dincerm avatar
Full name:
Nickname:
dincerm
Website:
Description:

Posts by dincerm

Şanghay’dan Japonya’ya Sakura Gezisi – Kyoto

Japonya seyahatimizin ikinci bölümü olan Kyoto kısmı, Osaka’dan Kyoto trenine binmeye çalıştığımız an ile başlıyor. O ana kadar Osaka’da yaşadıklarımız için sizi yazının ilk bölümüne alabiliriz 🙂

Temmabashi’deki tren peronuna ulaştığımız anda yanaşmakta olan trene atladık, ne kadar da şanslıydık. Bu arada trene binmeyip beklemeye devam eden bazı insanları farkettik ama o an çok da üzerinde durmadık. Perondan ayrılıp da trenin biraz tıngır mıngır gittiğini ve epeyce istasyonda durduğunu fark edince bir şeylerin ters gittiğini anladık, bizim yol boyunca sadece sekiz istasyonda durmamız gerekiyordu. Böyle giderse 45 dk’da değil en az 90 dakikada varacaktık Kyoto’ya. Hemen acil durum planı yaptık ve bu bindiğimiz yavaş trenle hızlı trenlerin kesiştiği bir istasyonda inerek biraz daha hızlı bir trene bindik. Bu da yetmedi, biraz daha hızlı trenle daha hızlılarının kesiştiği başka bir istasyonda gene indik ve sonunda istediğimiz hızdaki bir trene binmiş olduk 🙂 Sonuç olarak biraz gecikmeli de olsa Sanjo istasyonuna varmış olduk. Kıssadan hisse: Siz siz olun hangi trene bindiğinizden emin olun 🙂

İstasyondan çıkıp otelimize, yani Hotel Gran Ms Kyoto’ya doğru ilerlemeye başladık. Güneşli bir hava, masmavi bir gökyüzü altında yaklaşık 5 dakikalık yürüyüşün ardından otele ulaştık. Fiyatların çılgınlaşması ve rezervasyonda geç kalmamız nedeniyle bütçemize uygun zar zor bulabildiğimiz bu otelin bizde hayal kırıklığı yaratmamasını umuyorduk, yaratmadı da. Otelimizden hem konum hem de sunduğu imkanlar açısından epeyce memnun kaldık. Belki odalarımız minicikti, dışarıya bakan pencereleri yoktu ama olsun, pencereden dışarı bakmak için gelmemiştik ya 🙂 Otele varışımız biraz erken saatte olduğundan ve odalarımız öğleden sonra saat 3’te müsait olacağından bavullarımızı otele bıraktık ve etrafı keşfetmeye başladık.

Kyoto’yu ortadan ikiye bölen Kamo Nehri kenarında konuşlanmış Starbucks’tan atıştırmalık bir şeyler ve içeceklerimizi aldıktan sonra nehir kenarına gittik ve manzaraya karşı karnımızı doyurduk. Otele giriş yapmak için acelemiz yoktu, bu bağlamda Kyoto gezimize başlamaya karar verdik. İlk hedef, sevgili rehberimiz Serkan tarafından belirlenmişti bile: Philosopher’s Path, yani Filozofun Yolu. Otelimizin hemen önündeki caddede bulunan otobüs durağına gidip 5 no’lu otobüse binerek hedefimize ulaştık.

Şehrin kuzeydoğusunda bulunan ve minik bir dereye paralel bir biçimde ilerleyen bu yolda sağlı sollu küçük, şirin mağazalar ve cafeler bulunuyor. Biz yola ortasından girmiş bulunduk ve önce kuzey başına kadar yürüdük, daha sonra geriye dönüp güneye doğru, yolun bitimine kadar devam ettik. Tabii bu arada yol üstünde mağazalara da uğramayı ihmal etmedik. Yolun sonunda bulunan Nanzen-ji Tapınağı’na ulaştığımızda güneş yavaştan batmaya ve hava serinlemeye başlamıştı bile. Otele dönüşü bu sefer metro ile yaptık çünkü tapınağın biraz ilerisinde Tozai Line üzerinde bulunan Keage adlı istasyon bulunuyordu.

