Şanghay’dan Vietnam’a (Hanoi – Ha Long Bay)

Ho Chi Minh City’den Hanoi’ye uçuş yaklaşık olarak 2 saat sürüyor. Acil çıkış koltuğu bulamadığımızdan benim için pek konforlu bir yolculuk olduğunu söyleyemem ama gene de bir şekilde uyuklamayı başardım 🙂 Hanoi’ye indikten sonra hemen bavullarımızı aldık ve dışarı çıktık. Her ihtimale karşı kalacağımız otelden bizi almalarını istemiştik, otelin şoförünü hemen çıkışta bizi beklerken gördük ve kent merkezine doğru yol almaya başladık.

Hanoi Havaalanı’ndan kent merkezine yolculuk yarım saatten fazla sürdü. Otel olarak merkezde yer alan, Tripadvisor notları yüksek, fiyatı ise düşük olan Charming 2’yi tercih ettik ve herkese de kesinlikle tavsiye ederiz. Otele email atarak direk rezervasyon fiyatını da sormanızı tavsiye ederim, bizim şansımıza Agoda‘dan bile uygun fiyat bulduk 🙂 Bir de üzerine odamızı upgrade ettiler, daha ne isteyelim 🙂 Benim en çok hoşuma giden özellikleri odalarında bilgisayar olması, tabii bunun dışında kablosuz internet bağlantısı da mevcut, bir de son olarak tuvaletleri Türk gelenek göreneklerine uygun şekilde tasarlanmış 🙂

Otelin son derece güleryüzlü ve yardımsever personeli tarafından karşılandık, hızlı bir şekilde odamıza yerleştirildik ve hemen esyalarımızı yerleştirip şehir turu amacıyla aşağı indik. Resepsiyondan bir şehir haritası istedik, sağolsun ordaki arkadaş harita vermekle kalmadı, bize nereleri nasıl bir rota ile gezmemiz gerektiği konusunda da güzel bir bilgi verdi. Sonuç olarak, elimizde harita, yola koyulduk..

İlk amacımız bir sonraki gün yapacağımız Ha Long Bay turu için ödeme yapmak üzere Indochina Junks firmasının ofisini bulmaktı. Harita okuma konusundaki üstün yeteneğim sayesinde burayı bulmak hiç de zor olmadı 🙂 Ödemeyi yapıp turla ilgili bilgileri aldıktan sonra şehir turumuza devam ettik. Günü, otel etrafındaki, yani şehir merkezindeki (Old Quarter) yolları yorulana kadar yürümekle geçirdik (en çok Hoan Kiem Gölü etrafında takıldık),  ve sonrasında otelin yolunu tuttuk. Asıl amacımız olan Ha Long Bay turuna yorgun başlamak istemediğimizden dolayı erkenden yattık 🙂

Sabah 7 gibi kalkıp otelin restoranına indik. Açık büfe kahvaltıları yok ama açık büfe kadar, hatta belki de daha doyurucu ve lezzetli bir kahvaltı yaptığımızı söyleyebilirim. Kahvaltı sonrası eşyalarımızı toparlayıp çıkış yapmak üzere aşağı indik. Bu arada otel bize bir güzellik daha yaptı. Ha Long Bay turu sonrası bir gece daha burada kalacağımız için bavullardan birini burada bırakmak istedik. Otelin yaklaşımı gayet pozitif oldu ve bavulumuzu odada bırakmamızın yeterli olacağını söylediler.

Saat 8’de bizi otelden alıp Ha Long limanına götürecek servis minibüsüne bindik. Bizden başka sadece bir çift daha olduğu için rahat ve konforlu bir yolculuk yaptığımızı söyleyebilirim. Hanoi’den Ha Long’a gidiş yaklaşık olarak 3.5 saat sürüyor. Öğlene doğru limana vardık ve kısa bir bilgilendirmenin ardından bizi bekleyen Dragon’s Pearl II adlı tekneye doğru ilerlemeye başladık. Ha Long Bay turu için pek çok seçenek var. Biz seçimimizi gene Tripadvisor yorumlarını okuyup, resimleri ve fiyatları inceleyip yaptık ve sonuç olarak Indochina Junks adlı şirketin 2 gecelik turunda karar kıldık.

Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Vietnam’a (Ho Chi Minh City/Saygon)

Buradan Ayşe Arman’a seslenmek istiyorum öncelikle.. Yazdığı o yazıyla kim bilir kaç kişinin kafasına soktu Vietnam’ı, özellikle de Ha Long Bay’i ziyaret etme fikrini.. Müge de o yazıyı okuduktan sonra sürekli olarak beni Vietnam konusunda ikna etmeye çalıştı. Ve sonunda onun iş ziyaretini benim boş vaktimle birleştirip bu ülkeyi ziyaret etme fırsatını yakaladık.. Şunu da belirtmeliyim ki kesinlikle pişman olmadık.. Vietnam kesinlikle gezilip görülmesi gereken bir ülke.. Net.. 🙂

Benim perşembe gecesi geldiğim Ho Chi Minh City’e Müge önceki pazar gününden gelmiş, işlerini halletmeye başlamıştı.. Cuma günü de çalışmak durumunda olduğundan ben kentteki ilk günüme tek başıma sokakları turlayarak başladım.. Kaldığımız otel (Novotel Saigon Centre) lokasyon olarak epey merkezi olduğundan bir çok tarihi ve turistik mekana yürüyüş mesafesindeydi. Öncelikle Turtle Lake’i hedefledim, sonra yürüyüşe devam edip Savaş Kalıntıları Müzesi’ni (War Remnants Museum) ziyaret ettim, daha sonra rotamı güneye çevirdim ve Reunification Palace ve Notre Dame Katedrali’ni dışarıdan inceledikten sonra Merkez Postanesi’nin (Saigon Central Post Office) içine girerek soluklandım.. Sonrasında nehre kadar yürüyüşe devam ettim ve kafamdaki rotayı bitirmiş olmanın verdiği huzur ile otele geri döndüm 🙂

Buraya gelmeden önce yaptığım kısa (biraz tembelim evet) araştırmada motorsiklet yoğunluğu yüzünden yollarda yayalar için karşıdan karşıya geçmenin epeyce tehlikeli olabileceğini okumuştum ama yıllarını İstanbul ve Şanghay sokaklarında geçirmiş olmanın avantajıyla ortama hemen uyum sağladım ve bu konuda hiç sıkıntı çekmedim. Siz kendinizden emin, yavaş ama kararlı adımlarla karşıya geçin, gelen motorlular kendi rotalarını zaten size göre ayarlıyorlar merak etmeyin 🙂

Akşam saatlerinde haftasonu programımız için biraz inceleme yaptım, bir kaç yere mail attım ve sonunda iki adet günübirlik tur almanın mantıklı olacağına karar verdim 🙂 Tur şirketini seçerken ise gene Tripadvisor’daki yorumlari ve attığım emaillere verilen cevaplar içerisinde yaptığım değerlendirmeyi (cevap ne kadar hızlı, ne kadar bilgilendirici, ne kadar detaylı, ne kadar düzenli, imla kurallarına ne kadar uygun, yaklaşım ne kadar pozitif vb. gibi önem verdiğim noktalar var. Biraz takıntılıyım sanırım) baz aldım.. Sonuç olarak kazanan Tiger Tours oldu ve ilk günlük turumuzu bu şirket ile yapmaya karar verdik..

