Şanghay Güzellemesi


Internette dolaşırken çok güzel bir yazıya rastladım Çin ile ilgili.. Site sahibi Zeynep Hanım yapmış olduğu Çin seyahati ile ilgili izlenimlerini sade ve akıcı bir dille anlatmıştı. Yazının Şanghay ile ilgili olan kısmını alıntılamak istedim ve kendisine mail attım konu ile ilgili ama olumlu/olumsuz herhangi bir yanıt gelmedi. Ben gene dayanamayıp o yazıyı koyacağım aşağıya 🙂 Yazının daha uzun olan orijinal versiyonuna buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.. Sizi Zeynep Hanım’ın Şanghay izlenimleriyle başbaşa bırakayım..

Shanghai, sizi karsilarken bütün ihtisamiyla, nasil bir degisim içinde oldugunu ve ne kadar hirsli oldugunu fisildayacak size. Belki biraz gözünüzü korkutacak ilk basta ama sizi sevecek, mutlu edecek ve dogunun incisi oldugunu anlatacak bütün hikayeleriyle uzun uzun.

Shanghai’da hava kararmaya baslayip, aksam olunca, sehir bütünüyle farkli bir atmosfere bürünür. Sokaklar renklenir, büyük bir akim baslar her yanda. Olaganüstü bir gece hayatinin habercisi olan her detay sizi daha da içine çeker. Shanghai sizi sokaklarina bekler, size yasatacagi unutulmaz anlar için her zaman hazirdir.
Basinizi kaldirip sisler içinde kalmis gökdelen tepelerine bakarsiniz, hayretler içinde. Dünyanin en hizli gelisen kentindesinizdir. Inanilmazdir etrafinizdaki hersey, belki de bir rüyadir, ama her ne olursa olsun Shanghai’dir iste, ta kendisi.
Havaalanindan sizi hizli treniyle karsilar, saatte 430 km hizla giden, dehsete kapildiginiz. Evet, Shanghai size bir sürü sürpriz hazirlamistir, bu sürprizleri bulmak size kalir, siz ona ne kadar iyi davranirsaniz, o size bin katini verecektir.

The Bund adiyla geçen ve gerçek adi Zhongshan Dong Yi Lu olan bölge Shanghai’da size ilk hosgeldin demeye hazir bölgedir. Neoklasik yapilariyla Huangpu Nehrinin kiyisindaki bu 2 kilometrelik gerdanlik, ondokuzuncu ve yirminci yüzyildan incilerle bezelidir. Buradaki yapilarda Ingiliz, Fransiz, Amerikan ve Japon etkisini hissetmemeniz mümkün degil. The Bund’da durup nehrin öteki ucuna baktiginizda gördügünüz Pudong manzarasi kentin gurur kaynagidir, kentin bütün heyecanini ve hirsini gözler önüne serer, Shanghai’in imzasidir The Bund ve siz de o imzanin bir ucundasinizdir iste…

The Bund’da sirtinizi nehir kenarina verip yürümeye basladiginizda, o akinti sizi alir götürür. Arabalar, bisikletler, tuk tuklar, insanlar, kosturanlar, gülenler, dilenciler, hirsizlar, gece klüpleri, yemek kokulari, isiklar, zenginler, güzel oteller, cafeler , dans edenler herkes oradadir, sizin gibi..
Bu yol sizi Nanjing Lu denen Shanghai’in alisveris bölgesine dogru götürür. Isiklar bir anda etrafinizi sarmaya baslar, sagli sollu gökdelenler ve bes yildizli oteller esliginde. Bol pazarlik lisani gelistirmis saticilar etrafinizi sarar, saatler, pasminalar, çantalar havada uçusur, pesinize takilan saticilardan kurtulmak pek de mümkün degildir, bir bakmissiniz kolunuzda yeni bir saatiniz var. Güle güle kullanacaksinizdir.
Bu sokaklarda çantaniza, cüzdaniniza dikkat etmenizi tavsiye ederim zira ne oldugunu anlayamadan birkaç parça esyaniz eksildigini farketmek hiç de hos olmaz. Nanjing Lu bölgesinde tam bir alisveris çilginligi yasabilirsiniz, ama pazarlik etme becerilerinize ne kadar güvenirseniz güvenin, bilin ki sizden çok daha kabiliyetliler. Yine de Shanghai’da alisveris bence en azindan bir kere yasanmasi gereken bir tecrübe. Minik dükkanlarin bulundugu bir sürü bina var bu bölgede, çantadan giysiye, sapkadan oyuncaga kadar herseyi bulabilirsiniz. Begenmezseniz herhangi birsey dükkanlarin küçük olduguna kanmayin, o dükkanlarin neredeyse hepsinde gizli bölmeler var ve sizin begeninize sunulacak bir sürü güzel sey…

