Şanghay’dan Kitakyushu’ya Başka Türlü Bir Şey (Bölüm-2)

İlk bölümüyle sansasyon yaratan, yetmiş milyon tarafından ilgiyle okunan ve heyecanla ikinci bölümü beklenen Kitakyushu gezisinin beklenen bölümü nihayet geldi 🙂 Buyrun, keyifli okumalar.. 

Kitakyushu’daki ilk akşamımızda İsmail ve Clara önce bize kenti gezdirdiler.. Çok büyük bir şehir olmadığı için merkez kısmını yürüyerek, bir yandan muhabbet ede ede rahatlıkla gezebildik.. Akşam yemeği için ise Izakaya tarzı bir restoranı tercih ettik.. Ayakkabıları çıkararak girdiğimiz ve Japon tarzı alçak masalara oturduğumuz bu mekanda sınırsız içecek söyleyip yanına istediğiniz yemekleri ilave ederek karnınızı doyurabiliyorsunuz.. Bir süredir vejeteryan beslenmeyi tercih eden İsmail ve ondan bu konuda desteğini esirgemeyen Clara kendilerine sebzeli yemekler ısmarlarken, Evren ve bana epeyce bir etli yemek söylediler.. Gelen yemekler gayet lezzetliydi, çok güzel bir akşam yemeği yemiş olduk..

Yemek sonrasında gene Kitakyushu sokaklarında turladık.. Bu esnada Japonya’da çok popüler olan “Print Club” konseptini deneyerek öğrenmeye karar verdik.. Print Club denilen olay aslında normalden biraz daha büyük bir vesikalık fotoğraf kulubesi.. Önce hemen dışarıdaki makineye parayı yatırıyor ve sonrasında beraberce kulübeye giriyorsunuz.. Buradaki ekran siziyönlendiriyor ve içeride 5-6 kez fotoğrafınızı çekiyor.. Siz de bu esnada değişik pozlar veriyorsunuz.. Bu pozlar öncelikle photoshop’lanmış olarak (gözler büyüyor/küçülüyor, suratlar pürüssüzleşiyor vs.) size geliyor, daha sonra da kendiniz gene dışardaki ekranları kullanarak istediğiniz efektleri uyguluyorsunuz.. Epey komik fotoğraflarımızın olduğunu söyleyebilirim bu işlem sonucunda 🙂 Print Club macerası sonrasında bir Salsa Bar’da bir şeyler içtikten sonra İsmailler evlerine Evrenle ben de otelimize dönerek ilk akşamımızı noktaladık..

Cumartesi günü otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra saat 10 gibi İsmaillerle buluşarak ikinci günümüze başladık.. Sabahtan minik bir lokal tapınak ziyaretinden sonra, günün ilk kısmında Kitakyushu’nun Mojiku kasabasını ziyaret etmeye karar verdik.. Bunun için öncelikle rotamızı tren istasyonuna çevirdik ve biletlerimizi alıp Mojikuya gidecek olan trene atladık.. Kısa bir yolculuğun ardından Mojikuya ulaştık.. Kyushu adasını Japonyanın en büyük adası olan Honshu adasına bağlayan köprüyü de içerisinde barındıran Mojiku sokaklarında biraz yürüdükten sonra turumuza bisikletlerle devam etmeye karar verdik.. Dört adet bisikleti kiraladıktan ve dükkandan gideceğimiz rota ile ilgili detaylı bilgiler aldıktan sonra yola koyulduk..

Kiraladığımız bisikletler elektrikliydi ama değişik bir mantıkla çalışıyorlardı.. Şanghay’daki elektrikli bisikletlerde ya elektriği iptal edip pedal çevirerek gidersiniz, ya da elektriği açıp hiç pedala basmada ilerlersiniz.. Halbuki Mojiku’da kiraladığımız bu bisikletlerde elektriği açtığınızda da pedal çevirmeniz gerekiyor.. Elektrik sadece çevirdiğiniz pedalla daha hızlı gitmenizi sağlıyor.. Aslında tembellikten kurtarıyor sizi bu bisikletler.. Ben kondüsyonuna güvenen biri olarak gezimiz boyunca genelde elektriksiz gittim, sadece yokuş yukarı çıktığımız bazı yerlerde elektriğin yardımını aldım 🙂 Bisikletlerle çizdiğimiz rotayı en iyi bilen kişi olan Clarayı takip ettik genelde..

