Şanghay’dan Koh Phangan’a Sıcak Bir Tatil

Her ne kadar Tayland’a daha önce iki kez (Phuket ve Koh Samui) gitmiş olsak da, bu seyahatlerle ilgili siteye yazı yazma fırsatı bulamamıştım. Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğimiz Tayland ziyaretini ise yazmaya kararlıydım. Kendimize hedef olarak seçtiğimiz Koh Phangan adasından son derece memnun ayrılınca bunu herkesle paylaşma isteğim bir kat daha arttı ve hemen bu yazıyı yazmaya başladım 🙂

Tatilinizi Tayland’da yapmak istiyorsanız karşınıza bir çok seçenek çıkıyor. Ülkenin en popüler adaları olan Phuket ve Koh Samui dışında keşfedilmeyi bekleyen irili ufaklı bir çok ada mevcut. Biz bu sefer Koh Samui yakınlarındaki Koh Phangan adasını tercih ettik. Alternatif olarak Koh Phangan yakınlarındaki Koh Tao adası da tercih edilebilir veya her iki ada tek bir tatilde aradan çıkarılabilir.

Koh Phangan adasına Çarşamba gecesi yola çıkıp bir sonraki Salı akşamı Şangay’a dönmeyi planladık. Bu bağlamda uçak biletlerini inceledik ve en mantıklı seçeneğin Singapur Havayolları’nı kullanmak olduğuna karar verdik. Alternatif olarak Bangkok, hatta Phuket aktarmalı olarak Koh Samui’ye uçan (Koh Phangan’da havaalanı olmadığı için Koh Samui’ye uçmak gerekiyor önce) bir çok uçuş bulabilirsiniz. Bizim gidiş ve dönüşümüz hafta içi olduğundan Singapur Havayollarının fiyatları da epey uygundu (hatta bu nedenle mil kazanamadık!), ve Koh Samui’ye Singapur aktarmalı uçmaya karar verdik.

Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece saat 00:30 gibi kalkan uçağımız bizi sabahın ilk saatlerinde Singapura getirdi. Daha sonra Silk Air’e ait uçakla yaklaşık 1.5 saat süren yolculuk sonrası Koh Samui’ye vardık. Koh Phangan’da kalacağımız otelden (Buri Rasa Koh Phangan) havaalanında bizi almalarını istemiştik. Bavulları alıp çıkarken bizi bekleyen otel görevlisini gördük ve kendisi otel aracıyla bizi otelin teknesinin demirlediği iskeleye bıraktı. Otelin teknesi sabah 11:30 da hareket ediyor ve sizi kırk dakika içerisinde direk olarak otelin kumsalına bırakıyor. Alternatif olarak Koh Samui’nin ana limanına gidip Koh Phangan feribotuna binebilir, Koh Phangan limanında indikten sonra taksi tutup karayolu ile otelinize ulaşabilirsiniz.

Otel olarak seçimimizi Buri Rasa Village adlı otelden yana kullanmıştık. Genel olarak otelden son derece memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Lokasyon olarak adanın kuzeydoğusunda, daha sakin bir kesiminde kalıyor Buri Rasa. Biz de zaten çok çılgın bir çift olmadığımız için lokasyonun sakinliğini çok sevdik 🙂 Alternatif olarak adanın merkezi sayılan güney kısmındaki oteller incelenebilir. Buri Rasa’nın kumsalı ve gene kumlu/berrak denizi de çok hoşumuza gitti. Nisan ayı itibariyle hem havanın hem de deniz suyunun sıcaklığı en üst seviyedeydi, soğuk deniz sevmeyenler için ideal bir suya sahip Koh Phangan 🙂

Otelin önünde yer alan köy meydanı benzeri minik avlu, karşısında büyük HD ekranlarında spor yayını yapan bar, avludan içerilere doğru ilerledikçe sağlı sollu mağazalar ve restoranlar, bu minik bölgeyi bizim için gerçekten güzel kıldılar. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Xiamen’e Yılbaşı Kaçamağı

Sevgili eşim Müge’nin Şangay Rehberi’ne olan katkıları bitmek bilmiyor, maşallah diyelim öncelikle 🙂 Kendisi bu sefer de 2015 sonu ile 2016 başını kapsayan minik Xiamen tatilimiz ile ilgili bir yazı kaleme aldı.. Üç gecelik bu kısa yolculuğun detaylarını Müge’nin kaleminden aşağıda okuyabilirsiniz.. Kendisine teşekkürlerimi bizzat ileteceğim 🙂 Bu arada Müge’nin Not Defteri‘ne de göz atmayı unutmayın.. Bir çok faydalı yazı sizi bekliyor 🙂

