Şanghay’dan Harbin’e Cesur Bir Seyahat


Yeni yılla birlikte aldığımız kararlardan biri de gerek Çin içinde gerek Çin dışında minik seyahatlerle de olsa daha fazla yer ziyaret etmekti.. Bu seyahatlerin sayısını artırma planını ekonomik anlamda da desteklemek için ise bir yandan süresini kısa tutup (hafta sonuna bir veya iki gün ekleyerek) diğer yandan da resmi tatillere denk getirmemeye (fiyatlar en az ikiye katlanıyor malum) çalışacağız.. Bu bağlamda ilk yolculuğumuzu Çin’in belki de en soğuk bölgesi olan Harbin’e doğru gerçekleştirdik..

Harbin’e gitmek aslında geçen seneden beri aklımızda olan bir plandı.. Şehrin ünlü buz festivaline tanıklık etmek ve gün içi ortalama -15 gece ise -25 derece olan bir havayı yerinde gözlemlemek istiyorduk 🙂 Geçen sene bir türlü ayarlayamadığımız bu Harbin seyahatini geçtiğimiz seninin sonuna doğru sevgili Bora ve Tanya ile birlikte gerçeğe dönüştürmek istedik önce.. Aslında ilk planımız yeni yıla orada girmekti, gitmek istediğimiz otel ise Harbin yakınlarındaki Yabuli’de yeni açılmış olan Club Med’in oteliydi.. Fiyatlarında promosyon olduğu söylenen bu oteli araştırdığımızda gördük ki promosyonlu denen fiyatlar bile epeyce uçuk, hele bir de yılbaşı gibi bir resmi tatil zamanı gittiğinizde iyice saçmasapan bir hale geliyor bu fiyatlar.. Velhasıl bu planı ertelemek durumunda kaldık..

Şanghay’dan Harbin’e Cesur Bir Seyahat

Sonrasında Harbin şehir merkezine gidip hem orayı gezme, hem de buz festivaline tanıklık etme şeklinde alternatif bir plan yaptık.. Boralar ile zamanı denkleştiremediğimiz için bu tatili çekirdek aile şeklinde yapmış olduk 🙂 Seyahat programını 2 gece 3 gün kalışlı, cuma gidip pazar dönecek şekilde ayarladık.. Cuma günki gidişimizi sabah 8:30 uçağıyla yaptık, böylece cuma gününü nerdeyse tam gün olarak kullanabildik.. Pazar akşamı basketbol maçım olduğundan pazar dönüşümüzü öğlen 12:00 uçağıyla yapmak durumunda kaldık, bu nedenle pazar gününü maalesef pek kullanamadık.. Bu bağlamda ilk tavsiyem, aynı programı yapacak olursanız dönüşünüzü pazar geç saatteki bir uçağa alın ki pazar gününü de gezerek değerlendirebilin..

Uçak ve otel rezervasyonlarını bu sefer cTrip yerine Mügelerin bir ara epeyce kullandığı, bizim kendi aramızda “Adam Yu” dediğimiz acenta vasıtasıyla hallettik.. Verdikleri fiyatları her aşamada cTrip ile karşılaştırdığım için söyleyebilirim ki, fiyatları normaldi.. cTrip’e kredi kartı vs. vermek istemiyorsanız bu acentanın bilgilerini de isteyenlere gönderebilirim.. Otel konusunda Sofitel’i tercih ettik ve çok da memnun kalmadık işin açıkçası.. Otel gayet güzel bir oteldi ama lokasyon olarak biraz şehir merkezine uzak kalan bir otel olduğunu farkettik.. Burda tabii suç biraz da bizim oluyor, seçim yapmadan önce daha iyi bir araştırma yapmamız gerekirdi, bu kısım biraz aceleye gelmiş demekki 🙂 İkinci tavsiyemi de yapayım yeri gelmişken, otelinizi mümkün mertebe merkeze, hatta nehire yakın bir lokasyonda seçin.. Detay vermem gerekirse merkez caddesine (Zhongyang Dajie -Central Street) yürüme mesafesinde bir otel süper olur 🙂

