Şanghay’dan Japonya’ya Sakura Gezisi – Osaka

Her şey geçtiğimiz senenin sonlarında başladı. Sıkı dostum, sevgili Serkan, bana baharda yapmak istedikleri Sakura amaçlı Japonya seyahatinden bahsetmiş ve bizi de davet etmişti. O zaman daha ortada sadece bir fikir vardı, hiç bir detay yoktu. Biz de bu fikre sıcak bakıp olumlu yaklaşınca yavaş yavaş planlar netleşmeye başladı. Öncelikle bu fikirden hemşoma, yani sevgili Mustafa’ya bahsettik, gel bu turu 6 kişi yapalım dedik. Ne var ki, hemşom yurt dışı tatillerinde yönünü genelde batıya çevirdiği için onu ikna etmeyi başaramadık 🙂 Sonuç olarak bu seyahati 4 kişi olarak yapmaya karar verdik ve hazırlıklara başladık.

Sakura mevsimi hem Japonların, hem de yabancı turistlerin dört gözle bekledikleri bir mevsim. Bu mevsimde, ülkenin dört bir yanındaki (meyve vermeyen) kiraz ağaçları birbiri ardına çiçek açmaya başlıyor ve buna Sakura ismi veriliyor. Açan çiçekler çok güzel görüntüler yarattıkları gibi, çok kısa sürede döküldükleri için, eğer Japonya’da yaşamıyorsanız yapacağınız seyahatin zamanlaması oldukça önem kazanıyor. Biz de kendi seyahatimizin zamanlamasını yaparken epey araştırma yaptık.

Japonya’nın her bölgesinde farklı zamanlarda yaşanıyor Sakura mevsimi. Genelde Mart ayında başlıyor, Nisan sonuna kadar gözlenebiliyor. Ne var ki aynı bölgelerde bile her sene sıcaklıklara bağlı olarak farklı zamanlarda başlayabiliyor. Bu nedenle tüm ağaçların çiçeklerini açtığı anlara şahit olmak için, ya çok şanslı olmalısınız, ya da Japonya’nın bir çok şehrini Mart ayının sonlarında başlayıp en az 1-2 hafta boyunca gezmelisiniz, böylelikle bir yerde yakalayamazsanız başka yerde yakalarsınız Sakura’yı 🙂

Hem Sakura’nın güzel izlenebildiği, hem de Japon kültürünü yakından tanıyabileceğimiz bir seyahat istediğimizden, hedeflerimizi Osaka ve Kyoto olarak belirledik. Toplam 5 gecemiz vardı, bunun ikisini Osaka’da, üçünü Kyoto’da geçirmeye karar verdik. Tarihleri seçerken geçmiş senelerin Sakura zamanlarını inceledik ve Mart sonu Nisan başı gitmenin en ideal seçim olacağına karar verdik. Uçak biletlerini aldıktan sonra konaklama seçeneklerini incelemeye başladık. O zaman anladık ki, Sakura zamanında üç ay önceden rezervasyon yaptırmak çok geç kalmak demekmiş. Siz siz olun en az 4-5 ay önceden otelinizi ayarlayın 🙂

Sakura mevsiminde Japonya’da otel fiyatları normalin en az iki katına çıkıyor ve rezervasyon yapmakta ne kadar geç kalırsanız o kadar fazla ödemek durumunda kalıyorsunuz. Örneğin, normalde gecelik 100$ verip eli yüzü düzgün bir otel odasında kalabiliyorken, Sakura mevsiminde aynı fiyata kapsül otellerde bir kapsül bulabiliyorsunuz. Kapsül derken benzetme değil, gerçekten de kapsülde kalıyorsunuz, inanmayan Google’dan araştırabilir 🙂 Sonuç olarak biz Osaka’da en hesaplı alternatif olarak AirBnB kullanmaya karar verdik, Kyoto’da ise şansımıza güzel bir otel bulabildik.