Yaklaşık 8 senedir Şangay’da yaşamamıza rağmen Çin içinde çok bir yer gezdiğimiz söylenemez. Sanırım biraz tembellik, biraz plansızlık biraz da nasıl olsa Türkiye’den arkadaş eş, dost gelir beraber gideriz fikrinden dolayı Çin içi gezilerimiz bir şekilde ötelenmiş oldu. Xiamen epey zamandır özellikle yazın gidip deniz ve sahilin tadını çıkarmak istediğimiz bir şehirdi. Kısmet 2016’ya girdiğimiz yeni yıla geldi. Başka bir Asya ülkesine ya da Avrupa’ya plan yapma fırsatı bulamadığımızdan bari bu fıırsatı Xiamen için kullanalım dedik. Yalnız hatırlatalım Çin tatillerinde lokal turistin her yerde olduğunu unutmayın 😐

Neyse, sabah çok erken saatte Hongqiao’dan kalkan uçak ile yaklaşık iki saatlik bir yolculuk sonrası Xiamen’deydik. Bu arada Şangay’daki Hongqiao Havaalanı Terminal 2’nin epeyce geliştiğini de söylemeden geçemeyeceğim. Öyle ki, artık içerde sadece Starbucks değil, Wagas da bulunmakta. Eğer Japon mutfağı derseniz, farklı gate yanlarında sushi yiyebileceğiniz küçük büfeler de var. Hoş sabah erken saatte açık değiller ama öğle ya da akşam uçuşları için düşünülebilir.

Uçak yolculuğumuz sonrasında bavul alma işimizi kısa bir sürede halledip taksi ile otelin yolunu tuttuk. İlk Le Meridien Hotel tecrübemiz Xiamen’e kısmetmiş. Ben açıkçası iç dizaynını hiç ama hiç sevemedim. Odaların bulunduğu koridorlar çok karanlık. Asansör içi acayip loş. Büyük bir otel olmasına karşın lobi dışında hiç bir yer ferahlık hissi uyandırmıyor. Neyseki otelde çok fazla vakit geçirmedik. Onun dışında servis ve çalışanların yardımseverliği ve güleryüzlülüğü gayet iyiydi.

Otele yerleştikten sonra ilk durağımız Zhongshan Caddesi oldu. Xiamen’in İstiklal caddesi olan, arabaların giriş yapamadığı , sağlı sollu mağazaların bulunduğu ünlü caddenin batı tarafı sizi denize bağlayacak. Hatta bu yol sonunda Gulanyu Adası’na giden vapur iskelesine de ulaşabilirsiniz. (buradan kalkan vapurlar sadece akşam 5’ten sonra halka açık) Yaklaşık 200 mağazayı içinde bulunduran cadde yemek opsiyonu olarak bizlere pek bir şey sunmuyor 🙁

Ama yok ille lokal Çin lezzetleri denemek istiyorsanız, buradaki yeme içme opsiyonlarını deneyebilirsiniz. Biz bu caddeden çıkıp sahilin sol tarafında kalan bölümde (Indigo Oteli’nin çok yakınında) Starbucks, Kota’s Kitchen ve Brotzeit’ı bulduk. Bu arada Starbucks ve Kota’s Kitchen’ın manzaraları epeyce güzel. Bir kahve ya da yemek molası için tavsiye ederiz. Biz burada yemeğimizi yedikten sonra otele dönerek Yeni Yıl’a girmeden önce 2015’in son sporunu Otel Gym’inde yaptık. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Vietnam’a (Hanoi – Ha Long Bay)

Ho Chi Minh City’den Hanoi’ye uçuş yaklaşık olarak 2 saat sürüyor. Acil çıkış koltuğu bulamadığımızdan benim için pek konforlu bir yolculuk olduğunu söyleyemem ama gene de bir şekilde uyuklamayı başardım 🙂 Hanoi’ye indikten sonra hemen bavullarımızı aldık ve dışarı çıktık. Her ihtimale karşı kalacağımız otelden bizi almalarını istemiştik, otelin şoförünü hemen çıkışta bizi beklerken gördük ve kent merkezine doğru yol almaya başladık.

