Şanghay’dan Boracay’a Başka Türlü Bir Şey (2)

Boracay seyahatimizle ilgili yazıyı biraz uzun yazdığım için iki bölümde yayınlamaya karar verdim.. İlk bölümü sabredip sonuna kadar okuyanlar bileceklerdir, en heyecanlı yerinde bırakmıştım 🙂 Bıraktığım yerden devam ediyorum.. 

Baktım ikinci günün sonunda hala kendimi tam olarak iyileşmiş hissetmiyorum, doktorun B planına geçmeye karar verdim ve akşam yatmadan attım antibiyotiği ağzıma.. Antibiyotikten midir, yoksa zaten gribin doğasından mıdır bilemiyorum bir sonraki gün çok daha iyi hissediyordum kendimi.. Üç gün almam gereken ilaç beni daha ilk günden iyileştirmişti sağolsun.. Ama ben tabii diğer günlerde de almaya devam ettim n’olu n’olmaz diye..

Velhasıl üçüncü günümüz, yani Pazartesi günü itibariyle ben sağlığıma kavuşmuştum, Boracay ise güneşe kavuşmuştu.. O gün gerçekten de mükemmel bir hava vardı, bol bol güneşlendik, bol bol fotoğraf çektik, fotoğrafları sosyal medyada kullanarak bol bol arkadaşlarımızı imrendirdik 🙂 Bu arada ilk iki gün ayaklarımızı sokmakla yetindiğimiz denize de üçüncü gün itibariyle girmeye başladık.. Suyun biraz serin olduğunu eklemem gerekir ama klasik kural burada da geçerliydi, bir kere daldıktan sonrasında sorun kalmıyor 🙂 Bu arada Boracay’ın asıl yaz mevsiminin Mart-Nisan aylarında yaşandığını öğrendi Müge otel görevlilerinden, muhtemelen bu aylarda daha yakıcı bir güneş ve daha sıcak deniz suyu ile karşılaşmak olası.. Tatil planı yaparken aklınızda bulunsun 🙂

Pazartesi gününden adadaki son günümüz olan Cuma gününe kadar olan zaman aslında birbirine çok benzer geçti.. Tamamen tembellik üzerine kurulmuş beş gün yaşadık.. Bu arada yapılabilecek olan aktivitelerle ilgili fiyatla aldık fakat tembelliği bırakıp da hiçbirini yapamadık 🙂 Tripadvisor’da bir numara olan Ariels Point için kişi başı 1600RMB ödemeniz gerekiyormuş mesela.. Eğer kısa bir bot yolculuğu sonrasında ulaşacağınız bir adada bulunan kayalıklardan, 5-10-15 metrelik yüksekliklerden size denize atlama şansı veren bir aktivite ilginizi çekiyorsa Ariel’s Point tam size göre.. Alternatif olarak, daha az adrenalin içeren mavi yelkenli turları için ise 2 kişi için 1500PHP fiyat aldık.. Adanın etrafında, veya rüzgar durumuna göre tek bir yakasında yapacağınız 2-3 saatlik bu turda bir kaç yerden durum şnorkel molası da verebiliyorsunuz..

Akşamlarımız ise adadaki hemen herkesin yaptığı gibi D-Mall’da geçti.. Yaptığımız bir kaç denemeden sonra tadı en çok  hoşumuza giden restoran Yunan restoranı Cyma oldu, keşfettikten sonra hemen her akşam orada yemek yedik.. Alternatiflerinin çok olmasına rağmen ne zaman gitsek dolu olan bu restoran bana aslında bu adada iyi işletilen bir Türk restoranının da epeyce ilgi çekebileceğini düşündürdü.. Restoran konusunda yatırım yapmak isteyen vatandaşlarımıza duyrulur.. Bu işe girip de başarılı olan olursa bi Boracay tatili hediye eder artık bana 🙂

Bu arada seyahatimizin asıl bombası yazının başlığında da belirttiğim gibi Başka Türlü Bir Şey oldu 🙂 Bilmeyenler için kısaca tanıtmam gerekirse “Başka Türlü Bir Şey” adı altında dünyayı gezen İsmail ve Özcan’dan bahsediyorum.. Bu aralar İsmail Japonya’da Özcan ise Türkiye’de ikamet ediyor.. Ne var ki tam bizim Boracay seyahatinin bir hafta öncesinde Özcan’ın Çin’e bir iş seyahati çıktı.. Twitter’dan yaptığımız yazışmalarda toplantılar sonrası 3-4 gün boş vakti olduğunu söyledi ama kesin bir planı yoktu.. Tabii ki hemen kafasına girdim ve onu Boracay’a davet ettim, sonuçta dünya turu esnasında görmedikleri bir yerdi, gayet mantıklı bir teklifti ve Özcan da sağolsun beni kırmadı 🙂

