk.. Bu arada yağmur iyice şiddetlenmişti.. Taksiden inip otele girene kadar neredeyse sırılsıklam olduk.. Yağmur dinene kadar güzel bir uyku çektik otelde 🙂

Uyandığımızda hava kararmıştı, yağmur dinmişti ve biz dinlenmiştik.. Taipei’in ünlü Night Market’lerinden (gece pazarı) birini gezelim dedik ve otelden çıkıp gene metroya doğru yürümeye başladık.. Bu sefer istikametimiz Jiantan istasyonu ve sonrasında hemen orada bulunan Shilin Night Market idi.. Mekanı bulmamız gayet kolay oldu ve kalabalık ve dar sokağa dalıverdik.. Burada sağlı sollu küçük dükkanlar mavcut.. Bir çoğu giyim, kuşam, hediyelik eşya vs satıyor.. Bir yerden sonra yiyecek/içecek zaten dükkanlar/büfeler/el arabaları başlıyor.. Çeşit çeşit yiyecekler bulmak mümkün..

Biz açılışı Nutellalı Krep ile yaptık.. Sonrasında yıkanmış, temizlenmiş, soyulmuş meyve satan mekanlardan birinde durduk ve bir kaç çeşit meyve aldık.. Meyveleri yiye yiye Shilin Night Market içerisinde dolaşmaya devam ettik.. Son olarak bir de Prince Cheese dedikleri peynirli kumpir benzeri yemeği tatmak istiyordum ama önünde epeyce sıra olduğundan ve yürümekten belcağızlarım ağrıdığından vazgeçtim.. Yol üzerinden bulduğumuz taksiye binerek otele geri döndük ve ikinci günümüzü bu şekilde sonlandırmış olduk..

Üçüncü günümüze Tayvan’ın görülmesi gereken yerlerinden biri olan “Chiang Kai-shek Memorial Hall”u, yani Chiang Kai-shek Anıt Salonu’nu ziyaret ederek başlamak istedik.. 1948-1975 yılları arasında, o zamanki adıyla Çin Cumhuriyeti’nin başkanlığını yapan Chiang Kai-shek anısına yapılmış olan bu anıta gitmek için aynı isimli metro istasyonuna gitmeniz yeterli oluyor.. Büyük bir bahçe içerisinde inşa edilmiş olan bu anıtın etrafında ayrıca Ulusal Tiyatro ve Ulusal Konser Salonu bulunuyor. Salon içerisindeki odalarda Chiang Kai-shek’ın hayatı ile ilgili detaylı bilgilere, fotoğraflara ulaşabiliyorsunuz..

Anıt ziyaretimiz sonrasında sıcak havanın da etkisiyle susuz düşen vücudumuzu tazelemek amacıyla yolumuzu bir kez daha Yongkang Sokağı’na çevirdik ve oradan aldığımız meyve sularını Yongkang Parkı’nda, gölge altına oturup içiverdik.. Biraz dinlendikten sonra yürüme mesafesindeki Daan Parkı’nı ziyaret etmek üzere yola koyulduk.. Beş dakika içerisinde parka varmıştık bile.. Orijinal adı “Daan Forest Park” olan, kentin merkezinde 26 hektar alana yayılmış bu park içerisinde bir çok aktivite yapmak mükün.. Çocuğunuz varsa çocuk parkına getirebilirsiniz, spor seviyorsanız parkta koşabilir veya basketbol oynayabilirsiniz, hayvan seviyorsanız sincapları, güvercinleri besleyebilirsiniz, doğa seviyorsanız göl kenarına oturup yeşili seyredebilirsiniz.. Kısacası şehrin içinde şehirden uzakta olmak için ideal bi yer Daan Parkı..