Hanoi Havaalanı’ndan kent merkezine yolculuk yarım saatten fazla sürdü. Otel olarak merkezde yer alan, Tripadvisor notları yüksek, fiyatı ise düşük olan Charming 2’yi tercih ettik ve herkese de kesinlikle tavsiye ederiz. Otele email atarak direk rezervasyon fiyatını da sormanızı tavsiye ederim, bizim şansımıza Agoda‘dan bile uygun fiyat bulduk 🙂 Bir de üzerine odamızı upgrade ettiler, daha ne isteyelim 🙂 Benim en çok hoşuma giden özellikleri odalarında bilgisayar olması, tabii bunun dışında kablosuz internet bağlantısı da mevcut, bir de son olarak tuvaletleri Türk gelenek göreneklerine uygun şekilde tasarlanmış 🙂

Otelin son derece güleryüzlü ve yardımsever personeli tarafından karşılandık, hızlı bir şekilde odamıza yerleştirildik ve hemen esyalarımızı yerleştirip şehir turu amacıyla aşağı indik. Resepsiyondan bir şehir haritası istedik, sağolsun ordaki arkadaş harita vermekle kalmadı, bize nereleri nasıl bir rota ile gezmemiz gerektiği konusunda da güzel bir bilgi verdi. Sonuç olarak, elimizde harita, yola koyulduk..

İlk amacımız bir sonraki gün yapacağımız Ha Long Bay turu için ödeme yapmak üzere Indochina Junks firmasının ofisini bulmaktı. Harita okuma konusundaki üstün yeteneğim sayesinde burayı bulmak hiç de zor olmadı 🙂 Ödemeyi yapıp turla ilgili bilgileri aldıktan sonra şehir turumuza devam ettik. Günü, otel etrafındaki, yani şehir merkezindeki (Old Quarter) yolları yorulana kadar yürümekle geçirdik (en çok Hoan Kiem Gölü etrafında takıldık),  ve sonrasında otelin yolunu tuttuk. Asıl amacımız olan Ha Long Bay turuna yorgun başlamak istemediğimizden dolayı erkenden yattık 🙂

Sabah 7 gibi kalkıp otelin restoranına indik. Açık büfe kahvaltıları yok ama açık büfe kadar, hatta belki de daha doyurucu ve lezzetli bir kahvaltı yaptığımızı söyleyebilirim. Kahvaltı sonrası eşyalarımızı toparlayıp çıkış yapmak üzere aşağı indik. Bu arada otel bize bir güzellik daha yaptı. Ha Long Bay turu sonrası bir gece daha burada kalacağımız için bavullardan birini burada bırakmak istedik. Otelin yaklaşımı gayet pozitif oldu ve bavulumuzu odada bırakmamızın yeterli olacağını söylediler.

Saat 8’de bizi otelden alıp Ha Long limanına götürecek servis minibüsüne bindik. Bizden başka sadece bir çift daha olduğu için rahat ve konforlu bir yolculuk yaptığımızı söyleyebilirim. Hanoi’den Ha Long’a gidiş yaklaşık olarak 3.5 saat sürüyor. Öğlene doğru limana vardık ve kısa bir bilgilendirmenin ardından bizi bekleyen Dragon’s Pearl II adlı tekneye doğru ilerlemeye başladık. Ha Long Bay turu için pek çok seçenek var. Biz seçimimizi gene Tripadvisor yorumlarını okuyup, resimleri ve fiyatları inceleyip yaptık ve sonuç olarak Indochina Junks adlı şirketin 2 gecelik turunda karar kıldık.

Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Vietnam’a (Ho Chi Minh City/Saygon)

Buradan Ayşe Arman’a seslenmek istiyorum öncelikle.. Yazdığı o yazıyla kim bilir kaç kişinin kafasına soktu Vietnam’ı, özellikle de Ha Long Bay’i ziyaret etme fikrini.. Müge de o yazıyı okuduktan sonra sürekli olarak beni Vietnam konusunda ikna etmeye çalıştı. Ve sonunda onun iş ziyaretini benim boş vaktimle birleştirip bu ülkeyi ziyaret etme fırsatını yakaladık.. Şunu da belirtmeliyim ki kesinlikle pişman olmadık.. Vietnam kesinlikle gezilip görülmesi gereken bir ülke.. Net.. 🙂

Benim perşembe gecesi geldiğim Ho Chi Minh City’e Müge önceki pazar gününden gelmiş, işlerini halletmeye başlamıştı.. Cuma günü de çalışmak durumunda olduğundan ben kentteki ilk günüme tek başıma sokakları turlayarak başladım.. Kaldığımız otel (Novotel Saigon Centre) lokasyon olarak epey merkezi olduğundan bir çok tarihi ve turistik mekana yürüyüş mesafesindeydi. Öncelikle Turtle Lake’i hedefledim, sonra yürüyüşe devam edip Savaş Kalıntıları Müzesi’ni (War Remnants Museum) ziyaret ettim, daha sonra rotamı güneye çevirdim ve Reunification Palace ve Notre Dame Katedrali’ni dışarıdan inceledikten sonra Merkez Postanesi’nin (Saigon Central Post Office) içine girerek soluklandım.. Sonrasında nehre kadar yürüyüşe devam ettim ve kafamdaki rotayı bitirmiş olmanın verdiği huzur ile otele geri döndüm 🙂