Harbindeki turistik atraksiyonlara geçmeden önce bir de “Harbin’e giyerken bavula ne koymalı”, “Harbin’de nasıl giyinmeli” konusuna da değineyim.. Öncelikle Harbin cidden soğuk..  Altını çizerek söyledim çünkü bu soğuk İstanbul’un Şangay’ın soğuğuna pek benzemiyor.. Biraz yürüdünüz mü kaşlar kirpikler donmaya başlıyor, eller ayaklar da ha keza.. Biz gittiğimizde 3 gün de masmavi bir gökyüzü güneşli bir havaya denk geldik, yerlileri için güzel bir havaymış; kötü havaya denk gelsek bir de o zaman nasıl olurdu düşünemiyorum.. Neyseki daha önceden hazırlıklıydık [ verdikleri önbilgilerle yardımlarını esirgemeyen Nisan&Yasin’e selamlar 🙂 ] ve böylece çok fazla donmadan ve hastalanmadan seyahatimizi tamamlamayı başardık..

Şanghay’dan Harbin’e Cesur Bir Seyahat

Yola çıkmadan önce Decathlon mağazasını ziyaret etmiştik Şangay’da.. Buradan öncelikle polar içlik almıştık, ki bunlar epeyce işimize yaradı.. Gene aynı mağazadan eldiven, kalın çorap tarzı aksesuarları da almayı ihmal etmedik.. Ben normalde çok çabuk üşüyen bir bünyeye sahip olduğumdan [anneme çekmişim 🙂 ] giyinme olayını biraz abarttım.. Kayak pantolununun altına ayıptır söylemesi iki adet içlik, ilk gün çift, ikinci gün üç çift çorap, çift eldiven, kar maskesi, boğazlık, kulaklık gibi giysilerle tam bir robocop olarak dolaştım Harbin caddelerinde.. Sadece göz kısmınızı açıkta bırakan polar kar maskesini kesinlikle tavsiye ederim öncelikle.. Onun dışında çok kalın olmasa da kat kat giyinmek üşümenizi geciktiriyor.. Eninde sonunda üşyeceksiniz tabii, o zaman da kapalı ve sıcak alanlara girip kısa molalar verip sonrasında gezmeye devam ediyorsunuz..

Gelelim Harbin’de neler yaptığımıza..  İlk gün önce havaalanından çıkıp hemen alanın önünde bekleyen taksilere atladık ve otele gittik.. Harbin havaalanı şehrin yaklaşık 25-30 km dışında olduğu için taksi ile gitmek bize 113RMB’ye patladı, ayrıca 20RMB otoban parasını da taksiciler sizden alıyor bu arada.. Otele yerleşip ilk olarak Harbin’in en ünlü yeri olan Güneş Adasına, yani Sun Island’a gitmeye karar verdik.. Sun Island temel olarak Harbin’in ünlü Songhua Nehri üzerinde bulunan ve üzerinde bir çok gezilip görülecek yer barındıran bir ada.. Biz bu yerlerden önceliği doğal parka (Sun Island Scenic Area – Tai Yang Dao) vermeye karar verdik ve otelden çıkıp taksilere doğru ilerledik.. Şehirde metro ağı bulunmadığından ve otobüsleri keşfetmek için fazla soğuk olduğundan maalesef taksiler önem arzediyor..

Otelin önünde bekleyen taksiye atlayarak haritadan gitmek istediğimiz yeri gösterdik ve yola çıktık.. Yolda taksici bize bir şeyler anlatmaya, ben de yarım yamalak Çincemle anlamaya çalıştım.. Biraz zor oldu ama adamın derdini anladım.. “Ben sizi bugün dolaştırayım, taksimetre açık kalsın, gün sonunda ne yazıyosa onu ödersiniz” demeye getiriyordu işin açıkçası.. Biz de tabii rahatına düşkün bir çift olarak bu teklifi kabul ettik 🙂 Tabii kabul etmeden önce sordum, 1 saat bekleme süresinde taksimetre yaklasık 40-50 RMB yazar dedi.. Velhasıl, Scenic Area’ya vardık, adam parketti, “ben sizi burda bekliyorum” dedi, biz arabadan indik, güzelce sarınıp sarmalandık ve içeriye doğru yollandık.. Kişi başı 240RMB olan biletlerde 2 adet alıp mekana giriş yaptık.. 3800 hektarlık bu alanın zaman ve soğuk kısıtlamaları nedeniyle sadece küçük bir bölümünü gezebildik ama burda gördüğümüz buz-heykeller gerçekten etkileyiciydi.. Arada üşüdükçe küçük hediyelik eşya vs. tarzı dükkanlarda ısınma molası vermeyi de ihmal etmedik tabii..