Uçak ve konaklama kısmını hallettikten sonra, daha önümüzde üç küsür aylık bir süre olduğundan, ben bir rahatlama sürecine girdim. Sıkı dostum Serkan ise tam tersi, yavaş yavaş tüm tur hazırlıklarını yapmaya başlamıştı bile. Durum böyle olunca tur rehberliği görevini Serkan’a vermeye karar verdik. Sağolsun, kendisi epeyce araştırma yaptı, dokümanlar, haritalar hazırladı, ve profesyonel bir tur rehberi gibi bizi Japonya’da gezdirmeye hazır hale geldi. Bizim tek yapmamız gereken ise onu takip etmek oldu 🙂

Üç ay göz açıp kapatıncaya kadar geçti ve 30 Mart Perşembe akşamı Serkan ve Gülşen İstanbul’dan Seoul aktarmalı Osaka’ya doğru yola çıkarak tatili resmi olarak başlattılar. Bizim yolumuz onlara göre epeyce kısa olduğu için Cuma öğle saatlerinde uçağa binecek ve onlarla hemen hemen aynı zamanda Osaka’ya varmış olacaktık. Her şey planlandığı gibi gitti ve Cuma öğleden sonra saat 5 sularında Osaka Kansai Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde bizi yaklaşık bir saattir bekleyen Serkan ve Gülşen ile buluştuk, kucaklaştık, hasret giderdik 🙂 Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Avustralya’ya Uzun Bir Seyahat (Melbourne)

Uluru’dan 11:45’te kalkan uçağımız öğleden sonra saat 4 gibi Melbourn’e vardı. Melbourne yakınlarında çıkan büyük orman yangınını uçaktan gözlemleme şansı yakaladık, hatta büyük dumanın içinden geçmek durumunda kaldı uçağımız. Sonrasında bir de hafif şiddetli türbülansa girince adrenalin yüklü bir şekilde Melbourne’e iniverdik 🙂 Melbourne Havaalanından (Tullamarine Airport) kalacağımız otele gitmek için SkyBus servisini kullanmaya karar verdik..

SkyBus’ın 10 dakikada bir kalkan, içinde wifi bile olan konforlu otobüsleriyle kişibaşı 18AUD karşılığında havaalanından şehir merkezine (Southern Cross İstasyonu) yaklaşık yarım saat içerisinde ulaşabiliyorsunuz. Ulaştığınız noktadan otelinize gitmek için de gene Skybus’ın ücretsiz servis hizmetinden faydalanabilirsiniz. Biz bu şekilde yaptık ve bir saat içerisinde otelimize vardık..

Sydney’de sahile yakın bir evde kalmayı planladıktan sonra, Melbourne için ise merkezde bir otelde kalmayı kararlaştırmıştık.. Bu bağlamda seçimimizi Travelodge Southbank olarak yaptık.. Southbank denen yer kentin en merkezi bölgesi, eğer merkezi bir lokasyon istiyorsanız bu bölgedeki otelleri araştırın derim.. Travelodge güzel bir otel aslında ama tavsiye etmiyorum, çünkü ücretsiz wifi vermiyorlar.. Daha doğrusu azcık veriyorlar 🙂 Günlük 100MB limitini aştığınızda bağlantınız kesiliyor ve gene günlük 10AUD istiyorlar sizden wifi kullanımı için.. Sene olmuş 2015, adamlar 100MB limit kouyorlar.. Neyse, gerekli mercilere yorumlarımı yaptım zaten konaklama sonrası 🙂

Melbourne’e vardığımız günün öğlen saatlerinde 30-35 civarında seyreden hava sıcaklığı biz otele varıp hazırlanıp dışarı çıkıncaya kadar 15-20’lere düşüverdi.. Tam olarak bir mevsim kırılma anında vardık kente; bu nedenle de otelden çıkıp rüzgarı yiyince hemen geri dönüp montlarımızı aldık 🙂 Yarra Nehri‘nin hemen kıyısında olan otelin lokasyonu gerçekten de çok iyiydi, çıkar çıkmaz nehir kenarında yürüyüşümüzü yapmaya başladık.. Bizim gibi turistik yürüyenlerin dışında nehir kenarında tempolu yürüyenlere, koşanlara, bisiklete binenlere rastlamak mümkün..