Buraya gelmeden önce yaptığım kısa (biraz tembelim evet) araştırmada motorsiklet yoğunluğu yüzünden yollarda yayalar için karşıdan karşıya geçmenin epeyce tehlikeli olabileceğini okumuştum ama yıllarını İstanbul ve Şanghay sokaklarında geçirmiş olmanın avantajıyla ortama hemen uyum sağladım ve bu konuda hiç sıkıntı çekmedim. Siz kendinizden emin, yavaş ama kararlı adımlarla karşıya geçin, gelen motorlular kendi rotalarını zaten size göre ayarlıyorlar merak etmeyin 🙂

Akşam saatlerinde haftasonu programımız için biraz inceleme yaptım, bir kaç yere mail attım ve sonunda iki adet günübirlik tur almanın mantıklı olacağına karar verdim 🙂 Tur şirketini seçerken ise gene Tripadvisor’daki yorumlari ve attığım emaillere verilen cevaplar içerisinde yaptığım değerlendirmeyi (cevap ne kadar hızlı, ne kadar bilgilendirici, ne kadar detaylı, ne kadar düzenli, imla kurallarına ne kadar uygun, yaklaşım ne kadar pozitif vb. gibi önem verdiğim noktalar var. Biraz takıntılıyım sanırım) baz aldım.. Sonuç olarak kazanan Tiger Tours oldu ve ilk günlük turumuzu bu şirket ile yapmaya karar verdik..

Tiger Tours müşterilerine özel turlar sunan bir şirket.. Böylelikle tur esnasında daha rahat hareket etme, tur rehberinden daha fazla bilgi alma gibi avantajlara sahip oluyorsunuz.. Tabiiki fiyatları grup turlarına göre biraz daha yüksek ama tur sonunda buna değdiğine karar verdik.. Bu sadece benim değil, Mügenin ve bizimle birlikte bu turları alan arkadaşının ortak fikriydi.. Eğer bu şekilde bir özel tur almak isterseniz, bu şirketi kesilikle öneririm.. Şirketin aynı zamanda kurucusu da olan Loan maillere gayet hızlı ve doyurucu şekilde cevap veriyor, kendisine bir kez de buradan teşekkür edeyim 🙂

İlk gün turumuzu ünlü Gu Chi tünellerine yapmaya karar verdik.. Yarım ve tam gün olmak üzere iki tane alternatifimiz vardı.. Şehirde geçirecek zamanımız kısıtlı olduğundan yarım günlük bir tünel turu yerine, Tiger Tour’un tam günlük turunu almak bize daha mantıklı geldi.. Bu tur kapsamında sabah otelden rehberimiz Mai ile birlikte ayrıldık ve yaklaşık 3 saatlik bir yolculuk sonrası turun ilk ayağı olan Black Lady Mountain’a ulaştık..

Dağın hikayesinden bahsedeyim kısaca.. Zamanında burada kocasıyla birlikte kara tenli bir kız yaşarmış.. Birbirlerini çok severlermiş.. Günün birinde savaş çıkmış ve kızın kocası savaşa gitmiş.. Adamdan uzun süre haber alınamayınca kıza talipliler gelmeye başlamış.. Kız bunları reddediyormuş ama en sonunda zorla da olsa adamın biri kızı kendisine ikinci hanım olarak almış.. Bu duruma dayanamayan kız ise kendisini bu dağdan atarak intihar etmiş.. O gün bugündür insanlar bu kızı cesaret ve güç sembolü olarak görüyor, bu dağa gelip dua ediyorlarmış..

Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Langkawi’ye Aktivite Dolu Bir Tatil

Bir tatil yazısı daha, ama bu sefer benden değil, malum yeteri kadar tatil yaptık bu sene 🙂 Geçtiğimiz haftalarda Malezya’nın Langkawi Adası’nı ziyaret eden sevgili arkadaşım, değerli hemşerim Evren, sağolsun, tatil gözlemlerini bizlerle paylaştı.. Kendisine buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyor ve sizleri Langkawi yazısıyla başbaşa bırakıyorum..