Shanghai’da görülmesi gereken birçok sanat galerisi ve müze oldugunu da söylemeden geçemiyecegim. Kalacaginiz otelde veya gezintiniz sirasinda karsiniza çikacak çay evlerinde oturup da güzeller güzeli çaylardan içmeden de dönmeyin. Oolong çayindan, Yasemin Çayina, beyaz çaydan yesil çaya uzanan genis bir çay yelpazesi var ve eger hiç tatmadiysaniz, yapilmasi gerekenler listenize bunu da alin. Hatta birçok çay evinde Çay Seromonisi yapiliyor ve size bu seromoni esliginde çaylar tattiriliyor. Bu tadim sonunda çay satin almak zorunda degilsiniz ama satin almadan dönen çok az insan var sanirim. Evinize döndükten sonra Çin’de yasadiginiz o güzel anlari çayinizi yudumlarken hatirlamak, çektiginiz fotograflara bakmak ve belki de biraz Yoyo Ma dinlemek çok iyi gelecek size. Bütün yorgunlugunuzu alacak.
Çinliler her türlü ögün sirasinda çay içiyorlar, her ne kadar çorba da olsa, sarap da olsa yemegin yaninda bir çaydanlik da eslik ediyor sofraya. Ofiste çalisirken bile bizim yaptigimiz gibi koyu demli çay veya kahve degil, demlenmeden sadece kaynar suyla içilen o güzel kokulu çaylari masalarinda hazir duruyor.
Her ne kadar son yillarda bizim ülkemizde oldugu gibi kahve dükkanlari Çin’de yayiliyor da olsa, Çinliler kolay kolay çay içmekten vazgeçmeyecekler sanirim.

Çinliler, sizinle fotograf çektirmek isteyeceklerdir, buna da hazirlikli olmalisiniz. Bu, onlarin ‘ yabanci dünyalarda ‘ arkadaslari oldugunun kaniti niteliginde bir fotograf. Siz, artik onun arkadasisiniz, baksaniza birlikte fotografiniz bile oldu. Shanghai’da bir aksam elimde fotograf makinasi gezinirken, bir grup Çinli asker yanima gelip benimle fotograf çektirmek istediklerini söylemisti, o gün benim yaklasik 10 adet Çinli askerle fotografim oldu, o fotograflar onlarin albümlerinde diger turistlerle çektirdikleri fotograflar arasinda yerini aldi.

Çin’e giderken genelde su sözleri duyarsiniz : ‘ biz de gittik, aç kaldik.. ‘ Kesinlikle böyle birsey yok. Inanmayin. O kadar çesitli mutfaga sahip ki Çin kültürü, aç kalmaniz mümkün degil. Bol baharatli yemek mi seviyorsunuz Sichuan mutfagi sizi bekliyor, biraz macera yasamak istiyorum mu diyorsunuz, sizi Anhui mutfagina davet ediyoruz, klasik Çin olsun, içinde tavuk olsun, çitir Pekin Ördegi olsun diyorsaniz, Hunan mutfagi var…Hem zaten siz oralara gitmisken Pekin Ördegi yemeden de dönmeyeceksiniz degil mi…Eger Çinli dostlariniz sizi yemege davet ettiyse, unutmamaniz gereken bir ipucu vereyim, ikram edilen, siparis edilen her yemekten tadin. ‘yok, ben bundan yemeyeyim ‘ dediginiz zaman çok üzülüyorlar zira. Benim öyle bir yemekte hatir kirmayayim diye çitir çitir deniz anasi yemisligim vardir.

Ne yiyip yemeyeceginiz konusunda son karar elbette size ait..