Tiger Tours müşterilerine özel turlar sunan bir şirket.. Böylelikle tur esnasında daha rahat hareket etme, tur rehberinden daha fazla bilgi alma gibi avantajlara sahip oluyorsunuz.. Tabiiki fiyatları grup turlarına göre biraz daha yüksek ama tur sonunda buna değdiğine karar verdik.. Bu sadece benim değil, Mügenin ve bizimle birlikte bu turları alan arkadaşının ortak fikriydi.. Eğer bu şekilde bir özel tur almak isterseniz, bu şirketi kesilikle öneririm.. Şirketin aynı zamanda kurucusu da olan Loan maillere gayet hızlı ve doyurucu şekilde cevap veriyor, kendisine bir kez de buradan teşekkür edeyim 🙂

İlk gün turumuzu ünlü Gu Chi tünellerine yapmaya karar verdik.. Yarım ve tam gün olmak üzere iki tane alternatifimiz vardı.. Şehirde geçirecek zamanımız kısıtlı olduğundan yarım günlük bir tünel turu yerine, Tiger Tour’un tam günlük turunu almak bize daha mantıklı geldi.. Bu tur kapsamında sabah otelden rehberimiz Mai ile birlikte ayrıldık ve yaklaşık 3 saatlik bir yolculuk sonrası turun ilk ayağı olan Black Lady Mountain’a ulaştık..

Dağın hikayesinden bahsedeyim kısaca.. Zamanında burada kocasıyla birlikte kara tenli bir kız yaşarmış.. Birbirlerini çok severlermiş.. Günün birinde savaş çıkmış ve kızın kocası savaşa gitmiş.. Adamdan uzun süre haber alınamayınca kıza talipliler gelmeye başlamış.. Kız bunları reddediyormuş ama en sonunda zorla da olsa adamın biri kızı kendisine ikinci hanım olarak almış.. Bu duruma dayanamayan kız ise kendisini bu dağdan atarak intihar etmiş.. O gün bugündür insanlar bu kızı cesaret ve güç sembolü olarak görüyor, bu dağa gelip dua ediyorlarmış..

Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay Televizyon Kulesi

Şanghay’da gezip tozarken kaçırmamanız gereken aktivitelerden biri de şehrin ünlü gökdelenlerinden/kulelerinden en az birine tırmanmak olmalı.. Şu an yapımı devam eden ünlü “Shanghai Tower”ı, yani Şanghay Kulesi’ni saymazsak gezip görebileceğiniz üç adet gökdelen mevcut. Bunlardan ikisini, isim vermek gerekirse, Dünya Finans Merkezi‘ni (Gençer ile) ve Jin Mao Kulesi‘ni (Müge ile) gezmiş ve yazılarını yazmıştım. Ne var ki, Şanghay Televizyon Kulesi’ni, orijinal ismiyle “Shanghai Oriental Pearl TV Tower”ı gerek anne ve babamla, gerek de Tuncay ve Elif ile beraber gezmeme rağmen yazısını yazmak bi türlü kısmet olmadı, kısmet bugüneymiş 🙂

Adından da anlaşılacağı gibi bir Televizyon Kulesi’nden bahsediyoruz, yani diğer ikisi gibi bir gökdelen tarzı bina söz konusu değil burada.. Zaten resmini görünce de farkı farkedeceksiniz 🙂 468 metrelik yüksekliğiyle dünyanın en yüksek 3. TV kulesi (Toronto ve Moskova TV kuleleri ilk ikide yer alıyormuş) olan bu yapıyı şehrin bir çok yerinden görebilmek mümkün; ziyaret etmek istiyorsanız ise metronun 2 no’lu hattına binip, Lujiazui’de inip azcık da yürümeniz gerekiyor.. Zaten bu durakta indikten sonra yukarıda bahsettiğim üç büyük ve uzun yapının tamamı yürüme mesafesine gelmiş oluyor..