Çarşamba sabahı erkenden Çin’den yola çıkan Özcan, Chengdu-Hong Kong-Manila-Kalibo-Boracay istikametinde ilerledi ve gecenin 11’inde bizimle D-Mall sahildeki barlardan birinde buluştu! Şanghay’da yaşayan biz, İstanbul’da yaşayan Özcan ile Filipinler’in Boracay adasında buluşmayı başarmıştık 🙂 Sarılma, hoşgeldin, beşgittin faslından sonra canlı müzik de çalan bu mekanda koyu bir muhabbete dalmıştık bile.. Bir süre sonra Özcan’ın yol yorgunluğu başgösterdiği için geceyi çok fazla uzatmadan otellerin yolunu tuttuk.. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Boracay’a Başka Türlü Bir Şey (1)

Mayıs 2012’den beri, yani neredeyse iki seneye yakın bir zamandır deniz-güneş-plaj içeren, yani bizim için aslında tembelliği konu alan bir tatil yapmamıştık.. 2013 senesinin sonuna doğru artık bu konuda bir adım atmamız gerektiğini düşündük ve araştırmalara başladık.. Sonuç olarak daha önce pek çok arkadaşımız tarafından da bize önerilmiş olan Filipinler’in ünlü adası Boracay’da karar kıldık.. İlk önce Çin Yeni Yılı haftasındaki ulusal tatilden faydalanıp gitmeyi düşündük.. Ne var ki tatil kararını biraz geç verdiğimiz için olsa gerek, karşılaştığımız fiyatlar bizi biraz ürküttü 🙂 Daha sonra, “neden Çin Yeni Yılı’nın hemen öncesinde gitmiyoruz ki” dedik kendi kendimize ve Ocak ortası için uçak ve otel araştırmalarına başladık..

Uçuş tercihimizi hem fiyat olarak hem de zaman ve lokasyon olarak en uygun seçenek olan Cebu Pacific Air’den yana kullandık.. Şöyle açıklayayım bu tercihimizi: Öncelikle Cebu Pacific Havayolları “low-cost” veya “budget” diye adlandırılan, bizim Pegasus’a benzetebileceğimiz şekilde çalışan bir şirket.. Biletlerin baz fiyatları oldukça düşük, bu fiyata sizin isteklerinize göre eklemeler yapılıyor.. Misal, 10kg’lık bir bagajım olacak derseniz fiyat birazcık artıyor.. Yemek yemek istiyorum derseniz biraz daha artıyor.. Acil çıkışta oturmak istiyorum derseniz biraz daha.. Ha bunların hiçbirini demezseniz, yani 6-7 kg’lık sırt çantamla, normal koltukta ve yemek yemeden uçarım diyorsanız biletiniz epeyce uygun fiyata gelecektir..

Zaman olarak bakınca Cebu Pacific’in gece 00:30 daki uçuşu bize epey mantıklı geldi.. Gece 04:00 gibi Manila’ya inip, bavulu alıp, transfer masasında gerekli işlemleri yaptıktan sonra saat 6:30da kalkıp Caticlan Havaalanı’na gidecek olan pırpırlı uçağa bindikten sonra detayları aşağıda anlatacağım şekilde sabah 09:00 gibi otelinize varıyorsunuz ve o andan itibaren denizin keyfini çıkarmaya başlayabilirsiniz.. Caticlan Havaalanı dışında bir diğer alternatif olan Kalibo Havaalanı’na giden bir uçuş tercih ederseniz, bu size yaklaşık 2 saatlik ekstra bir minibüs yolculuğuna mal olacaktır.. Bu nedenle biz Cebu Pacific Air’in Şanghay-Manila-Caticlan uçuşlarını tercih ettik ve verdiğimiz karardan ötürü kendimizle gurur duyduk 🙂

Otel olarak seçimimizi ise Sea Wind Resort adlı otelden yana kullandık.. Boracay’ın ünlü batı sahili üç bölüme ayrılıyor.. En kuzeyde 1 no’lu istasyon (Station-1), orta kısımda 2 no’lu istasyon (Station-3) ve en güneydeki kısım 3 no’lu istasyon (Station-3). Bizim seçtiğimiz otel Station-1’de yer alıyor, yani kumun en güzel, kumsalın en geniş olduğu yerde.. Barların, restoranların olduğu, kumsalın biraz daha küçüldüğü Station 2’ye ise yaklaşık 10-15 dakikalık yürüme mesafesindeydi otelimiz.. Sahilden keyifli bir yürüyüşle ulaşabildiğimiz için bir sorun teşkil etmedi bu durum.. Alternatif olarak “Tricycle” denilen lokal ulaşım araçları da sizi merkeze götürebiliyor.. Lokasyon bazında baktığımızda Sea Wind Resort’un mükemmel bir konuma sahip olduğunu söyleyebiliriz sonuç olarak..