Artık yavaştan güneş batıp hava kararmaya başlıyordı, bu nedenle bir sonraki durağımızı gene aynı ada üzerinde bulunan Harbin Kar ve Buz Dünyası (Harbin Ice and Snow World) adlı şehrin en ünlü gösteri mekanı olarak belirledik ve bunu biner binmez taksiciye söyledik.. Yola çıktıktan sonra taksici bize bilet fiyatlarının çok pahalı olduğunu belirtti, ben de kendisine hak verdim.. Vermez olaydım 🙂 Ben hak verince bi sonraki durağımız için gerekli olan biletleri lokal biri olarak turist fiyatına göre daha ucuza alabileceğini söyledi, ben de tamam dedim.. Demez olaydım 🙂 Hemen bir iki telefon görüşmesi yaparak rotamızı hafif değiştirdi ve bir yolun üzerinde parketmiş bekleyen bir kaç arabanın yanında durduk.. Durmaz olaydık 🙂 Arabanın birinden elemanlar indi, ellerinde biletler, fiyat ise 300RMB imiş.. E dedim bunun nesi ucuz? Taksici normalde 330RMB olduğunu söyledi biletlerin, velhasıl yolumuzu değiştirip karaborsa bilet alma olayı 60RMB içinmiş.. Bu arada ordaki arabalardan bir kızı da bizim taksiye aldık, elimizde biletler, festival alanına doğru devam ettik.. Artık hava iyice kararmıştı..

Festival alanında taksiye park yeri bulduk, şoför o kızın peşine bizi taktı ve kendisinin park ettiği yerde bizi bekleyeceğini söyledi.. Kız önde biz arkada biraz yürüdük ve sonunda kız bizi simsiyah camları olan bir minibüse getirdi.. Ön camın hafifçe açıldığını ve kızın orda oturan elemanla bişeyler konuştuğunu gördük, sonrasında bizi minibüsün içine davet ettiler.. Biz de davete icabet gösterdik ve bu dışarıdan içerisi görünmeyen minibüsün içine giriverdik 🙂 Başka bir ülkede olsa yapmamak gerekebilir belki böyle bir şeyi ama Çin bu tür konularda Asya’nın en güvenli ülkelerinden biri olduğu için fazla tırsmadık 🙂 Bizden sonra minibüse binenler oldu, inenler oldu, para-bilet alışverişleri gerçekleşti vs. ama bizimle ilgilenen olmadı, yaklaşık bir yarım saate yakın bekledik minibüste.. Artık ben öndeki elemana bir iki kere çıkışınca [kibar bir dille tabii, nolur nolmaz :)] en sonunda bizi de çağırdılar dışarı ve bir kuyruğun sonuna eklendik..

Anladığım kadarıyla bu elemanlar 20-25 kişilik bir grup oluşturuyorlar önce, onlara biletleri uygun fiyatlı bir şekilde satıyorlar.. Belki de sahte veya eski biletleri satıyor da olabilirler tabii.. Sonrasında turist grubu gibi biletlere bakılmadan grubu içeri sokuyorlar.. Muhtemelen girişte görevli elemanlarla danışıklı bir dövüş yani.. Velhasıl 26 kişilik bir grubun son iki üyesi olarak biz de bu uzun bekleyişin ardından içeriye alındık.. İçeri girdikten sonra kimse kimseyi tanımıyor tabii haliyle 🙂