Yaklasik bes yil öncesine kadar sisman Çinli görmek mümkün degilken – hatta sokakta sisman birini gördüm mü ‘ aaa sisman Çinli…’ diyerek bakakalirken – , artik Çinlilerin de sismanlamaya basladigini ve sisman bireylerin çogaldigini fark ediyorsunuz..Malumunuz bunun nedeni fast food restaurantlarinin sayisindaki artis…

Çin mutfagindan korkmayin, bir tadini aldiniz mi vazgeçmeniz mümkün olmayacak.

Sigara içmek diger ülkelerde oldugu kadar yasaga maruz degil Çin’de. Sigarayi seviyorlar, hatta Sars salgini zamaninda sigara dumaninin mikroplari öldürdügüne dair bir inanislari oldugu da söylenir.

Çin, her geçen gün degisiyor. Bir kaç yil once Çin’i görmüs bir insan tekrar Çin’e gittiginde hayret içinde kaliyor, çünkü büyük bir hirs ve gelisim arzusu var. Yollar , binalar, insanlar, hersey farkli bir kabuga sokuluyor simdilerde Çin’de. Genç nesil okullarda oldukça üst düzey bir Ingilizce egitimden geçiyor, artik insanlar daha bakimli olmaya çalisiyorlar, sik giyiniyor ve kendilerini gelistiriyorlar.

Çin güzel bir sarki gibi. Bir ask sarkisi gibi baslayip, içine kahramanlik hikayesini katan, arada öfkelenen, sonra mutlu olan, aglayan, cosan, huzur veren, sasirtan, dinlendiren, mutlu eden bir sarki. Böyle ihtisamli bir sarki dinlememissinizdir..Eminim..

Insanlarin yüzüne bakacaksiniz, tam gözlerinin içine…O kadar sevgi dolular ve o kadar çok seyleri var ki paylasacak, her zaman geçmisten günümüze kadar tasidiklari gelenek görenekleriyle, kültürlerine duyduklari derin saygiyla bakislariniza mutlulukla karsilik verecekler. Hem siz hediye vermek ve almaktan bu kadar mutlu olan insanlar tanimamistiniz da. Sizi evlerinde agirlamaktan keyif alacak, siz misafir olarak gitmis olsaniz bile, size hediyeler ve ikramlar sunacak onlar. Hediye vermenin ve almanin da onlar için özel bir seromonisi var. Dedigim gibi, Çin farkli bir melodiye sahip ve bu melodinin bir parçasi gibi hissetmek hiç de zor degil aslinda. Insanlari sevmezseniz, onlarin gözlerinin içine bakmaz ve hikayelerini umursamazsaniz, korkarim çok da anlamazsiniz Çin’i. Hem bence elinizi de çabuk tutmaniz gerekiyor Çin’i görmek için, zaman çok sey alip götürüyor o güzellikten, her ne kadar getirdigi bir sürü yenilik olsa da…Yeni her zaman ‘ iyi ‘ midir, buna siz karar vereceksiniz.

Çin’de bir diger yasamaniz gereken tecrübe – Çinli yeni nesil pek sevmese de ve zaman içinde o eski etkisini kaybediyor da olsa, geleneksel Beijing operasi izlemek. Renkler, kostümler, mimikler, ihtisamli kiyafetler, sesler , siirler ve müzik esliginde sunulan bu gösteri uzun bir tarihe sahip, kaçirilmamasi gereken bir ritüel.
Elbette bu yazida anlattigim çok çok küçük bir parçasi bu devin.

Sonrasi… Bütün bavullariniz agzina kadar dolu, çantalariniza sikistirmis oldugunuz çaylar, hediyeler ve akliniza kazimis oldugunuz güzel anilar ve bir yerlerden kulaginiza çalinan o güzel ve bir o kadar da büyülü melodi. . .Gözlerinizi kapadiginizda gözünüzün önüne gelen yüzler, yasamlar, puslu sabahlar, sari sari çatilar, ejderhalar, ara sokaklar ve sizi kendine baglayan o kirmizi renk ve daha niceleri…Siz bir daha Çin’e dönene kadar o büyülü melodi esliginde gözünüzün önünden geçmeye devam edecekler. ‘

Not: Yazının resimleri de gene Zeynep Hanım’dan bu arada.. Orijinallerine (ve daha bir çok şehirden bir çok fotoğrafa) ulaşmak için Zeynep Hanım’ın Flickr sitesini ziyaret edebilirsiniz..