Yarra Nehri’nin karşısına geçtiğinizde önce Flinders Street tren istasyonunun altından geçip sonrasında Flinders Caddesine ulaşıyorsunuz. Nehre paralel giden bu caddeyi dik kesen caddeler üzerinde irili ufaklı bir çok mağaza mevcut.. Restoranlar, cafeler, acenteler, hediyelik eşyacılar, UGG botçular, hepsi var 🙂 Biz de ilk akşamımızda buraları üstün körü dolaştık ve akşam yemeği için Türk damak tadına uygun bir seçim yaptık, Maha Restoran‘a gittik.. Mekan araştırma ve bulma konusunda Optus kartımızın sağladığı Internet paketi halen işimizi görmekteydi 🙂 Bir sonraki gün erken başlayacak ve uzun sürecekti, bu nedenle çok geçe kalmadan otele döndük..

Melbourne’ün olmazsa olmazlarından olan Great Ocean Road, nam-ı diğer, Büyük Okyanus Yolu turu için sabah erkenden kalktık.. Bir çok farklı şirket tarafından düzenlenen bu tur için bizim tercihimiz küçük grup turları yapan Melbourne Coastal Tours şirketi oldu.. 11 kişilik minibüslerle yapılan bu turu sizlere de kesinlikle tavsiye ederiz, gerek gezilen görülen yerler, gerek rehber/şoförümüzün pozitif ve esprili yapısı, erken saatlerde başlayıp gün batana kadar süren bu turu bizim için çok özel kıldı.. 12 Apostles’da yapılan helikopter turlarından da bu tura özel indirimli fiyatla yararlanabiliyorsunuz, hayatımızda ilk kez helikoptere de binmiş olduk 🙂 Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay Metrosu’nda Bilet Almak

Şanghay metrosu bugüne kadar kullandığım en kullanışlı şehir metrosu diyebilirim sanırım.. Gerek kenti bir örümcek ağı gibi sarıyor oluşu, gerek fiyatların uygunluğu, sizi özellikle trafiğin yoğun olduğu zamanlarda istediğiniz yere hızlı bir şekilde ulaştırıyor. Sanırım şöyle söyleyebilirim; Şanghay’da metro ile ulaşamayacağınız bir yer yok gibi..

Şanghay’da kısa süreli bulunacaklar, metroyu kullanırken tek seferlik bilet almayı tercih ediyorlar genelde.. Bu durumda da ilk bilet alma maceraları biraz uzun sürebiliyor 🙂 Bu yazıda Şanghay metrosunu kullanırken tek seferlik bileti nasıl alabileceğinizi adım adım fotoğraflarla anlatmaya çalışacağım. Bu arada yazının fikrini veren ve fotoğrafların sahibi olan  sevgili Murat arkadaşımın eşi  ve aynı zamanda Doğu İncisi web sitesinin sahibi Burcu’ya da teşekkürlerimi sunmak isterim..

Öncelikle dil seçimi yaparak başlıyoruz bilet alma işlemine.. Bilet makinelerinden Çince ve İngilizce olarak iki dilde bilet alabiliyorsunuz.. Dokunmatik ekranın sağ üst köşesindeki “English” yazan düğmeye dokunarak ekran dilini İngilizceye çeviriyoruz..

Adım-1

Bir sonraki yapacağımız işlem, gideceğimiz durağı seçmek.. Bunun için önce hat seçimi yapmamız gerekiyor.. Gideceğiniz metro istasyonu hangi hattın üzerindeyse, ekranın alt kısmındaki ilgili hattın üzerine tıklıyorsunuz..

Adım-2

Hattımızı seçtikten sonra o hattın üzerindeki duraklar gelecek karşımıza.. Yapmamız gereken gideceğimiz durağı seçmek ve üzerine tıklamak.. Bu arada tıklamak diyorum ama aslında parmağımızla hafif bir dokunmak anlamına geliyor bu 🙂

Adım-3

Seçtiğiniz durağa göre sistem bilet fiyatını hesaplıyor ve size bir sonraki ekranda gösteriyor.. Bu ekranda yapmanız gereken almak istediğiniz bilet adetini girmek, birden fazla bilet alacaksanız ekrandaki toplam meblağ da eş zamanlı güncelleniyor..