Gelelim Boracay gezi notlarımıza.. Yok vazgeçtim, daha gelmeyelim, biraz öncesinden bahsedeyim 🙂 Cuma gecesi gerçekleşecek olan uçuşumuzun öncesinde Çarşamba günü gibi bende bir öksürük hasıl oldu.. Perşembe günü biraz daha artınce dedim işe gitmeyeyim, evde dinleneyim, ilaçsız atlatayım.. Perşembe akşamı itibariyle bir de hafiften ateş başlayınca dedik eyvah! Hasta hasta tatile çıkmak istemediğimiz için Perşembe akşam hastaneye yollandık ve şansımıza Filipinli bir doktora denk geldik.. Doktora kısaca dedim ki, “yarın uçuşumuz var, 24 saat içerisinde beni iyi et, Boracay’ın keyfini çıkarayım, antibiyotik, iğne, serum, ne istersen ver, rica ediyorum”.. Dedim demesine ama doktor pek oralı olmadı.. Öyle hemen antibiyotik veremeyiz dedi, bi izleyelim bakalım 2-3 gün dedi.. Bir de üstüne Boracay’a gidiyorsunuz ne güzel, imreniyorum size dedi.. Neyse ama, her ihtimale karşı kullanmamız için bir kaç ilaç da yazıp verdi sağolsun..

Cuma da işe gitmeyip dinlendim, bir haftalık tatil öncesi iki gün de evde yattım yani 🙂 Doktorun sözünü dinleyip antibiyotiğe başlamadık, ateş için ise Fenbid adı verilen hapı kullandık, kesinlikle tavsiye ederim.. Velhasıl Cuma gecesi yola çıkarken ben biraz nanemolla idim, Müge ise sağlıklı ama benim yüzümden biraz tedirgindi.. Şimdi annem bu satırları okurken o da tedirgin olacak gerçi ama hikaye mutlu sonla bittiği için rahat bir şekilde anlatabiliyorum 🙂 Bu arada hafiften burnum da akmaya başlamıştı, onu da ekleyeyim.. Yukarıda bahsettiğim Cebu Pacific’in 00:30 uçağıyla Manila’ya doğru hareket ettik.. Sabaha karşı Manila’ya vardık, pasaport kontrol sonrası bavulumuzu alıp transfer masasına bıraktık.. Orada bize ikinci uçuşumuzun biletlerini de verdiler ve ilgili kapıya doğru yönlendirdiler..

Sabah 06:30da Manila’dan kalkan pırpırlı uçağımız bizi Boracay’a en yakın havaalanı olan Caticlan’a bir saat içerisinde getirdi.. Minik bir havaalanı olduğu için hemen bavullarımızı aldık.. Bu sırada kullanacağımız para biriminden de bahsedeyim.. Filipinlerin para birimi Peso, kısaltması olan PHP’yi kullanacağım yazının ilerleyen kısımlarında.. 1 Amerikan Doları yaklaşık 45 Peso’ya denk geliyor.. 1 RMB ise 7.5 PHP. Peki ya Türk Liramız? 1 TL yaklaşık 20 PHP’ye denk geliyor.. Ben fiyatlardan bahsederken PHP kullanacağım için siz bu kurları kullanarak kafanızda istediğiniz birime göre bir bütçe çıkarabilirsiniz 🙂 Paranızı Manila’da havaalanında bozdurabileceğiniz gibi, Boracay’da da bir çok yerde dövizi PHP’ye çevirme imkanınız var..  Kurlar hemen her yerde aynı, veya birbirine çok yakın.. Bu durum ürün fiyatlarında da geçerli.. Turist bulmuşken kazıklayalım durumunu çok yaşamıyorsunuz yani..