Her şey CNN’deki “Malaysia Truly Asia” sloganıyla başladı aslında 🙂 İnsanı biraz  merak da dürtmüyor değil. Asya’daki ziyaret ettiğim bilimum lokasyondan sonra sakin, güzel plajları olan, sessiz tropik bir ada ararken Langkawi rotama giriverdi. Aslında Malezya adalarından “Perhentian” adasına odaklanmıştım, CNN dünyanın en iyi plajları listesinde 6. sırada yer almasından dolayı. Fakat, ulaşımın meşakkatli olması, adanın altyapısının, bizim gibi rahatlık arayan birilerine pek de çekici gelmemesinden dolayı yönümüzü listede 21. sıradaki lokasyona çevirdik ve böylelikle  Langkawi’nin popüler bir resort adası olduğunu öğrenip keşfetmiş olduk 🙂

Langkawi, Malezya’nın kuzey batı kıyılarına 30 km uzaklıkta, Andaman denizinde, 104 tane irili ufaklı adadan oluşan, 2007’de Unesco tarafından Geopark ilan edilen bir takımada. Normalde nüfusunun 100.000 civarında olduğunu söylüyor taksici Abdul, yerel bilgi kaynagim 🙂 2009’da 2.4 milyon turistin adayı ziyaret ettiğini belirtmeden de geçmiyor .  Normalde sezon Kasım ayında başlayıp Ocak, Mart, bilemedin Nisana kadar devam ediyor 🙂  Lokal tursitin yanında, Asya uluslari ağırlıklı, dil ve din avantajından dolayı özellikle Endonezya, Rusya ve Avrupa ülkeleri ziyaretçileri. Rusya’dan kış zamanı direk Langkawi’ye charter uçuşlar varmış mesela.

Avrupalıların da Ağustos ayında başlayan tatillerinde adaya akın edeceklerini belirtti Abdul. Biz gittiğimizde  Ramazan ayı başlamıştı ve inanılmaz sakin bir ada bizi karşıladı. Ramazanın tek negatif yanı yerel halkın gündüz işletmelerini açmamaları.  Ayrıca bazı aktivitilerde sıkıntı olabiliyor, kişi sayısının yetersizliğinden ve bakım ve renovasyon calişmalarından dolayı.  Hava durumu açısından, sezon haricinde  bölge her ne kadar yağmurdan kaçamasa da, Langkawi’nin iklimi biraz daha ılıman. Güneşi bir şekilde yakalıyorsunuz. Bulunduğum sürede, sadece bir gün yağmur etkisini gösterdi,  o da maksimum 4 saat sürdü.

Ulaşım  Şanghay’dan, Pudong –Kuala Lumpur-Langkawi ( Malaysia Airlines) ya da Hangzhou’dan Air Asia ile önceden aldığınız takdirde cok cüzzi bir fiyata Hangzhou-Kuala Lumpur-Langkawi, en yakın alternatifler . İstanbul’dan, THY’nin Malaysia Airlines ile ortak uçuşundan direk Kuala Lumpur ve ordan iç hatlar Langkawi. Yalnız, Malaysia Airlines sitesinden biletinizi almanızı tavsiye ederim , farkı göreceksiniz 🙂 Ayrıca Qatar Airways ile Doha üzerinden 2 aktarma ile de uçabilirsiniz uzun bir tatil planlıyorsanız.

Langkawi Malay dilinde “Kızıl Kartal” demek. Bunun ne anlama geldiğini “Eagle Square”deki devasa kartal heykelini görünce ya da kartal beslemeye gittiğinizde anlayacaksınız 🙂 Beşiktaş’a gönül verenler daha farklı hissedebilirler bu aktivite esnasında. Adada yaklaşık 10 tane plaj var. Bunların bazılarında belirli kısımlar otellere tahsis edilmiş. En meşhuru Tanjung Rhu (yukarıda bahsettiğim listed adı geçen plaj),yarısı halka açık bir plaj. En haraketlisi ise Pantai Cenang. Pantai Cenang 18 km uzunluğunda, adanın en canlı plajı. Sadece burada su sporlarını yapabiliyorsunuz. Konaklama araçları, hostel, motel, yurt, hotel, kiralik bungalow ve kabinler. Resort hotellerin tek avantajı yüzme havuzları ve açık büfe kahvaltıları. Eğer bana plaj yeter, benim olayım macera aktivite diyorsanız çok masraf yapmadan bunu gerçekleştirebilirsiniz. Pantai Cenang’ın en büyük özelliği yürüme mesafesinde farklı restoranlara ulaşım kolaylığı. Diğer plajlarda konaklarsaniz bu lükse sahip değilsiniz,  otelde yemek zorundasınız ki pahali olur, ya da  taksiyle ulaşım sağlayarak yeme-içme sorununu halledebilirsiniz. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Xian’a Haftasonu Gezisi

Serkan ve Hemşonun gelişi bizim de Çin içerisinde turistik bir seyahat yapmamız için vesile oldu aslında.. Bu nedenle haftasonunu Çin’in turistik kentlerinden biri olan, hatta belki de Beijing ve Shanghai’ın ardından gelen, Xi’an şehrine ayırmaya karar verdik..

