Şanghay’dan Kitakyushu’ya Başka Türlü Bir Şey (Bölüm-1)


“Kitakyushu’yu bilmeyeniniz yoktur” şeklinde başlarsam sanırım terbiyesizlik etmiş olurum 🙂 Bugüne kadar sitede bahsi geçen seyahatlerin hepsi Çin’in veya Asya’nın bilinen yerlerine yapılmış seyahatlerdi, bu sefer ise büyük ihtimalle çoğunuzun ilk kez adını duyduğu bu şehre yaptığım haftasonu ziyaretinden bahsetmeye çalışacağım kısaca.. Kitakyushu, Japonya’nın en büyük üçüncü adası olan Kyushu’daki Fukuoka bölgesinde yer alan şehirlerden bir tanesi.. Tokyo’dakilere sorsanız “Kitakyushu nerdedir” diye, “Orası neresi” diye sorarlarmış, o derece 🙂 Ha diyeceksiniz ki, senin ne işin vardı o zaman Japonya’nın bilinen bölgeleri dururken buraya gidiyorsun; ben de diyeceğim ki çok sevdiğimiz saydığımız bir arkadaşı yerinde ziyaret etmek istedik.. Detayları merak ettiniz biliyorum, başlıyorum anlatmaya 🙂

Öncelikle bilmeyenler, veya unutanlar için Başka Türlü Bir Şey‘i tekrar hatırlatayım.. Sevgili Özcan ve İsmail’in yaptıkları dünya turunun ismiydi Başka Türlü Bir Şey.. Özcan ile üniversiteden sınıf arkadaşıyıydık, İsmail ile de dünya turu kapsamında Şanghay’ı ziyaret ettiklerinde tanıştık ve hemen kanımız kaynayıverdi 🙂 Dünya turu sonrasında yerleşik düzene geçen sevgili arkadaşlarımızdan Özcan Türkiye’de İsmail ise Japonya’da ikamet ediyor.. Siteyi takip edenler hatırlayacaklardır, Özcan ile geçtiğimiz Ocak ayında yaptığımız Boracay tatili esnasında buluşmayı başarmıştık.. İsmail ile böyle ilginç bir buluşma ayarlayamadığımız için, onu yerinde ziyaret etmeye karar verdik 🙂 Karar verdik derken, bu ziyareti eski Şanghaylı arkadaşımız Evren ile birlikte planladık ve hayata geçirdik.. Tabii hayata geçirmeden önce gerekli mercilerden (şirketten 1 gün izin, Müge’den 3 gün izin vs.) izin almayı da ihmal etmedik 🙂

İstanbul’da ikamet eden Evren ile Şanghay’da ikamet eden Dinçer’in Kitakyushu’da ikamet eden İsmail’i ziyaret etmesi takdir edersiniz ki her zaman olabilecek bir durum değil.. Bu planın çıkış noktası temel olarak Evren’in Asya’ya yapacağı iş seyahati oldu.. Bu seyahat esnasında Evren Kore’den Çin’e geçecekti ve arada 3 gün kadar boşluğu vardı.. Cuma, cumartesi ve pazar günlerine denk gelen bu boşluğu İsmail’i ziyaret ederek değerlendirme fikri de gene kendisinden çıktı.. Ben de tabii ki kendisine hemen destek oldum ve İsmail’e plandan bahsettik.. Şansımıza İsmail’in de tatil olduğu bir haftaya denk gelmesi onun da Cuma gününün boş olmasını sağladı ve 3 günlük bu tatili resmiyete dökmeye karar verdik..

Ben, Cuma gündüz çıkışlı ve pazar akşam dönüşlü Şanghay-Fukuoka biletlerimi alırken, aynı esnada Evren zamanları aynı olan Seul-Fukuoka biletlerini ayarlıyordu.. Evren’in bilet macerası biraz uzun sürse de sonunda başarıyla biletlerini aldı.. BravoFly tarafından bilet kesilmemesine rağmen çekilen parasını ise yazı yayına hazırlandığı esnada henüz geri alamamıştı 🙂 Bu seyahat sayesinde şunu da öğrenmiş olduk: Fukuoka öyle güzel bir yerdeymiş ki, Şanghay’dan 1.5 saatte, Seul’den ise sadece 1 saat 20 dk uzaklıkta yer alıyor.. İstikametimiz Tokyo, Osaka gibi bilinen şehirler olsaydı bu süre daha fazla olacaktı.. İsmail’e yaşamak için Fukuoka’yı seçmesinden ötürü teşekkür ediyoruz 🙂