Bavulları alıp tam dışarı çıkacakken sarı t-shirt’lü bir eleman bize yanaştı, Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Huangshan’a 3 Gün 2 Gece

Şangay Rehberi yeni bir misafir yazar kazandı.. Sevgili arkadaşımız Tuba’ya hoşgeldin diyorum öncelikle 🙂 Kendisi geçtiğimiz haftalarda haftasonunu pazartesi ile birleştirerek yaptığı 3 günlük Huangshan kaçamağını anlatacak bizlere.. Tuba’nın yazdıklarını okuduktan ve anlattıklarını dinledikten sonra biz de Müge ile aynı seyahatten, belki iki günlük versiyonundan, yapmaya karar verdik bile.. Ha ne zaman yaparız onu bilemiyorum 🙂 Sizleri Tuba’nın Huangshan izlenimleri ve gezi notları ile başbaşa bırakıyorum,kendisine çok teşekkür ediyorum bu güzel yazıyı hazırladığı için.. Bu arada son bir not, Tuba’nın bilgisayarının klavyesi İngilizce, bundan ötürü yazıda Türkçe karakterleri göremeyeceksiniz, dil takıntılı biri olarak çok içim gitti ama yazı uzun olduğu için tek tek düzeltmeyi gözüm yemedi walla 🙂 

Oncelikle bu siteye yazi yazabildigim icin cok mutluyum, site sahiplerini cok seviyorum o baska ama Asya’ da herhangi bir yere Onlardan once gidebilmis olmanin hakli gururunu da yasiyorum 🙂 Gidilen yerin ismi Huangshan (Yellow Mountain), bolge Anhui, Cin’ de bulunan en guzel daglardan biri. Hersey bir Cinli arkadasim ile acaba 2-3 gunluk bir yerlere gitsek mi muhabbeti ile basladi, oncelikle Harbin soz konusuydu ama hem sogukluk hem de daha fazla zaman gerektigi gerekcesiyle rotamizi cok methini duydugumuz Huangshan’ a cevirdik. Birkac yer ile fiyatlari check ettikten sonra sonunda yanimda Cinli birinin olmasinin verdigi guvenle local turda karar kirdik (fiyat farki cok oldugu icin). Soyle bir fikir vereyim, 3 gunluk tur icin yabancilara servis veren bir agenta 3500 rmb isterken (tabiki Ingilizce bilen tur rehberi ve ozel araclarla servis gibi luksleri var) biz local turla yaklasik 1000 rmb civarinda bir fiyat odedik.

Local turun ismi :中国国旅, [maalesef Ingilizce ismi yok 🙂 ]
Odenen miktar : turun bedeli 688 rmb idi ama biz 4 star otelde kalmak istedik o yuzden 140 rmb fark odedik. Bir de sigorta yapiyorlar (yabancilar icin 30 rmb, Cinliler icin 10 rmb)

Yani toplamda odedigim miktar seyahate baslamadan once 858 rmb oldu. Bunun yaninda cable car ve bazi yerlere giris icin ekstra ucret odemeniz gerekiyor, yeri gelince o bilgileri de verecegim. Bu tur fiyatina hicbir yemek ogununun dahil olmadigini belirtmek isterim, herseyi kendiniz karsiliyorsunuz. Bu kismi benim icin biraz zordu cunku hem local turla gidiyorduk hem de nasil bir yerde kalacagimizi bilmiyorduk, bu yuzden seyahate gitmeden once biraz alisveris yaptik, abur cubur seyler. Bir de her zamanki gibi ben yanima ekstra bir suru sey alarak 2 gunluk seyahat icin kucuk bir bavul hazirladim, tabiki o zaman bu bavulu dag basina goturemeyecegimi bilmiyordum 🙂 Hikayenin gerisini asagida bulacaksiniz:

1.gun (Cumartesi, 28 Aralik) : 6.30’ da People Square’de verilen adreste bulusma. Tur otobusleri cok luks degil ama 5-6 saatlik seyahatten sonra herhangi bir bel agrisi falan cekmedim, o yuzden en azindan rahatti diyebilirim. Aslinda dusuk sezon oldugu icin biz kac kisinin tura katilacagi konusunda emin degildik ama Cin’ de herhangi bir yerin dolu olmama ihtimalini atlamisiz, otobus full du ve genellikle biz yasli insanlarla seyahat edecegimizi dusunurken, %90’ ini genc ciftlerden ya da arkadas gruplarindan olusuyordu.
Cok sevimli, Huangshan’ in icinden olan bir tur rehberimiz vardi, Cince ismini soylemek zor oldugu icin ben ona Tomas adini taktim 🙂 Tabiki Tomas uzun bir konusma yapip turla ilgili bilgiler verdi (hepsi Cince). Beni en cok ilgilendiren kismi, bavullari dag tepesindeki otele goturemeyecegimiz ve Anhui icinde bir otele birakmamiz gerektigini soyledigi kisimdi. Benim gibi bir insan icin esyalarim olmadan bir otelde kalmak mumkun degil diye dusunurken bir baktim ki neredeyse ufak bir el cantasi ve ufak bir sirt cantasiyla dag basina cikmisim bile ve Tomas’ in ne demek istedigini ancak dagda merdivenleri cikarken sik sik mola vermek zorunda kaldigimiz zaman anladik. Degil bavul tasimak, ufak bir sirt cantasi bile fazla yuk bayanlar icin 🙂