Otele döndüğümüzde giriş saati çoktan geçmiş, ve bavulların beklediği bölümde neredeyse sadece bizim bavullarımız kalmıştı. Hızlı ve sorunsuz bir şekilde odalarımıza giriş yaptık, biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için dışarı çıktık. İlk akşam yemeğimizde Japonların ünlü yemeklerinden, belki Japon tarzı pizza da diyebileceğimiz, Okonomiyaki’yi denemek istedik ve turistik Gion bölgesinde bulunan Gion Tanto adlı restoranda karar kıldık. Restorandaki servisten ve Okonomiyaki’den çok memnun kaldık, kesinlikle tavsiye ederiz. Özellikle belirtmek gerekir ki, Japon restoranları da konaklama yerleri gibi minimalist tasarlandığından genelde ufak ve az sayıda masa içeriyorlar. Eğer ki çok talep gören bir yerde yemek istiyorsanız ya önceden rezervasyon yapmanız ya da şanslıysanız size verilen masada yine size verilen sürede yemeği bitirmeniz gerekiyor 🙂 Bu kısa dip nottan sonra bir bilgi daha verelim: O gün aynı zamanda Serkan ve Gülşen’in evlilik yıl dönümleriydi. Biz akşam yemeği için kendilerini baş başa bırakmayı teklif ettik ama “anca beraber kanca beraber” diyerek teklifimizi geri çevirdiler ve hep beraber çok güzel bir akşam yemeği yemiş olduk 🙂 Bu vesileyle kendilerinin yıl dönümlerini bir kez daha kutlamak isterim.

Kyoto’daki ikinci günümüzde de hava güzelliğini korudu, her geçen gün biraz daha ısınıyordu. Kiraz çiçekleri de her geçen gün yavaştan açmaya başlıyordu ama hala çoğunluğu beklemedeydi 🙂 Sabahtan kahvaltımızı gene Starbucks’ta çok zaman kaybetmeden yaptıktan sonra yönümüzü Kyoto’nun güneydoğusuna doğru çevirdik. Ilk hedefimiz 2005 yılı Hollywood yapımı “Bir Geyşa’nın Anıları” filminin de çekildiği ve torii adı verilen turuncu kapılarla ünlü Fushimi Inari tapınağı idi. Tapınağa ulaşmak için Sanjo adlı istasyondan geçen Keihan Line üzerinden tapınakla aynı isimde bulunan durakta indikten sonra kalabalığı takip etmeniz yetiyor 🙂 Tapınak içerisinde damarlara ayrılmış bir çok yol bulunuyor. Giriş kısmı haliyle en kalabalık ve ilgi çeken kısmı, yukarılara çıkıldıkça hem kalabalık azalıyor, hem de güzel ve insansız kareler yakalamak daha kolay hale geliyor. Eğer ki bizim gibi atletik bir grup iseniz giriş kısmında çok vakit kaybetmeden hızlıca yukarı giden yolu takip edin derim. Merdivenlerde kah fotoğraf çekerek, kah bölümler arası ufak dinlenme ve enerji takviyeleri ile yaklaşık 45 dk içerisinde en üst noktasına vardık. Sonrasında ise geldiğimiz yolun tam tersi istimaketten daha hızlı bir şekilde ana giriş kapısına ulaştık. Bu arada torii ismi verilen kavuniçi renkli kapılarda birtakım Japonca ifadeler bulunuyor, biz her ne kadar bunların öğretinin birtakım ilkerleri olduğunu düşünsek de sonradan öğrendik ki kapıları tapınağa bağışlayan firmaların isimleri yazılı imiş 🙂

Tapınakla istasyon arasındaki kafelerden birinde (Vermillion) kısa bir kahve – tatlı molası verdikten sonra bir sonraki durağımız olan Sanjusangendo Budist tapınağına doğru yola çıktık. İndiğimiz Inari istasyonundan bu sefer geldiğimiz yönün tersine kısa bir yolculukla tapınağa en yakın Shichijo istasyonunda inerek erişim sağladık. Tek katlı devasa bir tapınak olarak inşa edilen yapının içerisinde fotoğraf çekmek yasak olduğundan Budizm için önemli bir sürü Tanrı ve savaşçının heykellerinin görüntülerini ancak kendi belleklerimize alarak yolumuza devam ettik. Bir sonraki tapınağa ulaşım için metro bulunmadığı ve otobüsler konusunda da bilgimiz olmadığı için en sağlıklı yol olan yine yürümeyi tercih ettik. Read more…