İlk hedefimiz ada değiştirerek Honshu adasına geçmekti.. Bunun için ise denizin altına inşa edilmiş, yayalar ve bisikletlilere özel tüneli kullanmamız gerekiyordu.. Önce asansöre binerek tünelin olduğu seviyeye kadar indik.. Daha sonra ince uzun bir yoldan deniz altı tüneli yürüyüşümüz başladı.. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Kitakyushu’ya Başka Türlü Bir Şey (Bölüm-1)

“Kitakyushu’yu bilmeyeniniz yoktur” şeklinde başlarsam sanırım terbiyesizlik etmiş olurum 🙂 Bugüne kadar sitede bahsi geçen seyahatlerin hepsi Çin’in veya Asya’nın bilinen yerlerine yapılmış seyahatlerdi, bu sefer ise büyük ihtimalle çoğunuzun ilk kez adını duyduğu bu şehre yaptığım haftasonu ziyaretinden bahsetmeye çalışacağım kısaca.. Kitakyushu, Japonya’nın en büyük üçüncü adası olan Kyushu’daki Fukuoka bölgesinde yer alan şehirlerden bir tanesi.. Tokyo’dakilere sorsanız “Kitakyushu nerdedir” diye, “Orası neresi” diye sorarlarmış, o derece 🙂 Ha diyeceksiniz ki, senin ne işin vardı o zaman Japonya’nın bilinen bölgeleri dururken buraya gidiyorsun; ben de diyeceğim ki çok sevdiğimiz saydığımız bir arkadaşı yerinde ziyaret etmek istedik.. Detayları merak ettiniz biliyorum, başlıyorum anlatmaya 🙂

Öncelikle bilmeyenler, veya unutanlar için Başka Türlü Bir Şey‘i tekrar hatırlatayım.. Sevgili Özcan ve İsmail’in yaptıkları dünya turunun ismiydi Başka Türlü Bir Şey.. Özcan ile üniversiteden sınıf arkadaşıyıydık, İsmail ile de dünya turu kapsamında Şanghay’ı ziyaret ettiklerinde tanıştık ve hemen kanımız kaynayıverdi 🙂 Dünya turu sonrasında yerleşik düzene geçen sevgili arkadaşlarımızdan Özcan Türkiye’de İsmail ise Japonya’da ikamet ediyor.. Siteyi takip edenler hatırlayacaklardır, Özcan ile geçtiğimiz Ocak ayında yaptığımız Boracay tatili esnasında buluşmayı başarmıştık.. İsmail ile böyle ilginç bir buluşma ayarlayamadığımız için, onu yerinde ziyaret etmeye karar verdik 🙂 Karar verdik derken, bu ziyareti eski Şanghaylı arkadaşımız Evren ile birlikte planladık ve hayata geçirdik.. Tabii hayata geçirmeden önce gerekli mercilerden (şirketten 1 gün izin, Müge’den 3 gün izin vs.) izin almayı da ihmal etmedik 🙂

İstanbul’da ikamet eden Evren ile Şanghay’da ikamet eden Dinçer’in Kitakyushu’da ikamet eden İsmail’i ziyaret etmesi takdir edersiniz ki her zaman olabilecek bir durum değil.. Bu planın çıkış noktası temel olarak Evren’in Asya’ya yapacağı iş seyahati oldu.. Bu seyahat esnasında Evren Kore’den Çin’e geçecekti ve arada 3 gün kadar boşluğu vardı.. Cuma, cumartesi ve pazar günlerine denk gelen bu boşluğu İsmail’i ziyaret ederek değerlendirme fikri de gene kendisinden çıktı.. Ben de tabii ki kendisine hemen destek oldum ve İsmail’e plandan bahsettik.. Şansımıza İsmail’in de tatil olduğu bir haftaya denk gelmesi onun da Cuma gününün boş olmasını sağladı ve 3 günlük bu tatili resmiyete dökmeye karar verdik..

Ben, Cuma gündüz çıkışlı ve pazar akşam dönüşlü Şanghay-Fukuoka biletlerimi alırken, aynı esnada Evren zamanları aynı olan Seul-Fukuoka biletlerini ayarlıyordu.. Evren’in bilet macerası biraz uzun sürse de sonunda başarıyla biletlerini aldı.. BravoFly tarafından bilet kesilmemesine rağmen çekilen parasını ise yazı yayına hazırlandığı esnada henüz geri alamamıştı 🙂 Bu seyahat sayesinde şunu da öğrenmiş olduk: Fukuoka öyle güzel bir yerdeymiş ki, Şanghay’dan 1.5 saatte, Seul’den ise sadece 1 saat 20 dk uzaklıkta yer alıyor.. İstikametimiz Tokyo, Osaka gibi bilinen şehirler olsaydı bu süre daha fazla olacaktı.. İsmail’e yaşamak için Fukuoka’yı seçmesinden ötürü teşekkür ediyoruz 🙂

Cuma öğlene doğru bindiğim Air China uçağı beni hemen öğleden sonra Fukuoka’ya indirdi.. Yazının devamı için tıklayın…