5-6 saatlik bir yolculuktan sonra bavullari ve ekstra esyalari Anhui’deki bir otele biraktiktan sonra (parca basina 10 rmb oduyorsunuz bunun icin) cable car’a binmek icin once otobuse biniyorsunuz, 25 dakikalik kisa bir yolculuktan sonra cable car’a binip daga dogru cikiyorsunuz, iste bu manzara gorulmeye deger, butun yorgunlugunuzu unutuyorsunuz. (Cable car icin kisi basi 65 rmb odemeniz gerekiyor.) Ama o zaman daha herseyin yeni basladiginin ve bizi nasil bir yolun beklediginin bilincinde degildik. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Vietnam’a (Hanoi – Ha Long Bay)

Ho Chi Minh City’den Hanoi’ye uçuş yaklaşık olarak 2 saat sürüyor. Acil çıkış koltuğu bulamadığımızdan benim için pek konforlu bir yolculuk olduğunu söyleyemem ama gene de bir şekilde uyuklamayı başardım 🙂 Hanoi’ye indikten sonra hemen bavullarımızı aldık ve dışarı çıktık. Her ihtimale karşı kalacağımız otelden bizi almalarını istemiştik, otelin şoförünü hemen çıkışta bizi beklerken gördük ve kent merkezine doğru yol almaya başladık.

Hanoi Havaalanı’ndan kent merkezine yolculuk yarım saatten fazla sürdü. Otel olarak merkezde yer alan, Tripadvisor notları yüksek, fiyatı ise düşük olan Charming 2’yi tercih ettik ve herkese de kesinlikle tavsiye ederiz. Otele email atarak direk rezervasyon fiyatını da sormanızı tavsiye ederim, bizim şansımıza Agoda‘dan bile uygun fiyat bulduk 🙂 Bir de üzerine odamızı upgrade ettiler, daha ne isteyelim 🙂 Benim en çok hoşuma giden özellikleri odalarında bilgisayar olması, tabii bunun dışında kablosuz internet bağlantısı da mevcut, bir de son olarak tuvaletleri Türk gelenek göreneklerine uygun şekilde tasarlanmış 🙂

Otelin son derece güleryüzlü ve yardımsever personeli tarafından karşılandık, hızlı bir şekilde odamıza yerleştirildik ve hemen esyalarımızı yerleştirip şehir turu amacıyla aşağı indik. Resepsiyondan bir şehir haritası istedik, sağolsun ordaki arkadaş harita vermekle kalmadı, bize nereleri nasıl bir rota ile gezmemiz gerektiği konusunda da güzel bir bilgi verdi. Sonuç olarak, elimizde harita, yola koyulduk..

İlk amacımız bir sonraki gün yapacağımız Ha Long Bay turu için ödeme yapmak üzere Indochina Junks firmasının ofisini bulmaktı. Harita okuma konusundaki üstün yeteneğim sayesinde burayı bulmak hiç de zor olmadı 🙂 Ödemeyi yapıp turla ilgili bilgileri aldıktan sonra şehir turumuza devam ettik. Günü, otel etrafındaki, yani şehir merkezindeki (Old Quarter) yolları yorulana kadar yürümekle geçirdik (en çok Hoan Kiem Gölü etrafında takıldık),  ve sonrasında otelin yolunu tuttuk. Asıl amacımız olan Ha Long Bay turuna yorgun başlamak istemediğimizden dolayı erkenden yattık 🙂

Sabah 7 gibi kalkıp otelin restoranına indik. Açık büfe kahvaltıları yok ama açık büfe kadar, hatta belki de daha doyurucu ve lezzetli bir kahvaltı yaptığımızı söyleyebilirim. Kahvaltı sonrası eşyalarımızı toparlayıp çıkış yapmak üzere aşağı indik. Bu arada otel bize bir güzellik daha yaptı. Ha Long Bay turu sonrası bir gece daha burada kalacağımız için bavullardan birini burada bırakmak istedik. Otelin yaklaşımı gayet pozitif oldu ve bavulumuzu odada bırakmamızın yeterli olacağını söylediler.