Şanghay’dan Japonya’ya Sakura Gezisi – Osaka

Her şey geçtiğimiz senenin sonlarında başladı. Sıkı dostum, sevgili Serkan, bana baharda yapmak istedikleri Sakura amaçlı Japonya seyahatinden bahsetmiş ve bizi de davet etmişti. O zaman daha ortada sadece bir fikir vardı, hiç bir detay yoktu. Biz de bu fikre sıcak bakıp olumlu yaklaşınca yavaş yavaş planlar netleşmeye başladı. Öncelikle bu fikirden hemşoma, yani sevgili Mustafa’ya bahsettik, gel bu turu 6 kişi yapalım dedik. Ne var ki, hemşom yurt dışı tatillerinde yönünü genelde batıya çevirdiği için onu ikna etmeyi başaramadık 🙂 Sonuç olarak bu seyahati 4 kişi olarak yapmaya karar verdik ve hazırlıklara başladık.

Sakura mevsimi hem Japonların, hem de yabancı turistlerin dört gözle bekledikleri bir mevsim. Bu mevsimde, ülkenin dört bir yanındaki (meyve vermeyen) kiraz ağaçları birbiri ardına çiçek açmaya başlıyor ve buna Sakura ismi veriliyor. Açan çiçekler çok güzel görüntüler yarattıkları gibi, çok kısa sürede döküldükleri için, eğer Japonya’da yaşamıyorsanız yapacağınız seyahatin zamanlaması oldukça önem kazanıyor. Biz de kendi seyahatimizin zamanlamasını yaparken epey araştırma yaptık.

Japonya’nın her bölgesinde farklı zamanlarda yaşanıyor Sakura mevsimi. Genelde Mart ayında başlıyor, Nisan sonuna kadar gözlenebiliyor. Ne var ki aynı bölgelerde bile her sene sıcaklıklara bağlı olarak farklı zamanlarda başlayabiliyor. Bu nedenle tüm ağaçların çiçeklerini açtığı anlara şahit olmak için, ya çok şanslı olmalısınız, ya da Japonya’nın bir çok şehrini Mart ayının sonlarında başlayıp en az 1-2 hafta boyunca gezmelisiniz, böylelikle bir yerde yakalayamazsanız başka yerde yakalarsınız Sakura’yı 🙂

Hem Sakura’nın güzel izlenebildiği, hem de Japon kültürünü yakından tanıyabileceğimiz bir seyahat istediğimizden, hedeflerimizi Osaka ve Kyoto olarak belirledik. Toplam 5 gecemiz vardı, bunun ikisini Osaka’da, üçünü Kyoto’da geçirmeye karar verdik. Tarihleri seçerken geçmiş senelerin Sakura zamanlarını inceledik ve Mart sonu Nisan başı gitmenin en ideal seçim olacağına karar verdik. Uçak biletlerini aldıktan sonra konaklama seçeneklerini incelemeye başladık. O zaman anladık ki, Sakura zamanında üç ay önceden rezervasyon yaptırmak çok geç kalmak demekmiş. Siz siz olun en az 4-5 ay önceden otelinizi ayarlayın 🙂

Sakura mevsiminde Japonya’da otel fiyatları normalin en az iki katına çıkıyor ve rezervasyon yapmakta ne kadar geç kalırsanız o kadar fazla ödemek durumunda kalıyorsunuz. Örneğin, normalde gecelik 100$ verip eli yüzü düzgün bir otel odasında kalabiliyorken, Sakura mevsiminde aynı fiyata kapsül otellerde bir kapsül bulabiliyorsunuz. Kapsül derken benzetme değil, gerçekten de kapsülde kalıyorsunuz, inanmayan Google’dan araştırabilir 🙂 Sonuç olarak biz Osaka’da en hesaplı alternatif olarak AirBnB kullanmaya karar verdik, Kyoto’da ise şansımıza güzel bir otel bulabildik.