Şanghay Televizyon Kulesi’nin çok farklı ve güzel bir tasarıma sahip olduğunu zaten siz de göreceksiniz, gerek gündüz, gerek de gece hava kararınca.. Bu tasarımda en çok dikkat çeken ise aşağıdan yukarı doğru boyut olarak küçülen üç adet küre.. Girişte eğer 180RMB’lik biletlerde alırsanız tüm bu kürelere çıkabiliyorsunuz.. En üstteki en küçük boyutlu küreye Uzay Modülü diyorlar ve burdan manzara epeyce güzel.. Bir alttaki kürede ise açık havaya çıkıp, altınızdaki şeffaf tabanda yürürken yükseklik korkunuz olup olmadığını anlayabilirsiniz 🙂 En altta bulunan en büyük kulenin içerisinde ise minik bir roller coaster yolculuğu yapabilir, veya atari tarzı oyunların olduğu eğlence merkezinde keyifli vakit geçirebilirsiniz..

Verdiği turistik hizmetin yanısıra, Şanghay “Doğunın İncisi” Televizyon Kulesi aynı zamanda kentin dokuz adet TV ve 10 adet de radyosunun yayınını gerçekleştiriyor.. Yapımına 1990 senesinde başlanıp, 1994’te tamamlanan bu kuleye yapacağınız ziyaretin sonunda zemin katta bulunan Şanghay Tarih Müzesi’ni de kesinlikle ziyaret etmenizi öneririm.. Tabii her ziyaret ettiğiniz katta sizleri bir çok hediyelik eşya seçeneği de bekliyor olacak 🙂

Not: Şanghay Televizyon Kulesi ile ilgili farklı bir değerlendirme yazısı okumak isterseniz sizlere babamın yaklaşık 1.5 sene önce kaleme aldığı yazısını buraya tıklayarak okumanızı da tavsiye ederim 🙂

 


Şanghay’da Eşyaların Geri Dönüşümü

Geçtiğimiz haftasonu aldığım bir e-mail’den alıntı yapacağım bu yazıda. Şanghay’da öğrenimini sürdürmekten olan İrem Hanım çevre bilinci yüksek bir insan olarak öğrenci arkadaşlarıyla paylaşmış olduğu bir siteyi benimle de paylaştı ve ben de seve seve sitede bundan bahsetmek istedim. İrem Hanım’ın bahsettiği nokta aslında hepimizin bir şekilde yaşadığı bir durum. Kullanmadığımız eşyaların geri dönüşümü, daha doğrusu yeniden değerlendirilmesi; yani çöpe gitmesindense ihtiyacı olana gitmesi durumu. İrem Hanım’ın aşağıdaki yazısında göeceğiniz gibi kullanmadığınız eşyaları değerlendirme imkanına sahip olacağınız bir web sitesi mevcut..

Şanghay’da Eşyaların Geri Dönüşümü

Geçtiğimiz aylarda keşfettiğim, belki sizlerin daha önceden bildiği bir websitesini sizlerle paylaşmak istiyorum: http://www.freecycle.org/ Freecycle adından da anlaşılacağı gibi hiç bir kar amacı gütmeyen sosyal bir organizasyon. Yaşadığınız bölgeye/şehre göre en yakın grubu bulabilir; ihtiyacınız olan öğeyi offer bölümünden arayıp bu teklifi yapan kişiye yazabilirsiniz. Aynı şekilde wanted bölümünden direkt olarak ihtiyacınız olan öğeyi de belirtip bir hayırseverin sizi bulmasını bekleyebilirsiniz 🙂

Şanghay’da Eşyaların Geri Dönüşümü

Henüz ben de sitede yeni olduğumdan hiç kimse ile bir alışveriş yapmadım fakat genelde buluşmalara geç gidilmemesi şeklinde karşılıklı hoşgörü beklenen uyarılar bulunuyor. Bu siteye ücretsiz üye olup Şangay grubuna ulaştığınızda entry lerin oldukça eski olduğunu göreceksiniz. Bu nedenle ben de eşyaların çöp olup üretime gerek duyulmaksızın tekrar kullanımını (örnek olarak geleneksel metodumuz, komşu abla/ağabey ders kitabı kullanım yöntemi gibi) destekleyen bir çevre öğrencisi olarak kendimi sorumlu hissettim ve bu tip bir promosyon aktivitesi için yazmaya karar verdim. Tabi bu fikrimi etkileyen en önemli olay da, geçtiğimiz sene Şangay’dan ayrılırken sahip olduğum bir sürü eşyayı çöpe atmam oldu. Bu sene Temmuz öncesi sitede entrylerimi bulacağınızı tahmin ediyorum 🙂