Bu festival alanı, özellikle de buz heykellerin aydınlatmalarıyla birleşince gerçeknten mükemmel bir görüntüye bürünüyor.. İçeride bulunan onlarca kocaman yapının nasıl oluyor da buzdan bu şekilde inşa edilebildiğini insanın aklı almıyor gerçekten.. Buzdan yapılmış ve ışıl ışıl parlayan bu yapıların yanı sıra festival alanında aksiyon severler için de kızakla, simitle vs. kayabilecekleri alanlar da ayrılmış durumda.. Hava karardığı için insan çok daha çabuk üşümeye başlıyor, bu durumda da gene festival alanında bulunan cafe’ler yardıma koşuyor.. Burada da 1 saate yakın takıldıktan sonra bugünlük bu kadar üşüme yeter diyerek çıkışımızı yaptık ve taksiye doğru yürümeye başladık.. Bu arada ben dayanamadım, merakıma yenik düştüm ve bir koşu bilet gişesinin oraya gidip geldim, biletlerin 300RMB olduğunu görünce biraz sinirlendim haliyle 🙂

Dönüş yolunda taksiciyi gerektiği kadar paylayacak Çinceye sahip değildim maalesef ama en azından ona kızgın olduğumuzu, arkadaşlarının bizi kandırdığını, aynı fiyata bilet alıp yarım saat dışarıda boşuna beklediğimizi vs. anlamasını sağladım.. Öncesinde bir sonraki gün ne yapacağımızı soruyordu, benden cevabını almış oldu, sonrasında sustu 🙂 Ha tabii bu kadar azar işitmesi taksimetrede yazan ücrette indirip yapmasına felan neden olmadı öte yandan, bu yolculuk bize yaklaşık 280RMBye mal oldu.. Hemen bir tavsiyede daha bulunayım yeri gelmişken: Otel önünden taksi alıp da bizim yaptığımız gibi sizi beklemesine müsade etmeyin.. Otel dışından gideceğiniz yere kadar taksi alın yeter.. Dönüşte başka taksi bulmak sorun olmayacaktır..

İkinci gün mümkün mertebe erken kalkıp gezebildiğimiz kadar çok yer gezmeyi planlıyorduk.. Her zaman olduğu gibi bu planlarımız uykuya yenik düştü ve otelden çıktığımızda saat 11:30u geçiyordu 🙂 Otelin önünde bekleyen taksiler yerine bu sefer biraz yürüyüp hemen yakındaki caddeden bir taksi çevirdik ve bizi Harbin’in İstiklal Caddesi diyebileceğimiz Merkez Cadde’ye (Zhongyang Dajie -Central Street) götürmesini rica ettik.. “Hayhay” dedi taksici ve yola çıktık.. Bu arada taksimetrelerin 8RMBden açıldığını ve taksimetrede yazan ücretin üzerine 1RMB de ekstra bir şey (yakıt felan olabilir) parası aldıklarını belirteyim.. Taksiyle güzel güzel giderken, şoför yolda birden durdu ve adamın birini daha arabaya aldı, ve hiçbir şey olmamış gibi yola devam etti.. Dünden sonra biz de pek şaşırmadık zaten 🙂 Şoför, önde yeni gelen eleman, arkada biz, yaklaşık 5-10 dk’lık bir yolculuğun ardından merkez caddenin girişine geldik.. Yaklaşık 20RMBlik ücreti ödeyim elemanı ve şoförü başbaşa bıraktık ve caddeye giriş yaptık..

Merkez cadde nehiri diklemesine kesen, sağlı sollu irili ufaklı dükkanlara, cafelere, restoranlara sahip bir cadde.. Rus mimarisinin özelliklerini bu caddede bulunan yapılarda gözlemlemek mümkün.. Ben bile gözlemleyebildim yani, o derece net 🙂 Caddenin üzerinde aralıklarla gene buzdan heykeller görmek mümkün.. Biz caddenin diğer başında inmiştik taksiden, ve nehire istikametine doğru yürüyüş yaptık.. Arada her zaman olduğu gibi üşüdük ve bir starbucks bir kaç tane de hediyelik eşya dükkanı molası verdik.. Bir süre sonra cadde sonra erdi ve nehir kenarına varmış olduk.. Nehrin tamamı normal olarak epeyce sağlam bir şekilde donmuş olduğu için biz de pek çok kimsenin yaptığı gibi aşağıya iniverdik.. Nehrin üzerinde bir çok aktivite mevcut, faytonla gezebilirsiniz, kızak veya patenle kayabilirsiniz, topaç çevirip uçurtma uçurabilirsiniz.. Biraz ileride binek otomobili ile gelip arabaya patinajlar yaptıranlar bile vardı..