Xi’an’a yapacağımız bu haftasonu gezisini epeyce önceden planladığımız için biletlerimizi de erkenden, göreceli olarak uygun fiyata, cTrip sitesi aracılığıyla almıştık.. Cumartesi sabah erken gidişli ve Pazar akşam dönüşlü bu uçuş kişi başı 1060RMB tuttu..  Otel rezervasyonlarımızı da gene cTrip sitesini kullanarak önceden halletmiştik.. Cumartesi gecesi konaklamak için seçtiğimiz otel Xi’an şehir merkezinde, gayet merkezi bir lokasyonda bulunan Bell Tower Hotel oldu..

Dört yıldızlı olarak görünüyor olmasına rağmen çok fazla bir beklentiniz olmaması gereken bir otel kendisi.. Biz de zaten sadece bir gecelik konaklama için kullanacağımızdan dolayı, bize sunacağı lüksten ziyade lokasyon ve fiyat avantajını gözönünde bulundurduk.. Gecelik odabaşı kahvaltı hariç fiyatı 398RMB olan bu otelde kahvaltı için extra kişibaşı 50RMB ödemeniz gerekiyor.. Biz kahvaltısını pek kendimize göre bulmadığımızdan hemen karşıdaki alışveriş merkezinin altında bulunan Starbucks’ı tercih ettik Pazar sabahı hızlı bir kahvaltı için 🙂

Havaalanından otele gelmek için 2 seçeneğiniz bulunuyor, birincisi taksi tutmak, ki bu durumda 150-200RMB kadar tutuyormuş.. İkinci seçenek ise otobüs.. Havaalanının hemen önünden şehrin çeşitli bölgelerine bizim Havaş tarzı otobüsler kalkıyor.. Bunlardan 1 no’lu otobüse binerseniz sizi kişibaşı 25RMB’ye şehir merkezinde Melody Hotel’in önüne kadar getiriyor.. Bu otelin Bell Tower Hotel’in hemen yanında olması da bizim şansımız oldu 🙂 Bu arada bu otelin tam karşısında detaylı bilgi ve ücretsiz İngilizce şehir haritası alabileceğiniz bir Turist Bilgi Merkezi olduğunu da söylemeliyim..

Xi’an gezisi öncesi çok detaylı bir gezi programı yapmamıştık ama kabaca planımız ilk gün şehir merkezini yürüyerek dolaşmak, ikinci gün ise başta Terracota Savaşçıları olmak üzere uzak mesafedeki mekanları bir tur ile gezmekti.. İkinci günki tur planımız ise Cumartesi sabah Xi’an havaalanına inince netleşti.. Havaalanından çıkarken alanın yetkili seyahat acentasında genel bilgi almak için durduğumuzda aynı zamanda kendilerinin bir günlük şehir turu hakkında da bilgi aldık.. Özel araba ile sabah otelden alınıp akşam havaalanına bırakılışımıza kadar 8 saatlik bir aktiviteyi içeren bu tur için kişi başı 390RMB isteniyordu.. Bizimle ilgilenen Ruby’nin kartını alarak kendisine sonra döneceğimizi söyledik ve havaalanından otobüse atlayarak şehir merkezinin yolunu tuttuk..

Yaklaşık bir saat sonra otele vardık.. Odalara yerleşip biraz dinlendikten sonra şehri dolaşmaya başladık.. Otelimiz adından da anlaşıldığı üzere şehrin ünlü çan kulesinin (Bell Tower) tam karşısında yer alıyordu.. Bu nedenle ilk durağımız da burası oldu.. Bell Tower için öncelikle otelin hemen önündeki girişi kullanarak alt geçide girmeniz gerekiyor, altgeçitteki tabelalar sizi kulenin girişine götürecek.. Bell Tower için giriş kişi başı 27RMB, ama eğer Drum Tower’a girişi de içeren (o da normalde 27RMB) kombine bilet alırsanız 40RMB ödemeniz yeterli oluyor.. Biz de aynen öyle yaptık zaten 🙂