Saat 8’de bizi otelden alıp Ha Long limanına götürecek servis minibüsüne bindik. Bizden başka sadece bir çift daha olduğu için rahat ve konforlu bir yolculuk yaptığımızı söyleyebilirim. Hanoi’den Ha Long’a gidiş yaklaşık olarak 3.5 saat sürüyor. Öğlene doğru limana vardık ve kısa bir bilgilendirmenin ardından bizi bekleyen Dragon’s Pearl II adlı tekneye doğru ilerlemeye başladık. Ha Long Bay turu için pek çok seçenek var. Biz seçimimizi gene Tripadvisor yorumlarını okuyup, resimleri ve fiyatları inceleyip yaptık ve sonuç olarak Indochina Junks adlı şirketin 2 gecelik turunda karar kıldık.

Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Vietnam’a (Ho Chi Minh City/Saygon)

Buradan Ayşe Arman’a seslenmek istiyorum öncelikle.. Yazdığı o yazıyla kim bilir kaç kişinin kafasına soktu Vietnam’ı, özellikle de Ha Long Bay’i ziyaret etme fikrini.. Müge de o yazıyı okuduktan sonra sürekli olarak beni Vietnam konusunda ikna etmeye çalıştı. Ve sonunda onun iş ziyaretini benim boş vaktimle birleştirip bu ülkeyi ziyaret etme fırsatını yakaladık.. Şunu da belirtmeliyim ki kesinlikle pişman olmadık.. Vietnam kesinlikle gezilip görülmesi gereken bir ülke.. Net.. 🙂

Benim perşembe gecesi geldiğim Ho Chi Minh City’e Müge önceki pazar gününden gelmiş, işlerini halletmeye başlamıştı.. Cuma günü de çalışmak durumunda olduğundan ben kentteki ilk günüme tek başıma sokakları turlayarak başladım.. Kaldığımız otel (Novotel Saigon Centre) lokasyon olarak epey merkezi olduğundan bir çok tarihi ve turistik mekana yürüyüş mesafesindeydi. Öncelikle Turtle Lake’i hedefledim, sonra yürüyüşe devam edip Savaş Kalıntıları Müzesi’ni (War Remnants Museum) ziyaret ettim, daha sonra rotamı güneye çevirdim ve Reunification Palace ve Notre Dame Katedrali’ni dışarıdan inceledikten sonra Merkez Postanesi’nin (Saigon Central Post Office) içine girerek soluklandım.. Sonrasında nehre kadar yürüyüşe devam ettim ve kafamdaki rotayı bitirmiş olmanın verdiği huzur ile otele geri döndüm 🙂

Buraya gelmeden önce yaptığım kısa (biraz tembelim evet) araştırmada motorsiklet yoğunluğu yüzünden yollarda yayalar için karşıdan karşıya geçmenin epeyce tehlikeli olabileceğini okumuştum ama yıllarını İstanbul ve Şanghay sokaklarında geçirmiş olmanın avantajıyla ortama hemen uyum sağladım ve bu konuda hiç sıkıntı çekmedim. Siz kendinizden emin, yavaş ama kararlı adımlarla karşıya geçin, gelen motorlular kendi rotalarını zaten size göre ayarlıyorlar merak etmeyin 🙂

Akşam saatlerinde haftasonu programımız için biraz inceleme yaptım, bir kaç yere mail attım ve sonunda iki adet günübirlik tur almanın mantıklı olacağına karar verdim 🙂 Tur şirketini seçerken ise gene Tripadvisor’daki yorumlari ve attığım emaillere verilen cevaplar içerisinde yaptığım değerlendirmeyi (cevap ne kadar hızlı, ne kadar bilgilendirici, ne kadar detaylı, ne kadar düzenli, imla kurallarına ne kadar uygun, yaklaşım ne kadar pozitif vb. gibi önem verdiğim noktalar var. Biraz takıntılıyım sanırım) baz aldım.. Sonuç olarak kazanan Tiger Tours oldu ve ilk günlük turumuzu bu şirket ile yapmaya karar verdik..