Adım-4

Son olarak yapmamız gereken şey tabii ki alış-veriş kısmı.. Yani parayı veriyoruz, bileti alıyoruz 🙂 Bazı makineler sadece bozuk para kabul ederken bazıları hem bozuk para hem de kağıt banknotlarla çalışıyor.. İşlem yaptığınız makinenin tipine göre, ilgili meblağın makineye girişini yapıyorsunuz ve biletleriniz (ve gerekiyorsa para üstü) hemen aşağıdaki bölmeye düşüveriyor..

Adım-5 Adım-6

Aldığınız biletlerle turnikeye giriş yaparken sakın ha biletinizi bırakıp gitmeyin.. Tek seferlik biletler yolculuk sonuna kadar sizde kalmalı, gideceğiniz istasyonunuzun turnikesinden bu bileti kullanarak çıkış yapabilirsiniz, zaten çıkış turnikeleri tek seferlik biletleri geri vermiyor 🙂


Şanghay’dan Bizimkiler Geçti..

Blogu biraz boşlayınca insan resmen tembelliğe alışıveriyormuş, onu anladım.. Son bir aydır tüm Şangay yazılarını babama bıraktığım için resmen yazı yazmayı unutmuşum 🙂 Şimdi bizimkiler Türkiye’ye döndü ve ben Şanghay Rehberi’nin güncellenmesini bekleyen milyonlarca insanın beklentilerini boşa çıkarmamalıyım sanırım 🙂 Öncelikle son bir ay içerisinde bizimkilerin neler yaptığını özetlemek istiyorum.. Böylece buraya ailesini, arkadaşlarını vs. getirmeyi planlayanlar varsa onlara da fikir verecektir bizim ailemizin burada yaptıkları.. Şunu da belirtmek lazım ki, Müge ve ben çalışıyor olduğumuzdan, 1-2 gün aldığımız izinler dışında hafta içi gündüzleri bizimkilere pek eşlik edemedik.. Tüm gezdikleri gördükleri yerleri, ellerinde harita ve sabahları bizden aldıkları mini-tarifler sonucunda, çok minik bir İngilizce ve sıfır Çince ile bulmayı, içeri girmeyi başarmışlardır.. Kendileri ile ne kadar gurur duysak az 🙂

Şanghay’dan Bizimkiler Geçti..

Şanghay’a geldikleri ilk gece, uzun yolculuğun yorgunluğunun da atlatılmasına yardımcı olur diye hep beraber ayak masajına gittik..  Hemen sonrasındaki günün akşamında ise hedefimiz hep beraber bir Bund yürüyüşüydü..

Sonraki hafta bir gün, kendi başlarına epeyce bir yol katedip önce Tekstil Fuarı‘nı ziyaret ettiler, sonra da ona yakında bulunan Metro Süpermarket’ten alışveriş yaptılar..

Başka bir gün, önce sabahtan beraberce karakola gidip kayıtlarını yaptırdık, sonra ise Jade Buddha Temple‘da onları bıraktım, onlar tapınağı gezdiler, sonra ona yakın mesafede bulunan camiiyi bulup onu da gezdikten sonra eve döndüler.. Aynı camiide bir sonraki gün babamla beraber bayram namazı tecrübesini de yaşadık..

Şanghay’dan Bizimkiler Geçti..

Bir başka günlerini People Square ve yakınında bulunan müzeleri gezmeye ayırdılar, farklı bir günü ise Yuyuan Garden ziyaretine.. Giderken yaya, dönerken metro veya tam tersi gibi farklı yollardan gidip gelerek bu sırada Şangay yol bilgilerini de artırmış oldular..

Haftasonlarından birinin cumartesisini TV Kulesi ve sonrasında Hooters’da akşam yemeğine, pazarını ise karnaval ve Expo Çin Pavyonu gezisine ayırdık hep beraber.. Müge iş gezisinde olduğu için bize eşlik edemedi maalesef.. Oysaki Hooters’ı o da çok sever 🙂

Daha sonraki hafta bir gün öğle yemeği için bizim şirketin o tarafa geldiler, beraberce bir salaş esnaf lokantasında Hint yemeği yedik ve sonrasında yürüyerek Zhongshan Park‘ı bulup orayı gezdiler..