Bell Tower’ı güzelce gezdikten sonra gene altçit vasıtasıyle caddenin bir diğer tarafına geçtik ve Drum Tower’a  ulaştık.. Biraz önce aldığımız bileti girişte göstermemiz yeterli oldu giriş için.. Çan kulesinin ardından davul kulesini de baştan aşağı gezdikten sonra kule içerisinde bir masalı oturak bulup oturduk ve günün geri kalanı ve bir sonraki gün için planımızı yapmaya başladık.. Müslümanların epeyce fazla olduğu bir şehir olduğundan bir sonraki durağımızı Great Mosque olarak belirledik, ardından da Ancient City Walls, yani şehrin merkezini çevreleyen surları gezerek günü bitirmeye karar verdik.. Bu arada havaalanından aldığımız tur teklifini de kabul etmeye karar verdik ve Ruby’i arayıp şoförün bizi Pazar sabah 9.30’da otelden almasını söyledik..

Drum Tower’dan çıkıp hemen önünden kuzey istikametine doğru yürümeye başladık.. Müslüman Caddesi olarak adlandırılan bu caddenin hemen başından sola dönüp dar bir alışveriş caddesine girdik.. Klasik fake market tarzı hediyelik eşyaların satıldığı dükkanlardan oluşan bu caddeden ilerleyince yaklaşık 5dk sonra sol tarafta aradığımız camiiyi yani Great Mosque’u bulduk.. Buraya da 20-25RMB gibi bir ücret ödeyerek giriş yaptık.. Çin’in en eski camilerinden biri olan bu camiyi gezmek insanın içinde hoş duygular uyandırıyor.. Namaz kılınan binaya sadece namaz kılacaksanız girmenize izin veriliyor, onun dışında sadece dışarıdan içeriyi görebiliyorsunuz..

Great Mosque’tan çıktıktan sonra havanın kararmasından önce fazla zamanımız olmadığını gördük ve müslüman caddesinde çok fazla dolaşmadan şehir duvarlarına doğru yürümeye başladık.. Şehir duvarlarının girişine ulaşmak için Bell Tower Oteli’nin hemen yanında bulunan caddeden güneye doğru yaklaşık 10 dk dümdüz yürümeniz yeterli oluyor.. Sonrasında karşınızda duvarları, ve 40RMB ödeyerek bilet alabileceğiniz gişeyi görüyorsunuz.. Şehrin merkezini çevreleyen bu duvarların epeyce geniş olarak inşa edilmiş.. Duvarın üstüne çıktığınızda neredeyse 2-3 şeritli bir otoyola çıkmış gibi oluyorsunuz.. Zamanınız varsa duvarları baştan başa bisikletle dolaşmanız mümkün.. Bir veya iki kişilik bisikletler makul fiyatlara kiralanıyor; biz zaman kısıtlığından ötürü kiralayamadığımızdan fiyatlar tam aklımda kalmamış 🙂

Ancient City Walls’tan aşağı indiğimizde hava artık kararmıştı.. Geldiğimiz yoldan otelimize geri döndük.. Planımız bir saat kadar dinlendikten sonra akşam yemeği için müslüman caddesinde güzel bir mekan aramaktı.. Ne var ki, geçen haftanın yorgunluğu üzerine bir de erken sabah yolculuğu ile Xi’an’da geçen günün yorgunluğu eklenince ne bizde ne de Serkan veya Hemşoda hal kalmadığından akşamı sabaha bağlamaya karar verdik 🙂

Sabah hızlıca yaptığımız bir Starbucks kahvaltısının ardından otelden çıkışımızı yaptık ve lobide bizi bekleyen Joe isimli şoförle buluştuk.. Kendisinden kişisel olarak çok memnun kaldığımızı söyleyemeyeceğiz.. İnsan ilişkileri konusunda çok başarılı olmayan, asık suratlı bir arkadaştı kendisi.. Yeterli İngilizceye sahip olma avantajını bir de güleryüzlü, arkadaşça bir hizmet ile birleştirmiş olsa kusursuz bir şoför olabilirdi ama olmamış, olamamış 🙂

Joe bizi öncelikle tur programında olmayan ama bizim görmek istediğimiz Big Wild Goose Pagoda’ya götürdü.. Tura dahil olan mekanların giriş ücreti tur ücretine dahildi ama bu mekanı biz ekstra istediğimiz için 50RMB olan giriş ücretlerini biz karşıladık.. Burada bir saat kadar vakit geçirdikten sonra tur programına dahil olan mekanlara gitmek için şehrin dışına doğru yol almaya başladık..