Tiger Tours müşterilerine özel turlar sunan bir şirket.. Böylelikle tur esnasında daha rahat hareket etme, tur rehberinden daha fazla bilgi alma gibi avantajlara sahip oluyorsunuz.. Tabiiki fiyatları grup turlarına göre biraz daha yüksek ama tur sonunda buna değdiğine karar verdik.. Bu sadece benim değil, Mügenin ve bizimle birlikte bu turları alan arkadaşının ortak fikriydi.. Eğer bu şekilde bir özel tur almak isterseniz, bu şirketi kesilikle öneririm.. Şirketin aynı zamanda kurucusu da olan Loan maillere gayet hızlı ve doyurucu şekilde cevap veriyor, kendisine bir kez de buradan teşekkür edeyim 🙂

İlk gün turumuzu ünlü Gu Chi tünellerine yapmaya karar verdik.. Yarım ve tam gün olmak üzere iki tane alternatifimiz vardı.. Şehirde geçirecek zamanımız kısıtlı olduğundan yarım günlük bir tünel turu yerine, Tiger Tour’un tam günlük turunu almak bize daha mantıklı geldi.. Bu tur kapsamında sabah otelden rehberimiz Mai ile birlikte ayrıldık ve yaklaşık 3 saatlik bir yolculuk sonrası turun ilk ayağı olan Black Lady Mountain’a ulaştık..

Dağın hikayesinden bahsedeyim kısaca.. Zamanında burada kocasıyla birlikte kara tenli bir kız yaşarmış.. Birbirlerini çok severlermiş.. Günün birinde savaş çıkmış ve kızın kocası savaşa gitmiş.. Adamdan uzun süre haber alınamayınca kıza talipliler gelmeye başlamış.. Kız bunları reddediyormuş ama en sonunda zorla da olsa adamın biri kızı kendisine ikinci hanım olarak almış.. Bu duruma dayanamayan kız ise kendisini bu dağdan atarak intihar etmiş.. O gün bugündür insanlar bu kızı cesaret ve güç sembolü olarak görüyor, bu dağa gelip dua ediyorlarmış..

Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay Metrosu’nda Bilet Almak

Şanghay metrosu bugüne kadar kullandığım en kullanışlı şehir metrosu diyebilirim sanırım.. Gerek kenti bir örümcek ağı gibi sarıyor oluşu, gerek fiyatların uygunluğu, sizi özellikle trafiğin yoğun olduğu zamanlarda istediğiniz yere hızlı bir şekilde ulaştırıyor. Sanırım şöyle söyleyebilirim; Şanghay’da metro ile ulaşamayacağınız bir yer yok gibi..

Şanghay’da kısa süreli bulunacaklar, metroyu kullanırken tek seferlik bilet almayı tercih ediyorlar genelde.. Bu durumda da ilk bilet alma maceraları biraz uzun sürebiliyor 🙂 Bu yazıda Şanghay metrosunu kullanırken tek seferlik bileti nasıl alabileceğinizi adım adım fotoğraflarla anlatmaya çalışacağım. Bu arada yazının fikrini veren ve fotoğrafların sahibi olan  sevgili Murat arkadaşımın eşi  ve aynı zamanda Doğu İncisi web sitesinin sahibi Burcu’ya da teşekkürlerimi sunmak isterim..

Öncelikle dil seçimi yaparak başlıyoruz bilet alma işlemine.. Bilet makinelerinden Çince ve İngilizce olarak iki dilde bilet alabiliyorsunuz.. Dokunmatik ekranın sağ üst köşesindeki “English” yazan düğmeye dokunarak ekran dilini İngilizceye çeviriyoruz..

Adım-1

Bir sonraki yapacağımız işlem, gideceğimiz durağı seçmek.. Bunun için önce hat seçimi yapmamız gerekiyor.. Gideceğiniz metro istasyonu hangi hattın üzerindeyse, ekranın alt kısmındaki ilgili hattın üzerine tıklıyorsunuz..

Adım-2

Hattımızı seçtikten sonra o hattın üzerindeki duraklar gelecek karşımıza.. Yapmamız gereken gideceğimiz durağı seçmek ve üzerine tıklamak.. Bu arada tıklamak diyorum ama aslında parmağımızla hafif bir dokunmak anlamına geliyor bu 🙂

Adım-3

Seçtiğiniz durağa göre sistem bilet fiyatını hesaplıyor ve size bir sonraki ekranda gösteriyor.. Bu ekranda yapmanız gereken almak istediğiniz bilet adetini girmek, birden fazla bilet alacaksanız ekrandaki toplam meblağ da eş zamanlı güncelleniyor..