Uçak ve konaklama kısmını hallettikten sonra, daha önümüzde üç küsür aylık bir süre olduğundan, ben bir rahatlama sürecine girdim. Sıkı dostum Serkan ise tam tersi, yavaş yavaş tüm tur hazırlıklarını yapmaya başlamıştı bile. Durum böyle olunca tur rehberliği görevini Serkan’a vermeye karar verdik. Sağolsun, kendisi epeyce araştırma yaptı, dokümanlar, haritalar hazırladı, ve profesyonel bir tur rehberi gibi bizi Japonya’da gezdirmeye hazır hale geldi. Bizim tek yapmamız gereken ise onu takip etmek oldu 🙂

Üç ay göz açıp kapatıncaya kadar geçti ve 30 Mart Perşembe akşamı Serkan ve Gülşen İstanbul’dan Seoul aktarmalı Osaka’ya doğru yola çıkarak tatili resmi olarak başlattılar. Bizim yolumuz onlara göre epeyce kısa olduğu için Cuma öğle saatlerinde uçağa binecek ve onlarla hemen hemen aynı zamanda Osaka’ya varmış olacaktık. Her şey planlandığı gibi gitti ve Cuma öğleden sonra saat 5 sularında Osaka Kansai Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde bizi yaklaşık bir saattir bekleyen Serkan ve Gülşen ile buluştuk, kucaklaştık, hasret giderdik 🙂 Read more…


Şanghay Ramazan İmsakiyesi 2017

Bu yazıyı yazarken tarih 27 Mayıs 2017’yi, saatler 00:58’i gösteriyor, yani resmi olarak Ramazan ayına girmiş bulunmaktayız. Şanghay için 2017 senesinin Ramazan İmsakiyesini de her sene olduğu gibi siteye eklemek istedim. Umarım faydalı olur 🙂 Herkese hayırlı Ramazanlar diliyorum.

Tarih Sahur Iftar
27.05.2017 3:12 18:56
28.05.2017 3:11 18:57
29.05.2017 3:10 18:57
30.05.2017 3:10 18:58
31.05.2017 3:09 18:58
01.06.2017 3:09 18:59
02.06.2017 3:09 19:00
03.06.2017 3:08 19:00
04.06.2017 3:08 19:01
05.06.2017 3:07 19:01
06.06.2017 3:07 19:02
07.06.2017 3:07 19:02
08.06.2017 3:07 19:03
09.06.2017 3:06 19:03
10.06.2017 3:06 19:03
11.06.2017 3:06 19:04
12.06.2017 3:06 19:04
13.06.2017 3:06 19:05
14.06.2017 3:06 19:05
15.06.2017 3:06 19:05
16.06.2017 3:06 19:06
17.06.2017 3:06 19:06
18.06.2017 3:06 19:06
19.06.2017 3:06 19:07
20.06.2017 3:06 19:07
21.06.2017 3:07 19:07
22.06.2017 3:07 19:07
23.06.2017 3:07 19:08
24.06.2017 3:07 19:08

Şanghay’da Bisiklet Keyfi

Son aylarda artık gerçekten delilik seviyesine ulaşan ve yetkili merciileri yeni kurallar getirmek zorunda bırakan kiralık bisiklet çılgınlığına sevgili eşim Müge duyarsız kalamadı ve bununla ilgili bir yazı kaleme aldı. Kendisine teşekkürlerimi sunuyor ve sizi bu güzel yazı ile başbaşa bırakıyorum. Ben de aşağıda yorumlarımla biraz detaylandırmaya çalışacağım 🙂

Havaların güzelleşmesi ile beraber parklar bahçeler gencinden yaşlısına insanla dolup taştı. Aynı şekilde trafikte de bir canlanma oldu. Ama bu canlanma havanın ısınmasından çok kışın piyasaya sürülen Mobike bisikletlerinin Şangay halkı tarafından beğenilmesi üzerine, diğer bir kaç şirketin (başta Ofo olmak üzere) tabii ki en hızlı şekilde bu modayı takip edip kendi bisikletlerini piyasaya sürmeleri ile devam etti. Peki nedir bu bisikletlerin kerameti? Ben size olayı benim de çok severek kullandığım Mobike üzerinden anlatayım.

Şu an Şangay’ın herhangi bir köşesinde bulabileceğiniz bu bisikletler herkesin kullanımına açık. Yapmanız gereken tek şey telefonunuza Mobike uygulaması kurmak. Sonrasında bu uygulama yardımıyla size en yakın Mobike bisikletini bulup, yine bu uygulama ile bisikletin numarasını scan etmek. Bu işlemden sonra bisiklet sizin. İşiniz bittikten sonra bisikleti kaldırım üzerinde bisiklet park edilebilir işaretli alanı içersinde kilitleyip bırakmanız. Sepetli hafif ve sepetsiz modelleriyle piyasaya sürülen Mobike’lar sizden çok fazla Çince de istemiyor.