İlk durağımız Banpo Müzesi oldu.. Günümüzden yaklaşık 6000 yıl önce yaşamış olan bu uygarlık ile ilgili epeyce şey öğrenebileceğiniz bu müze şehir merkezine yaklaşık yarım saat uzaklıkta bulunuyor.. Banpoların yaşayışları, kullandıkları alet edavat, yaptıkları evler, mezarları gibi bir çok konuda sizi aydınlatan bölümleri olan bu müzede ayrıca bir bölümde de yaptıkları evlerin arkeologlar tarafından keşfedilen kısımlarını görmek mümkün.. Banpo Müzesi’nin ardından asıl görmek istediğimiz yer olan Terracota Savaşçıları’na doğru yola çıktık..

Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğun ardından hedefimize ulaşmıştık.. Terracota Ordusu’nu görmeye çok az kalmıştı 🙂 Bu binlerce birbirinden farklı heykeli içeren müze epeyce büyük bir alana kurulmuş durumda.. Yanlış görmediysem giriş ücreti bir kişi için 110RMB idi.. Biletinizi alıp giriş yaptıktan sonra sakın kaybetmek gibi bir hata yapmayın çünkü asıl alana varana kadar bir kaç yerde daha bilet kontrolü yapılıyor.. Terracota heykellerinin olduğu alan 3 adet pit’ten oluşuyor.. En ünlü, en aydınlık, en çok askeri en net görebileceğiniz  1 no’lu pit içerisinde epeyce bir vakit geçirebilirsiniz.. Diğer pitlerde de benzer görüntüler görmek mümkün 🙂 Bir de imparatorluğun tarihi ile ilgili kapsamlı bir bilgi alabileceğiniz müze var aynı alan içerisinde.. Bu müzeyi de gezerek Terracotalar ile ilgili detayları öğrenebilirsiniz..

Çıkış yolunda bulunan hediyelik eşya satan dükkanlardan Terracota ziyaretinizi ölümsüzleştirecek minik hediyeler almanız mümkün.. Hemen hatırlatayım, kıran kırana pazarlık burada da geçerli 🙂 Tanıdık bildik bir yerde yemek yemek isterseniz Subway ve KFC de sizi bekliyor olacak.. Tabii yerel tadları tercih edenler için bir çok farklı alternatif de mevcut.. Bu devasa alanda epeyce bir zaman ayırdıktan sonra bir sonraki hedefimize doğru yollandık..

Gezimizin son durağı Huaqing Hot Spring oldu.. Bir nevi kaplıca ziyareti de diyebiliriz 🙂 Hanedanlık kraliçelerinin özel küvetlerini görmek mümkün burada.. 43 derece sıcaklığında yeryüzüne fışkıran bu suları kullanarak ayaklarınızı yıkayabileceğiniz, ve hatta küvetli odalara geçip duşunuzu alabileceğiniz mekanlar da mevcut.. Tabii ekstra ücret karşılığında 🙂

Hot Spring’in ardından yaklaşık bir saatlik yolculuk sonrası havaalanına vardık ve dönüş uçağımızı beklemeye başladık.. Ben de havaalanında başladığım bu yazıyı an itibariyle uçakta bir türbülanstan diğerine geçmekteyken bitiriyorum 🙂


Şanghay’dan Filipinler’e Gidecekler İçin..

Filipinler, Çin’e olan yakınlığı ve iklimi nedeniyle, deniz/güneş/kum tatili isteyenler için ideal bir ülke.. Şanghay’dan yaklaşık 3 saatlik bir uçuşla varacağınız Manila’dan, istediğiniz yere (Boracay, Batangas, Cebu vs.) gidebilirsiniz.. Geçen Çin Yeni Yılı tatilinde gittiğimiz Batangas’tan gayet memnun kalmıştık mesela 🙂

Aslında sadece Şanghay’dan değil, Çin’in herhangi bir yerinden Filipinler’e gidecekler için faydalı olabilecek bir bilgi vermek istiyorum.. Hatta sadece Çin’den de değil, dünyanın herhangi bir yerinden Filipinler’e gidecek Türklerin not alması gereken bir bilgi 🙂

Filipinler, Manila’daki T.C. Manila Büyükelçiliği’nin irtibat bilgilerini vereceğim.. Tabii ki işinizin oraya düşmemesini tercih ederiz ama her ihtimale karşın not almakta fayda var..

Sabri İlhan
Sekreter
T.C. Manila Büyükelçiliği

Telefon:
Filipinler dışından:
+632 843 9705
+632 843 9707
Filipinlerden, Manila içerisinde:
843 9705
843 9707

Adres:
2268 Paraiso St., Dasmarinas Village, Makati / Manila