Şanghay’dan Harbin’e Cesur Bir Seyahat

Yeni yılla birlikte aldığımız kararlardan biri de gerek Çin içinde gerek Çin dışında minik seyahatlerle de olsa daha fazla yer ziyaret etmekti.. Bu seyahatlerin sayısını artırma planını ekonomik anlamda da desteklemek için ise bir yandan süresini kısa tutup (hafta sonuna bir veya iki gün ekleyerek) diğer yandan da resmi tatillere denk getirmemeye (fiyatlar en az ikiye katlanıyor malum) çalışacağız.. Bu bağlamda ilk yolculuğumuzu Çin’in belki de en soğuk bölgesi olan Harbin’e doğru gerçekleştirdik..

Harbin’e gitmek aslında geçen seneden beri aklımızda olan bir plandı.. Şehrin ünlü buz festivaline tanıklık etmek ve gün içi ortalama -15 gece ise -25 derece olan bir havayı yerinde gözlemlemek istiyorduk 🙂 Geçen sene bir türlü ayarlayamadığımız bu Harbin seyahatini geçtiğimiz seninin sonuna doğru sevgili Bora ve Tanya ile birlikte gerçeğe dönüştürmek istedik önce.. Aslında ilk planımız yeni yıla orada girmekti, gitmek istediğimiz otel ise Harbin yakınlarındaki Yabuli’de yeni açılmış olan Club Med’in oteliydi.. Fiyatlarında promosyon olduğu söylenen bu oteli araştırdığımızda gördük ki promosyonlu denen fiyatlar bile epeyce uçuk, hele bir de yılbaşı gibi bir resmi tatil zamanı gittiğinizde iyice saçmasapan bir hale geliyor bu fiyatlar.. Velhasıl bu planı ertelemek durumunda kaldık..

Şanghay’dan Harbin’e Cesur Bir Seyahat

Sonrasında Harbin şehir merkezine gidip hem orayı gezme, hem de buz festivaline tanıklık etme şeklinde alternatif bir plan yaptık.. Boralar ile zamanı denkleştiremediğimiz için bu tatili çekirdek aile şeklinde yapmış olduk 🙂 Seyahat programını 2 gece 3 gün kalışlı, cuma gidip pazar dönecek şekilde ayarladık.. Cuma günki gidişimizi sabah 8:30 uçağıyla yaptık, böylece cuma gününü nerdeyse tam gün olarak kullanabildik.. Pazar akşamı basketbol maçım olduğundan pazar dönüşümüzü öğlen 12:00 uçağıyla yapmak durumunda kaldık, bu nedenle pazar gününü maalesef pek kullanamadık.. Bu bağlamda ilk tavsiyem, aynı programı yapacak olursanız dönüşünüzü pazar geç saatteki bir uçağa alın ki pazar gününü de gezerek değerlendirebilin..

Uçak ve otel rezervasyonlarını bu sefer cTrip yerine Mügelerin bir ara epeyce kullandığı, bizim kendi aramızda “Adam Yu” dediğimiz acenta vasıtasıyla hallettik.. Verdikleri fiyatları her aşamada cTrip ile karşılaştırdığım için söyleyebilirim ki, fiyatları normaldi.. cTrip’e kredi kartı vs. vermek istemiyorsanız bu acentanın bilgilerini de isteyenlere gönderebilirim.. Otel konusunda Sofitel’i tercih ettik ve çok da memnun kalmadık işin açıkçası.. Otel gayet güzel bir oteldi ama lokasyon olarak biraz şehir merkezine uzak kalan bir otel olduğunu farkettik.. Burda tabii suç biraz da bizim oluyor, seçim yapmadan önce daha iyi bir araştırma yapmamız gerekirdi, bu kısım biraz aceleye gelmiş demekki 🙂 İkinci tavsiyemi de yapayım yeri gelmişken, otelinizi mümkün mertebe merkeze, hatta nehire yakın bir lokasyonda seçin.. Detay vermem gerekirse merkez caddesine (Zhongyang Dajie -Central Street) yürüme mesafesinde bir otel süper olur 🙂