Bu arada yemek demişken, buradaki Uygur lokantalarının bizimkilerin favori mekanı haline geldiğini de söylemeliyim.. Geçen gelişlerinde favori restoranları McDonalds idi ama artık o tahtta Uygur restoranları oturuyor 🙂

Şanghay’dan Bizimkiler Geçti..

Tabii ki Şanghay’a gelip de Fake Market’e uğramamak olmazdı.. Gerek kendi başlarına (bakıcı olarak) gerekse bizimle beraber (alıcı olarak -Mügenin pazarlık yetenekleri sağolsun-) bir kaç defa Nanjing Road üzerindeki Fake Market‘e de uğramayı ihmal etmediler..

Güzel başlayan, stresli devam eden, mutlu ve huzurlu bir şekilde sürerken sırılsıklam sona eren bir günü ise önce Bilim&Teknoloji Müzesi‘ne, daha sonra ise Century Park‘a ayırdılar..

Bir sonraki haftasonunu ise bu sefer Mügenin de katılımı ve ekstra aldığımız izinle birlikte 3 günlük bir Beijing ziyaretine ayırdık.. Burada üç gün içerisinde görülebilecek hemen her yeri görmeye çalıştık.. Örnek vermek gerekirse, Tiananmen Square, Forbidden City, Wangfujing Street, tabiiki Çin Seddi, Ming Tombs, Beijing Hayvanat Bahçesi, Temple of Heaven, Olimpiyat Stadı ve Watercube, Summer Palace, Niujie Camii gibi turistik yerleri bazısını kısa bazısını uzun soluklu olmak üzere gezdik gördük.. Gidişi uçakla dönüşü ise -yataklı kompartmanda- trenle tecrübe ettiğimizi de belirteyim..

Şanghay’dan Bizimkiler Geçti..

Pekin dönüşü hafta içi biraz dinlenmenin ardından bizimkiler  bir günlerini Fuxing Park‘a, bir günlerini ise Şanghay Hayvanat Bahçesi‘ne ayırdılar.. Son haftasonlarının pazar gününü ise (Müge gene iş seyahatindeydi) Şanghaylı dostumuz Mr. Hu ve ikizleriyle beraber (onun eşi de iş nedeniyle katılamadı bize) Xitang isimli suşehrine ayırdık ve güzel bir gün geçirdik..

Bu arada aynı zamanlarda iş için buraya gelen sevgili kuzenimiz Egemen ve arkadaşı Hüseyin’i de alarak bir akşamı Hongmei Lu’da geçirdiğimizi de eklemeliyim.. Babam ve Egemen herhalde bir gün Çin’de beraber yemek yiyeceklerini 40 yıl düşünseler akıl edemezlerdi 🙂

Velhasıl sayılı günler çabuk geçti ve bizimkilerin de dönüş zamanı geldi.. Son akşamlarında kapanışı Era Akrobasi Gösterisi ile yapmalarını sağladım ve pek de pişman olmadılar 🙂 Geçtiğimiz hafta itibariyle -yanlarına Türkiye’de işi olan Mügeyi de alarak- Şanghay’dan ayrıldılar ve beni yaban ellerde yapayalnız bıraktılar 🙂

Not: Babam kendi sitesine Çin seyahatleri ile ilgili yeni yazılarını ekledikçe ben de bu yazıda ilgili yerlere link vermeye devam edeceğim.. Misal, gelecek hafta içerisinde Beijing yazılarının siteye eklenmiş olacağını düşünüyorum.. İlgilenenlere duyurulur 🙂

Not2: Linkler güncellendi 🙂


Şanghay’dan Beijing’e Trenle 4 Saat

Şanghay ve Beijing’i sırasıyla bizim İstanbul ve Ankara’ya benzetebiliriz bir çok yönden ama mesafe olarak baktığımızda durum biraz daha farklı.. Şanghay-Beijing arası mesafe yaklaşık olarak 1300km.. Yani uçakla 2 küsür saatlik, şu anki hızlı trenlerle ise minimum 10 saatlik bir yolculuk gerektiren bir mesafe.. Yazının başlığında ise bir yanlışlık yok merak etmeyin, sadece zamanını belirtmedim 🙂 Nisan 2008’den bu yana inşaatı devam eden Şanghay-Beijing arası hızlı tren hattının Haziran 2011 itibariyle hizemete açılacağı açıklandı bugün.. Aslında planlanan açılış tarihi Kasım 2011 idi ama çalışmalar epeyce hızlı ilerlemiş görüldüğü kadarıyla 🙂