Cuma öğlene doğru bindiğim Air China uçağı beni hemen öğleden sonra Fukuoka’ya indirdi.. Pasaport ve bagaj işlemlerinin ardından kendime oturacak bir yer bulup Evren’i beklemeye başladım.. Çok geçmeden onun uçağı da indi ve kısa bir sürenin ardından Evren de çıkış kapısında göründü.. Döviz bürosunda biraz Dolar bozdurup Japon Yeni aldıktan sonra yola koyulduk.. İsmail sağolsun bize detaylı bir şekilde Kitakyushu’ya gidiş yolunu anlatmıştı, biz de onun bize verdiği talimatları aynen uyguladık..

Havaalanından çıkar çıkmaz sola dönüp biraz ilerleyince bizi Dış Hatlar’dan İç Hatlar’a ücretsiz olarak götürecek olan servis otobüsünü gördük ve hemen orada bekleyen otobüse atladık.. Yaklaşık 10 dk’lık yolculuğun ardından İç Hatlar’ın önünde otobüsten indik.. İç Hatlar binasına girmeden, binanın önünde bulunan metro girişini gördük ve merdivenlerden aşağıya inerek metroya doğru ilerlemeye başladık.. İki durak ötedeki Hakata istasyonuna gitmek üzere makineleri kullanarak metro biletlerimizi (~280Yen) aldık ve turnikelerden geçerek perona doğru devam ettik.. Havaalanı durağı metronun son istasyonu olduğu için “metroyla hangi yöne gitmemiz lazım” sıkıntısını yaşamadık ve iki durak sonra Hakata’da indik..

Kitakyushu’ya gitmemiz için trenle Kokura istasyonuna gitmemiz yetiyordu.. Hakata’dan Kokura’ya gitmek için farklı tren tipleri opsiyonlarımız vardı, biz tabii ki en hızlı tren hattı olan Shinkansen’i tercih ettik, böylece Japonların bu kurşun trenlerini de tecrübe etmiş olacaktık.. Hakata’da metrodan indikten sonra Shinkansen işaretlerini takip ettik ve bilet alacağımız yeri bulduk.. Gene makineleri kullanarak bizi Kokura’ya götürecek hızlı trenin biletini (~2100Yen) aldık.. Hangi perona gitmemiz gerektiği ile ilgili olarak ordaki görevlilerden minik bir yardım aldık ve perona ulaştık.. Biletimiz numarasız olduğu için trenin sadece ilk üç vagonuna binebileceğimizi de öğrendik bu arada.. Bir süre sonra bütün ihtişamıyla Shinkansen istasyonda belirdi ve en öndeki vagonda yerimizi aldık..

Şanghay’da gerek Maglev gerek de Hangzhou’ya giden hızlı treni tecrübe ettiğim için çok heyecanlı değildim ama Kokura’ya kadar sürek 15 dk’lık Shinkansen tecrübesi gene de farklı bir tecrübe oldu benim için.. Tren gerçekten hızlıydı 🙂 Kokura’da inip istasyondan çıkınca sonra önce bir sağa sola bakındık, daha sonra bizi beklemekte olan İsmaili gördük ve öpüşmeler, sarılmalar başladı 🙂 Hasretler giderildikten sonra sıra geldi otele çantaları bırakmaya.. Bunun için İsmail’in önderliğinde Kitakyushu sokaklarında yürümeye başladık.. Kısa bir yürüyüş yaptık otele kadar, bu esnada yolda İsmail’in kız arkadaşı Clara da bize katıldı.. Az sonra Ail Inn adli mütevazi otelimize ulaştık.. Gerek İsmail’in akıcı Japoncası, gerek de Clara’nın yardımlarıyla ödemelerimizi yapıp odalarımıza çıktık.. Çantaları bıraktık ve hemen aşağıya inip bizi beklemekte olan İsmail ve Clara’ya katıldık..

Eğer Bölüm-1’i sevdiyseniz, açık söyleyeyim, Bölüm-2’ye bayılacaksınız.. Kitakyushu’da neler yaşandı, Mojiku’da neler yapıldı, Japonya’nın gündüz aktiviteleri, gece hayatı, yemekleri ve çok daha fazlası yazının ikinci bölümünde sizleri bekliyor olacak.. Pek yakında vizyonda 🙂