Harbindeki turistik atraksiyonlara geçmeden önce bir de “Harbin’e giyerken bavula ne koymalı”, “Harbin’de nasıl giyinmeli” konusuna da değineyim.. Öncelikle Harbin cidden soğuk..  Altını çizerek söyledim çünkü bu soğuk İstanbul’un Şangay’ın soğuğuna pek benzemiyor.. Biraz yürüdünüz mü kaşlar kirpikler donmaya başlıyor, eller ayaklar da ha keza.. Biz gittiğimizde 3 gün de masmavi bir gökyüzü güneşli bir havaya denk geldik, yerlileri için güzel bir havaymış; kötü havaya denk gelsek bir de o zaman nasıl olurdu düşünemiyorum.. Neyseki daha önceden hazırlıklıydık [ verdikleri önbilgilerle yardımlarını esirgemeyen Nisan&Yasin’e selamlar 🙂 ] ve böylece çok fazla donmadan ve hastalanmadan seyahatimizi tamamlamayı başardık..

Şanghay’dan Harbin’e Cesur Bir Seyahat

Yola çıkmadan önce Decathlon mağazasını ziyaret etmiştik Şangay’da.. Buradan öncelikle polar içlik almıştık, ki bunlar epeyce işimize yaradı.. Gene aynı mağazadan eldiven, kalın çorap tarzı aksesuarları da almayı ihmal etmedik.. Ben normalde çok çabuk üşüyen bir bünyeye sahip olduğumdan [anneme çekmişim 🙂 ] giyinme olayını biraz abarttım.. Kayak pantolununun altına ayıptır söylemesi iki adet içlik, ilk gün çift, ikinci gün üç çift çorap, çift eldiven, kar maskesi, boğazlık, kulaklık gibi giysilerle tam bir robocop olarak dolaştım Harbin caddelerinde.. Sadece göz kısmınızı açıkta bırakan polar kar maskesini kesinlikle tavsiye ederim öncelikle.. Onun dışında çok kalın olmasa da kat kat giyinmek üşümenizi geciktiriyor.. Eninde sonunda üşyeceksiniz tabii, o zaman da kapalı ve sıcak alanlara girip kısa molalar verip sonrasında gezmeye devam ediyorsunuz..

Gelelim Harbin’de neler yaptığımıza.. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’da Dövme Yaptırmak (Shanghai Tattoo)

Bugün daha önce hiç değinmediğim bir konuya değineceğim ve Şanghay’da vücuduna dövme yaptırmak isteyenlere yardımcı olmaya çalışacağım naçizane 🙂 Böyle bir konu aslında hiç aklıma gelmemişti.. Ta ki Müge’nin bir arkadaşı (güvenlik amaçlı olarak ismini saklı tutyorum 🙂 ) tatil amaçlı buraya gelip, geldiğinin akşamı sırtında dövmesiyle bize gelene kadar.. İşte o an kafamda bir ampul yandı ve “bu konuyu neden hiç incelemedim ki daha önce” dedim kendi kendime ve arkadaşa kafamdaki tüm soruları sormaya başladım.. Kendisi de sağolsun bu süreci başından sonuna kadar sıkılmadan anlattı ve bana bu yazı için gerekli olan malzemeyi vermiş oldu.. Artık Şanghay’da dövme yaptırmak isteyenler için neler yapılması gerektiğini yazabiliriz 🙂