Uzunluğu 1318 km olan bu tren hattı açıldıktan sonra Şanghay-Beijing arası trenle sadece 5 saate inmiş olacak.. Bu trenlere uçak gibi demek haksızlık olmaz sanırım, hele ki test sürüşlerinde saatte 486km hıza ulaştıkları düşünülürse 🙂 Tabii normal seferler başladığında trenin hızı daha makul seviyelerde olacak, planlanan hız saatte 350-380km arası görünüyor şimdilik.. Üç sene içerisinde böyle bir projeyi hayata geçirebilmek (planlanan bitiş tarihinden aylar önce hem de) çok da kolay olmasa gerek, o nedenle emeği geçenleri kutluyorum şimdiden 🙂


Şanghay’da Serkan ve Hemşo ile 5 Epik Gün (Gün-4)

Şanghay merkezde geçirdiğimiz üç yoğun günün ardından dördüncü günü Şanghay’a yakın turistik şehirlerden biri olan Hangzhou’ya ayırdık.. Hangzhou’ya eskiden hızlı trenle 1.5 saatte gidilirken son bir aydır yeni-hızlı trenlerle 45 dk’da varılmaya başlanmıştı.. Biz de bu yeni trenleri denemiş olduk.. Şanghay Hongqiao Tren İstasyonu’ndan (havaalanının hemen yanındaki) kalkıp Hangzhou’ya 45 dk’da varan bu trenleri denemek isterseniz bilet ücreti olarak 82RMB ödemeniz gerekiyor.. Tek yön ücreti olan bu meblağ belki tren ortalamasının üzerinde ama o hıza değiyor cidden 🙂

Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’da Oyun-Eğlence Parkı: Happy Valley

Eğer adrenalin yüklü, eğlenceli oyunlar, aktiviteler arıyorsanız Şanghay’da tam size göre bir yer var.. Bu yerin adı Happy Valley.. Şanghay’ın en ünlü oyun-eğlence parkı da diyebiliriz.. 900.000 m2’lik devasa bir alana 300milyon$ harcanarak inşa edilmiş bu parkı gerçekten gidip bir görmek gerekiyor.. İçerisindeki birbirinden heyecanlı aktivitelerden bahsetmeden önce kısaca nasıl gidileceğini yazalım..

Outlet mağazaları ile ilgili yazıyı okuyanlar için Sheshan durağı yabancı gelmeyecektir 🙂 Happy Valley de aynı şekilde şehrin biraz uzağına (40 km kadar) kurulmuş.. Zaten o kadar büyük bir alanı şehir merkezinde bulmak kolay olmazdı herhalde.. Sheshan’a gitmek için yapmanız gereken metronun 9 no’lu hattını kullanmak ve şehrin dışına doğru hızlı, konforlu bir yolculuk yapmak.. Sheshan durağında indikten sonra istasyondan çıkıp üst geçide doğru yürüyorsunuz.. Üst geçidi kullanarak istasyonun hemen yanındaki caddenin karşısına geçiyoruz ve hemen geçidin ayağında bekleyen Happy Valley servislerini görüyoruz.. Hemen en önde bekleyen servis otobüsüne binerek Happy Valley’e ulaşmak yaklaşık 3-5 dk sürüyor..

Happy Valley otoparkında servisten inip girişe doğru yürümeye başlıyorsunuz.. Daha oradan bile içerisinin ne kadar geniş olduğunu tahmin edebiliyorsunuz 🙂 Girişin sol tarafındaki gişelerden biletlerinizi almanız gerekiyor.. Yetişkinler için kişi başı 200RMB ödüyorsunuz, çocuklar [çocuk olmanın yaş/boy şartları yazıyordu orda ama dikkat etmedim 🙂 ] için ise 150RMB.. Bu biletleri kullanarak içerideki bir çok büyük aktiviteye ücretsiz giriş yapabiliyoruz.. Ücretsiz giriş yapılabilen aktiviteleri görünce 200RMB çok görünmüyor insanın gözüne 🙂