Burada bir süre kaldıktan sonra nehir boyunca yürüyüş yaptık biraz.. İleride teleferik vasıtasıyla Sun Island’a geçmenin mümkün olduğunu görüyorsunuz.. Aslında ilk hedefimiz bir taksi bulup Harbin’in ünlü St. Sophia Kilise’sini ziyaret etmekti ama taksi beklediğimiz yer biraz esiyordu ve Harbin’de biraz esince hemen fikriniz değişiveriyor 🙂 Biz de hemen B planını uyguladık ve teleferiği denemeye karar verdik.. İki kişi gidiş dönüş toplam 200RMB ödüyorsunuz teleferik biletleri için ve 10dk’lık bir yolculuğa başlıyorsunuz.. Hava gayet aydınlık ve güzel olduğu için yukarıdan da nehri ve şehri inceleme fırsatını bulmuş olduk.. Ada kısmında çok fazla dolaşmadan geri döndük ve karnımızı doyurmak üzere yola koyulduk..

Merkez Caddesi’nin hemen bittiği yerde, nehir kenarında bir bahçe içinde buzdan bir mekan görmüştük ve içeri girince buranın bir hotpot mekanı olduğunu anlamıştık.. Gezimizi tamamladıktan sonra buraya bu sefer yemek yeme amacıyla geri döndük.. Buzdan bir restoran, ve içerisi gerçekten soğuktu.. Hemen yakınında kalorıfer bulunan bir mekana yerleştik, ellerinde bulunan tek et olan ördek eti ve geyik etini diğer hotpot’sal sebzelerle birlikte sipariş ettik ve bklemeye başladık.. Sanırım hayatımızda yediğimiz en soğuk yemeklerden biriydi.. Yemek değil, ortamdan bahsediyorum tabii 🙂 Gene de değişik bir tecrübe olduğunu söyleyebilirim.. Bu arada yemeğin sonuna doğru yerel bir TV kanalının muhabirine de kısa bir röportaj verdiğmden de bahsetmeden geçemeyeceğim 🙂

Yemekten sonra Merkez Caddesi’ni bu sefer ters yönde yürümeye başladık.. Hediyelik eşya dükkanlarında durmadan edemedik gene, Rus çikolatalarından da denemiş olayım diye bir kaç tane denemelik aldım 🙂 Sonrasında bir Rus Cafe’sinde kahve molası vermek istiyorduk ama bulduğumuz güzel bir mekanda yer yoktu, biz de onun yerine bir Rus restoranında çorba molası verdik 🙂 Domates çorbamızı içip içimizi de ısıtıktan sonra biraz daha yürüdük ve ileriden bir taksiye atlayarak otelimize geri döndük.. Planımıza bakınca kiliseyi görememiş olduk belki ama genel olarak gayet güzel bir gün geçirdiğimizi söyleyebilirim..

Üçüncü günümüz, yani Pazar günü pek bir şey yapamadık, otelden çıkışımızı yapıp taksiye atlayıp havaalanına gidebildik sadece.. Taksiye gene otelin önünden binmiş bulunduk bu arada.. Nasıl bir yoldan geldik bilmiyorum ama bu sefer otelden havaalanına taksi ücreti yaklaşık 155RMB tuttu (20RMB de otoban parası tabii) “Kaptan, bu 40RMBlik farkı nasıl açıklayacaksın?” şeklinde [tam olarak bu şekilde değil tabii 🙂 ] yönelttiğim soruya şoför “gidişteki yolla dönüşteki yol farklı da ondan” şeklinde bir cevap verdi.. Tabii bu görüş hakkında yorum yapacak kadar Harbin’li olmadığımızdan adamın dediğini doğru farzetmek durumunda kaldık.. Bu son taksi macerasıyla da Harbin turumuzu tamamlamış olduk..

Son tavsiyelerime gelecek olursak, daha önce de dediğim gibi 3 tam gün kullanmaya çalışın en azından.. Bizim yukarıda gezdiğimiz yerlerin yanı sıra St. Sophia Kilisesi’ni, çevresini, ve Siberya Kaplanı Parkı’nı da gezi programınıza dahil etmenizi öneririm.. Ve tabii, gene tekrarlamakta fayda var: Sıkı giyinin 🙂