1 RMB ya da 0.50 RMB olan fiyatlar ise tamamen çılgınlık 😉 Kendi bisikletim olmasına rağmen kolay sürümü, her yerde rahatça bulunması, rahat park edilmesi ve de bisikletim acaba çalınır mı sorusunu tamamen kafanızdan atmanızı sağlamasından ötürü benim favorim. Özellikle hafta sonları nerdeyse %40 ya da %50 Mobike kullanımını eminim sizler de farketmişsinizdir. Geri kalan %50 ise diğer markalar tarafından paylaşılmakta.

Tabii bu fırsatın Şangay halkına tek sıkıntısı bisikletlerin fazlalığı nedeniyle yaya kaldırımlarının ağzına kadar bu bisikletlerle dolup taşması. Öyle ki bisikletleri birbirlerinin üstüne ya da yol kenarlarına atmaya başlamışlar. Bu da bu tarz bisikletlerin ne kadar kullanımda kalabileceğini merak ettiriyor (Şangay belediyesi duyarsız kalmaz) Onlar bu işe el koyana kadar bence havaların tadını bu tarz bisikletlerle çıkarın.


Şanghay’da Drone Uçurmak

Son zamanlarda sık sık kulağımıza gelen bir kelime “drone”.. İnsansız hava araçlarına verilen genel isim diyebiliriz sanırım drone için.. Ülkelerin savunma sistemleri için kullandıkları büyük, karmaşık ve pahalı drone’ları bir kenara bırakırsak, benim daha ziyade ilgimi çeken hobi boyutunda olan drone’lar.. Onlar da çok ucuz değil gerçi.. İnternet üzerinde pek çok insan drone’larını uçurup çektikleri videoları paylaşıyorlar, illa ki bir yerlerde denk gelmişsinizdir.. Ben de geçtiğimiz gün ilk drone uçurma tecrübemi yaşadım ve sıcağı sıcağına paylaşmak istedim..

Kulağa kolay gibi geliyor aslında, elinizdeki kumanda ile bir hava aracını uçurmak ne kadar zor olabilir ki.. Ama beklediğinizden daha zor olduğunu görüyorsunuz kumandayı elinize alınca.. Özellikle ilk alışma evresi epey sıkıntılı 🙂 Bu arada gözünüzde çok gelişmiş bir ortam canlanmasın, kapalı bir ortamda minik/basit drone’ları uçurmaya çalışıyorsunuz öncelikle, ilk eğitimden sonra ise engelli parkura geçiyorsunuz.. Mekan çok büyük değil, üç bölüme ayırmışlar, ilk bölümde temel eğitim veriliyor, diğer iki bölümde ise engelli parkurlar mevcut..

Bu arada mekana nasıl ulaşacağınızdan bahsedeyim.. Öncelikle Hubindao isimli alışveriş merkezine gelmeniz gerekiyor.. Xintiandi’ye çok yakın olan bu alışveriş merkezi Hubin Road ile Jin’an Road’un kesişiminde yer alıyor.. Bizim yeni keşfettiğimiz bu alışveriş merkezini Şanghyalılar henüz keşfedememiş olsa gerek, çünkü ne zaman gitsek bomboş (Starbucks hariç!), pek şikayetçi olduğumuz söylenemez tabii 🙂 Alışveriş merkezinin üçüncü katına çıkınca zaten janjanlı renklerinden bu eğlence mekanının girişini göreceksiniz..

Sevgili arkadaşlarım Osman ve Ömer ile ziyaret ettik bu mekanı.. Yarım saatlik drone uçurme tecrübesi için girişte 60RMB ödemeniz gerekiyor.. Ödemeyi wechat ile yaptırmak için zorladılar bizi ama Ömer sert çıkınca nakit ödemeyi de kabul ettirebildik 🙂 Önce drone’u indirip kaldırmayı, sonra ileri-geri sağa-sola hareket ettirmeyi öğrendikten sonra engelli parkura çıkardılar bizi ve orda çemberden atlayan aslan misali drone’u çeşitli şekillerin içerisinden geçirmeye çalıştık.. Aramızda en çok beni beğenmiş olacaklar ki yarım saatin sonunda bir de büyük boy drone uçurttular bana 🙂 Yarım saatlik değişik bir tecrübeydi, drone’lara ilginiz varsa bir göz atmanızı tavsiye ederim..