Adım-4

Son olarak yapmamız gereken şey tabii ki alış-veriş kısmı.. Yani parayı veriyoruz, bileti alıyoruz 🙂 Bazı makineler sadece bozuk para kabul ederken bazıları hem bozuk para hem de kağıt banknotlarla çalışıyor.. İşlem yaptığınız makinenin tipine göre, ilgili meblağın makineye girişini yapıyorsunuz ve biletleriniz (ve gerekiyorsa para üstü) hemen aşağıdaki bölmeye düşüveriyor..

Adım-5 Adım-6

Aldığınız biletlerle turnikeye giriş yaparken sakın ha biletinizi bırakıp gitmeyin.. Tek seferlik biletler yolculuk sonuna kadar sizde kalmalı, gideceğiniz istasyonunuzun turnikesinden bu bileti kullanarak çıkış yapabilirsiniz, zaten çıkış turnikeleri tek seferlik biletleri geri vermiyor 🙂


Şanghay Televizyon Kulesi

Şanghay’da gezip tozarken kaçırmamanız gereken aktivitelerden biri de şehrin ünlü gökdelenlerinden/kulelerinden en az birine tırmanmak olmalı.. Şu an yapımı devam eden ünlü “Shanghai Tower”ı, yani Şanghay Kulesi’ni saymazsak gezip görebileceğiniz üç adet gökdelen mevcut. Bunlardan ikisini, isim vermek gerekirse, Dünya Finans Merkezi‘ni (Gençer ile) ve Jin Mao Kulesi‘ni (Müge ile) gezmiş ve yazılarını yazmıştım. Ne var ki, Şanghay Televizyon Kulesi’ni, orijinal ismiyle “Shanghai Oriental Pearl TV Tower”ı gerek anne ve babamla, gerek de Tuncay ve Elif ile beraber gezmeme rağmen yazısını yazmak bi türlü kısmet olmadı, kısmet bugüneymiş 🙂

Adından da anlaşılacağı gibi bir Televizyon Kulesi’nden bahsediyoruz, yani diğer ikisi gibi bir gökdelen tarzı bina söz konusu değil burada.. Zaten resmini görünce de farkı farkedeceksiniz 🙂 468 metrelik yüksekliğiyle dünyanın en yüksek 3. TV kulesi (Toronto ve Moskova TV kuleleri ilk ikide yer alıyormuş) olan bu yapıyı şehrin bir çok yerinden görebilmek mümkün; ziyaret etmek istiyorsanız ise metronun 2 no’lu hattına binip, Lujiazui’de inip azcık da yürümeniz gerekiyor.. Zaten bu durakta indikten sonra yukarıda bahsettiğim üç büyük ve uzun yapının tamamı yürüme mesafesine gelmiş oluyor..

Şanghay Televizyon Kulesi’nin çok farklı ve güzel bir tasarıma sahip olduğunu zaten siz de göreceksiniz, gerek gündüz, gerek de gece hava kararınca.. Bu tasarımda en çok dikkat çeken ise aşağıdan yukarı doğru boyut olarak küçülen üç adet küre.. Girişte eğer 180RMB’lik biletlerde alırsanız tüm bu kürelere çıkabiliyorsunuz.. En üstteki en küçük boyutlu küreye Uzay Modülü diyorlar ve burdan manzara epeyce güzel.. Bir alttaki kürede ise açık havaya çıkıp, altınızdaki şeffaf tabanda yürürken yükseklik korkunuz olup olmadığını anlayabilirsiniz 🙂 En altta bulunan en büyük kulenin içerisinde ise minik bir roller coaster yolculuğu yapabilir, veya atari tarzı oyunların olduğu eğlence merkezinde keyifli vakit geçirebilirsiniz..

Verdiği turistik hizmetin yanısıra, Şanghay “Doğunın İncisi” Televizyon Kulesi aynı zamanda kentin dokuz adet TV ve 10 adet de radyosunun yayınını gerçekleştiriyor.. Yapımına 1990 senesinde başlanıp, 1994’te tamamlanan bu kuleye yapacağınız ziyaretin sonunda zemin katta bulunan Şanghay Tarih Müzesi’ni de kesinlikle ziyaret etmenizi öneririm.. Tabii her ziyaret ettiğiniz katta sizleri bir çok hediyelik eşya seçeneği de bekliyor olacak 🙂

Not: Şanghay Televizyon Kulesi ile ilgili farklı bir değerlendirme yazısı okumak isterseniz sizlere babamın yaklaşık 1.5 sene önce kaleme aldığı yazısını buraya tıklayarak okumanızı da tavsiye ederim 🙂