Şanghay Happy Valley Oyun-Eğlence Parkı temel olarak herbiri değişik temalara sahip 7 alana bölünmüş bir park.. Bu alanlar “Sunshine Beach”, “Happy Times”, “Typhoon Bay”, “Gold Mine Town”, “Ant Kingdom”, “Shanghai Beach” ve “Shangri-la Woods” olarak adlandırılmış.. Her bir alanda bir kaç tane büyük atraksiyon, ve bunun yanı sıra bir çok da irili ufaklı atraksiyonlar bulunuyor.. Büyük atraksiyon derken, aklınıza abarttığım gelmesin, gerçekten nefes kesici, izlemesi bile ürkütücü, ama bir yandan da cezbedici ve acayip eğlendirici atraksiyonlardan bahsediyorum.. Örnek bir tanesi için çektiğim videoyu da aşağıda görebilirsiniz, ne demek istediğimi daha iyi anlatacaktır, ne de olsa bir görüntü bin söze bedeldir 🙂

Toplamda 12 adet olan bu büyük atraksiyonlardan en ilginçlerinden, aynı zamanda Çin’de bulunan tek örnek olan, ahşap roller coaster.. Gerçekten de tamamı tahtalardan yapılmış olan kocaman bir roller coaster düşünün, işte tam olarak öyle bir şey.. Bunun dışında farklı tema alanlarında farklı roller coaster’lar da bulmak mümkün tabii.. Roller coaster’lar dışındaki büyük atraksiyonlara örnek vermek gerekirse, 26 metre yükseklikten suya fırlatıldığınız “Shoot the Chute”, kaç metre olduğunu bilmediğim ama epeyce yukarılara çıkararak sizi birden aşağı bırakan “Turbo Drop”, aynı yüksekliğe sizi aniden çıkarıp düşüren “Space Shot”, ve 60 metreye kadar çıkan ve insana delicesine çığlık attıran, coaster’ların kralı olarak da adlandırılan “Gyro Swing”.. İşte kendisi şöyle bir şey:

Tabiiki her şey bu kadar adrenalin yüklü değil bu parkta.. “Ant Kingdom” alanında çocuklar için daha sakin, onların da kendilerince eğlenebileceği atraksiyonlar mevcut.. Misal, 60 metreye değil de, 2 metre yüksekliğe çıkan, çok fazla dönmeyen coster’lar, ve benzeri atraksiyonlar bu alanda mevcut.. Çocuğunuzla gelecekseniz bu alan onun, diğer alanlar ise sizin ilginizi çekecektir 🙂 Gene  “Shangri-la” bölümünde günün belli bir saatinde atlar getiriliyor, ve insanlara onları okşama, dokunma şansı veriliyor..

Yemek olayı için ise parkın içine bir çok restoran konulmuş.. Bize tanıdık gelen bir kaç Pizza Hut ve KFC mevcut, bunun dışında lokal restoranlar da var.. Öğle saatlerinde hepsinin önünde kuyruk olduğunu belirtmem lazım.. Tavsiyem, yiyecek ve içeceklerinizi yanınızda getirmeniz olabilir.. Veya yemek saatinizi kaydırırsanız kuyrukta beklemekten kurtulmuş olursunuz.. Restoranlardaki kuyruk sorunu büyük atraksiyonlarda da oluyor, özellikle haftasonu gittiyseniz.. Biz mesela bu roller coaster’lara binemedik, çünkü binmek isteyenler en az 1 saati gözden çıkarıyorlar kuyrukta bekleme süresi olarak.. O nedenle bir diğer tavsiyem mümkünse hafta içi gitmeniz şeklinde olacak.. Veya haftasonu 09:00’da hemen giriş yapın ve ilk binenlerden olun 🙂

Genel olarak bu şekilde özetleyebileceğim bir tecrübe yaşadık Happy Valley’de.. Disneyland’ın da Şanghay’a gelmek istemesine şaşırmamalı, çünkü inanılmaz bir potansiyel var bu şehirde.. Genç nesil eğlenmek istiyor ve bu tür mekanlar da onları gerçekten eğlendiriyor 🙂 Siz de çığlık çığlığa adrenalin dolu bir eğlence istiyorsanız tam olarak adres burası 🙂