Şanghay’da Yeni Bir Mekan: The Market

Daha önce de söylemişimdir sanırım, Şanghay’da açılan ve kapanan mekanları (özellikle yiyecek&içecek sektöründe) takip etmek gerçekten çok zor. Bir restoran keşfediyorsunuz, deniyorsunuz, beğeniyorsunuz, bir sonraki gidişinizde o restoranı kapalı bulabiliyorsunuz. Hatta o restoranın yerine başka bir restoran açılmış, hizmet vermeye başlamış bile olabiliyor. Bu bağlamda bu sitede geçmişte yazısını yazdığım mekanlardan da kapanmış olanlar olabilir, ben elimden geldiğince güncel tutmaya çalışıyorum ama gözden kaçanlar olabiliyor.

Geçtiğimiz hafta sonu Müge ile beraber yeni bir mekan keşfine çıktık. Sevgili arkadaşımız Osman’ın deyimiyle “Jing’an sırtlarında” (hatta Putuo sınırları içinde bile olabilir) açılan bu mekanın adı The Market ve içerisinde farklı işletmeler barındırıyor. The Market’in adresi “280 Aomen Road, near Changhua Road” olarak geçiyor ve bu iki caddenin tam kesişiminde bulunuyor. Metro ile gitmek isterseniz yeni açılan 13 no’lu hattı kullanıp Jiangning Road istasyonunda inip 1 no’lu çıkıştan çıktıktan sonra bir kaç dakikalık yürüme ile buraya ulaşabilirsiniz.

Yukarıda da belirttiğim gibi farklı işletmelere ev sahipliği yapan The Market, eskiden yüzme havuzu olarak kullnılan bir binanın içerine inşa edilmiş. İçeriye girdiğinizde biraz aşağıda oturma alanlarının bulunduğu bir alan (acaba eskiden yüzme havuzu burada mıymış diye de düşündürüyor) bulunuyor. Bu alanın etrafında ise Topo Express adlı bir pizzacı, Cambio isimli bir cafe, Papito isimli bir krepçi, Happy Buddha isimli bir Meksika yemeği büfesi, ve Bar 31 isimli bir de bar bulunuyor. Özellikle Patito’nun Nutella ve muzlu krepini çok beğendik 🙂

Mekanlardaki fiyatlar genelde çok yüksek değil, 30-40RMB civarına yiyeceğinizi veya içeceğinizi alabiliyorunuz. Cumartesi öğleden sonra gittik ve mekan epeyce boştu. Yeni açıldığından dolayı olduğunu düşünmek istiyorum yoksa yukarıda bahsettiğim gibi bir sona doğru ilerleyebilir. Öte yandan çeşitli organizasyonlara ev sahipliği yaptığını da öğrendik bu mekanın. Umarım ömrü kısa sürmez ve kreplerini yemeye devam edebiliriz 🙂


Şanghay’da Avustralya Vizesi Almak

Geçtiğimiz sene yaptığımız ziyaretten sonra bir anda favori ülkelerimiz sıralamasında bir numaraya yerleşen (ve hala yerini koruyan) Avustralya ile ilgili bir yazı daha yazmak istedim. Bu yazıda, eğer Çin’de yaşıyor ve Avustralyayı turistik amaçlı ziyaret etmek istiyorsanız, ilgili vizeyi almak için neler yapmanız gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Avustralya için turist vizesi almayı düşünüyorsanız başvurmanız gereken vize tipi “Visitor visa (subclass 600)” olarak geçiyor. Başvurunuz ile ilgili olarak öncelikle yetkili aracı kurum olan VFS Global’ın web sitesine girmeniz gerekiyor. Vize için toplamanız gereken belgeleri bu siteden öğrenebilir ve bilgisayarınıza indirebilirsiniz. Burada madde madde belirtmek gerekirse:

  • İsmi “Form 1419” olarak geçen turistik vize başvuru formunu indirip dolduruyoruz.
  • İsmi “Form 54” olarak aile düzeni formunu indirip dolduruyoruz.
  • Pasaportumuzun bio-data sayfasının (fotoğrafın olduğu sayfa) biri renki, biri siyah-beyaz iki kopyasını çıkarıyoruz.
  • Eğer ilk Avustralya vizesi başvurumuzsa, pasaportun vize/mühür/imza olan tüm sayfalarının renkli kopyalarını çıkarıyoruz.
  • Nüfus cüzdanımızın önlü/arkalı renkli fotokopisini çıkarıyoruz.
  • Bir adet beyaz arka planlı vesikalık fotoğrafı da ekliyoruz başvurumuza.
  • Eğer ilk Avustralya vizesi başvurumuzsa, aşağıdaki finansal durumumuzu gösteren belgeleri
    • Banka hesabındaki bakiyeyi ve hesap hareketlerini gösteren hesap cüzdanı kopyası
    • Belli bir zaman periyodundaki maaş dekontlarının kopyaları
    • Diğer sahip olduklarınızı gösteren finansal gösteren kanıtlar
  • İşyerimizden alacağımız antetli kağıda basılmış, mühürlenip imzalanmış bir belge. Bu belgede yer alacak metin aşağıdaki bilgileri içeriyor olmalı:
    • İş yerindeki pozisyonunuz
    • Ne zamandan beri orada çalıştığınız
    • Maaşınız
    • Avustralya seyahati için izninizin onaylandığı
    • Belgeyi hazırlayan kişinin (genelde İK departmanı) ismi ve iletişim bilgileri

Gördüğünüz gibi ilk başvuruda, özelikle finansal durumunuz ile ilgili, biraz fazla belge isteniyor ama ikinci vizeden itibaren başvuru süreci epey basitleşiyor 🙂 Bu arada Avustralya vizesi başvuru sürecinin en güzel tarafını söyleyeyim. Vizeniz elektronik vize (e-vize) olarak hazırlandığından pasaportunuzu bırakmanıza gerek kalmıyor. 

Belgelerimizi hazırladıktan sonra gene VFS Global web sitesinden randevumuzu almamız gerekiyor. Randevumuzu aldıktan sonra seçtiğimiz gün ve saatte VFS Global’ın Avustralya Vize Acentesi’nin yolunu tutuyoruz. Şanghay’da oturanlar için acentenin adresi “No. 213, Middle Sichuan Rd”. Burada bulunan Jiushi Commercial Building içerisinde zaten epeyce ülkenin vize acentesi mevcut, Avustralya için ikinci kata çıkmanız gerekiyor. Kapıda sıra numarası almadan önce ordaki kızlara aldığınız randevunun çıktısını vermeyi unutmayın, yoksa sizi randevu almadan gelenlerle aynı sıraya sokuyorlar ve epey beklemeniz gerekiyor. Randevu numaranız ile alacağınız sıra no size epeyce zaman kazandırıyor 🙂

Sıra size gelince görevli memur belgelerinizi kontrol ediyor ve herşeyin eksiksiz olduğundan (örneğin fotoğrafınızda bir sorun varsa sizi aynı katta bulunan fotoğrafçıya yeni vesikalık fotoğraf çekimi için yönlendiriyor vs.) emin oluyor. Eğer herhangi bir sorun yoksa sizden vize başvuru ücreti olarak 700RMB alıyor, başvurunuzun girişini yapıyor ve size başvuru takibi yapabileceğiniz minik bir belge veriyor. Sonuç olarak, tüm hazırladığınız belgeleri teslim ediyor, pasaportunuzu geri alıyor, parayı ödüyor ve mekanı terk ediyor, yan taraftaki Starbucks’ta kahvenizi içmeye gidiyorsunuz 🙂

Vizeniz e-vize olduğu için olumlu veya olumsuz cevap size en geç 2-3 hafta içerisinde email ile gönderilecek. Bu bağlamda email adresinizin doğru olarak sisteme girildiğinden emin olmanız gerekiyor. Belgelerinizde herhangi bir sıkıntı yoksa vizeniz büyük ihtimalle onaylanacaktır. Her ihtimale karşı onay mailinde gönderilen belgenin çıktısını alıp Avustralya seyahatiniz boyunca yanınızda taşımanızı da tavsiye ederim.

Avustralya Vizesi için Çin’den başvuru sürecini anlaşılır bir şekilde açıkladığımı umuyorum. Burda yazanların dışında atladığım noktalar varsa yorum girip sorarsanız elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım. Tüm vize başvurularınız için kolaylıklar diliyorum 🙂