Daan Park yürüyüşümüz sonrası YongKang Sokağı’na geri döndük ve buradaki lokal Beef Noodle restoranında öğle yemeğimizi yedik.. Restoranın kapısında CNN’in kendilerini haber yaptığı yazıyordu ama yemeklerinin öyle ahım şahım olduğunu söyleyemeyeceğim.. Hepsini bitiremedik zaten noodle’ın.. Ordan çıkıp meyveciye uğrayarak bir kaç meyve aldık ve öğünümüzü bu şekilde tamamlamış olduk 🙂

Bir sonraki hedefimiz kentin ünlü tapınağı Longshan Temple oldu.. Tapınakla aynı ismi taşıyan metro istasyonunda indikten sonra yolumuzu kolaylıkla bulduk.. Tapınak dua etmeye gelen yüzlerce insan ve bizim gibi yüzlerce turist ile doluydu.. Dua edenleri rahatsız etmemeye çalışarak tapınağın içerisinde kısa bir tur attıktan sonra dışarı çıktık ve hemen yakındaki Bo-Pi-Liao Tarihi Caddesi’ne doğru yürüdük.. Ne varki burasının pazartesi günleri ziyarete kapalı olduğunu öğrendik.. Bunun üstüne günün yorgunluğunun da etkisiyle hemen bir taksiye atladık ve otelin yolunu tuttuk..

Bir kaç saat dinlendikten sonra akşam yemeği için otelin etrafını keşfetmeye karar verdik.. Otelden güneye doğru inerek Nanjing Caddesi’ne çıktık.. Cadde isimlerinin tanıdık gelmesini çok sevdik 🙂 Bir kaç restoranın menülerini inceleyip pek beğenmedikten sonra tercihimizi gene Din Tai Fung’dan yana kullandık.. Bu sefer başka bir şubesine girerek akşam yemeğimizi yedik.. Sonrasında Müge’nin iki gündür istediği Milföy Tatlısını bulduk ve onu da alıp otele geri döndük 🙂

Dördüncü ve son günümüzde uçuşlarımızın öğle saatlerinde oluşundan dolayı çok fazla bir şey yapamadık.. Kahvaltının ardından çantalarımızı toparladık.. Otelden çıkışımızı yaptık.. Havaalanına gitmek için bu sefer Uber servisini denemek istedik.. Kent merkezinden Taoyuan Havaalanı’na 1050NTD sabit ücretle gidiyor Uber araçları.. Gelen arabaya bindik ve havaalanına doğru yola koyulduk..

Müge’nin iş seyahati olduğundan Hong Kong’a geçmesi gerekiyordu.. Onun uçağının Terminal 1’de, ve 1 saat daha geç olması nedeniyle önce Terminal 2’ye gittik, benim işlemlerimi hallettik ve ben içeri girerken Müge de beni yolcu edip Sky Train ile Terminal 2’den Terminal 1’e doğru yol almaya başlamıştı.. Güvenlik kontrol, pasaport kontrol, uçağa biniş, kalkış, yolculuk, gayet sorunsuz ilerledi.. Ta ki inmeye yaklaşana kadar.. 🙂

“Yarım saat içerisinde inmiş olacağız” anonsunun yapılmasından yaklaşık 5-10 dk sonra sol kanattan PAAT diye bir patlama sesi geldi, aynı anda bir ateş çıktı ve söndü.. Sol kanat tarafındaki acil çıkışta oturduğum için herşey tam yanımda meydana geldi.. Bu anlık patlama ve ateşin ardından bir de yanık kokusu geldi içeriye.. Hostesler telaşlı bir şekilde pencerelerden kanata doğru bakıp ne olduğunu anlamaya çalıştılar.. İşin ilginci görünürde hiç bir şey yoktu.. Herhangi bir sarsıntı vs. hiç bir şey olmamıştı..

Biraz sonra pilotlardan biri geldi, o da gene pencerelerden sol kanada bakıp bir şeyler görmeye çalıştı.. Ama anormal bir şey göremediler.. Hostese sorduğumuzda pilotun kontrol ettiğini, herşeyin yolunda olduğunu söyledi, bizi rahatlattı.. Sonrasında zaten sorunsuz bir şekilde indik Şangay’a ama o an tam olarak ne oldu çok merak ediyorum 🙂

Velhasıl, Taipei seyahatini heyecanlı bir şekilde tamamlamış oldum.. Şehir olarak Taipei’i çok beğendim, Müge de benimle aynı fikirde.. Asya’da Şangay dışında yaşanabilecek kentler sıralamasında Singapur ve Hong Kong ile birlikte Taipei’i de sayabilirim yani artık 🙂