Öncelikle mekanımızın isminin Shanghai Tattoo, adresinin ise “1, Maoming Lu, Yan’an Zhong Lu” olduğunu, binanın 4. katında yer aldığını belirtelim. Arkadaşımız burayı Şanghay’a gelmeden önce kapsamlı bir araştırma yaparak bulmuş, ve bu dövme stüdyosunun gerçekten profesyonel, işini bilen insanlara sahip olduğunu belirtiyor. İçeri girince önce dövmenizi yaptıracak sanatçıyı seçmeniz gerekiyor.. Mesela yeşil saçlı bayan dövmeci arkadaş en popülerleri olduğu için 1 haftalık programı doluymuş.. Sanatçıyı ve dövmenizi seçtikten sonra ise operasyon başlıyor.. Operasyonun süresi ve ödeyeceğiniz ücret bir çok değişkene bağlı.. Dövmeyi vücudunuzun neresine istediğiniz, nasıl bir şekil istediğiniz, şeklin büyüklüğü vs. Arkadaşımızın örneğinde, kendisi yaklaşık 10cm*10cm’lik, şekli çok kompleks olmayan bir dövme için 2 saatlik bir süreç sonunda 2000RMB ödemiş.. Dövme yaptırmak isteyenlerin bilgisine 🙂


Şanghay’da Geçen Filmler (Mission: Impossible III)

Sadece bizlere özel bir davranış mıdır bilmiyorum ama ne zaman yabancı bir film (bir kısmı veya tamamı) yaşadığımız yerde çekilse, ona karşı ekstra bir ilgi gösteririz.. Film bize hitap etmese de, veya gerçekten düşük kaliteli bir film bile olsa bir şekilde zaman ayırıp onu izlemeye çalışırız.. Tabii aslında izlemek istediğimiz film değil, o filmin bizim yaşadığımız yerde çekilen sahneleridir 🙂 Bildiğimiz, gördüğümüz, gezdiğimiz yerler bir sinema filminde görününce başka bir heyecan verir bize.. Bu gözlemimden yola çıkarak meraklıları için bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim ve adını “Şanghay’da Geçen Filmler” koydum 🙂 Dizilere ve filmlere epeyce vakit ayıran bir çift olduğumuzdan dolayı, bazen de Şanghay’ı konu eden (veya mekan olarak kullanan) filmlere de zaman ayırabileceğimizi düşünerek izlediğimiz bu filmleriden burada da bahsetmek istedim.. Bu bağlamda, bu yazı dizisinin ilk konuğu olma şerefini Görevimiz Tehlike filmine verdim 🙂

Şangay'da Geçen Filmler (Mission Impossible 3)

Bilmeyen çok azdır gerçi ama orijinal ismi “Mission Impossible” olan dizinin aynı isimle beyaz perdeye aktarıldığını ve başrolünün de Tom Cruise tarafından oynandığını belirteyim öncelikle.. Gerek Tom Cruise, gerekse filme ayrılan sağlam bütçeler sonucu sinema seyircisinin de epey ilgisini çekti ve devam filmleri de hemen geldi.. Şanghay’ı konu eden film ise serinin üçüncü filmi, yani “Mission: Impossible 3”.. Kahramanımız Ethan Hunt bu filmde önce Almanya, sonra İtalyadaki operasyonlardan sonra filmin neredeyse ikinci yarısının tamamını Şanghay’da geçiriyor.. Konu ile ilgili spoil vermek istemiyorum, o nedenle sadece filmde çoğunlukla The Bund’dan gece sahneleri izleyeceğinizi ve ayrıca Xitang Watertown’a doğru bir ziyarette bulunacağınızı söyleyebilirim.. Tabiiki bu sahnelerin bazılarının Şanghay’da bazılarının ise Hollywood’da yaratılan Şanghay setinde çekilmiş olması muhtemel ama öyle bile olsa başarılı bir yapım olmuş 🙂  Aksiyon/macera tarzını sevenler ve Şanghay’ı bir de Tom Cruise’un gözünden seyretmek isteyenler için bu filmi öneriyorum..