Şanghay’dan Hong Kong’a Haftasonu Tatili


Şanghay’da yaşamanın avantajlarından biri de hem Çin içerisinde hem de Çin çevresinde bulunan ve genel olarak “uzakdoğu” olarak adlandırılan bir çok yerin size epeyce yakın oluşudur herhalde.. Türkiyede yaşıyor olsanız gözünüzde büyüyebilecek pek çok seyahat buradan yola çıkınca haftasonu tatili şeklinde bile yapılabiliyor 🙂 Biz de bu avantajı kullanmaya çalışarak burada olduğumuz süre içerisinde mümkün olduğunca çok yer gezmeye çalışıyoruz. Çoğunluğu “minik” olarak adlandırılabilecek seyahatlerimizden bir tanesini de geçtiğimiz haftalarda Hong Kong’a giderek gerçekleştirdik. Başlıkta haftasonu tatılı yazıyor ama doğrusunu söylemek gerekirse bizim seyahat biraz farklı oldu. Aslen iş amaçlı yapılması gereken ve pazartesi günü başlaması gereken bir Hong Kong seyahatini cumartesi sabahı başlattık ve haftasonu tatilinin ardında bir kaç gün daha Hong Kong’da işsel nedenlerle kaldık. Tatil kısmı temel olarak sadece haftasonunu kapsadığı için aslında başlık çok da yanlış sayılmaz  🙂

Hong Kong için bir haftasonu yetiyor mu diye soracak olursanız, “size bağlı” derim.. Eğer çabuk yorulmayan, hızlı hızlı gezebilen, bir oraya bir buraya gitmekten başı dönmeyen gezginlerdenseniz Hong Kong’un görülmesi gereken hemen her yerini iki güne sığdırmanız mümkün. Yok eğer, “bir günü Disneylanda ayıracağım”, “en az iki gün alışveriş yapmam lazım” tarzı düşünüyorsanız tabiiki haftasonu size yetmeyecektir. Tabii bir de hemen yan taraftaki Macau adasına gidip ordaki casinoları ziyaret etme gibi bir niyetiniz de varsa o zaman size ya 1 haftalık bir ziyaret, ya da en az iki haftasonu gerekecektir 🙂

Şanghay’dan Hong Kong’a gitmek için farklı seçenekler mevcut. Haftasonu için gidecekseniz tren yolculuğu seçeneğini en baştan elediğinizi düşünüyorum 🙂 Uçak ile yolculuk içinse iki alternatif var. Birincisi uygun fiyatlı ama biraz zahmetli olan Shenzhen üzerinden Hong Kong’a geçiş, diğeri ise biraz daha pahalı olan Şanghay’dan Hong Kong’a direk uçuş. Eğer uygun fiyatlı alternatifi kullanıp Shenzhen’e uçakla, oradan Hong Kong’a kısa süreli otobüs yolculuğu ile gitmek istiyorsanız, bu seyahati ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştığım şu yazıya tıklamanızı rica ediyorum 🙂 Yok efendim ben direk uçuş taraftarıyım, öyle indi bindi bana uygun değil diyorsanız ise China Eastern, Shanghai Airlines veya Dragon Air gibi firmaların direk uçuşlarından zamanı ve fiyatı en uygun olanları seçmeniz gerekiyor. Bunun için de adresiniz şurada da yazdığım üzere cTrip sitesi olmalı..

Bizim bu seferki ulaşım tercihimiz direk uçuş şeklinde oldu. Gidişi sabah erken (China Eastern) dönüşü de akşam geç (Shanghai Airlines) olacak şekilde ayarladık, gidiş dönüş kişi başı 2500RMB civarında bir şey tuttu yanlış hatırlamıyorsam.. Cumartesi sabahı saat 8 olmadan uçağa binip 2 küsür saat içerisinde Hong Kong’a varmıştık bile. Vizesiz girişin sağladığı güzellikle pasaport polisleri pasaportlarımıza “90 gün kalabilir” damgasını vurdular ve bizi ülkeye resmi olarak soktular 🙂 Bagajımızı aldıktan sonra şehre inmek üzere Airport Expresss’e doğru yönlendik. Bu arada en büyük hatamızın sadece haftasonu için geliyoruz diyerek küçük bir bavul getirmek olduğunu daha sonra anlayacaktık, oradan bizim gibi yeni bir bavula da para vererek dönmek istemiyorsanız tedbirli gelmenizi tavsiye ederim 🙂

Airport Express ile otelimize en yakın durak olan Kawloon istasyonuna ulaşmamız 10-15 dk kadar sürdü. İstasyondan çıkıp taksiye atladık ve 5 dk içinde Prince Otel’e vardık. Bu arada bavulunuzu taksinin bagajına koyarsanız 4HKD extra ödemeniz gerekiyor bavul başına. Çok büyük bir bavul değilse taksinin ön koltuğuna koyup arkaya geçerseniz o 4HKD’yi Hong Kong alışverişerinizde kullanırsınız 🙂 Prince Otel’in lokasyonu epeyce merkezi, bu manada tavsiye ederim kesinlikle. Hemen arkasında Kawloon Parkının yer aldığı otel, bir çok markanın kocaman mağazalarının yer aldığı bir cadde üzerinde, gene hemen yanıbaşında devasa alışveriş merkezleri mevcut hatta bunlara otel içinden girişi bile yapmışlar. Klimalı ortamları terketmeden alışverişinize başlayabiliyorsunuz yani 🙂

Şehrin görülmesi gereken heryerini gördüğümüzü söyleyemem ama bence kaçırılmamaı gereken yer “The Peak” adı verilen ve Hong Kong’a tepeden bakan nokta, ve biz cumartesi ilk iş oraya doğru yola çıktık. Önce otelden çıkıp 5 dk kadar yürüyerek merkeze yani Central’a kalkan feribotların iskelesine gittik, bu feribotları kullanarak 10 dk içinde suyun karşı kıyısına geçiyorsunuz. Buradan The Peak’e çıkmak için iki seçenek var: Ya 15 no’lu otobüse binip direk tepeye çıkacaksınız, ya da 15C’ye binerek  tramvay durağında indikten sonra tramvayın sizi tepeye çıkarmasını bekleyeceksiniz. Biz de haliyle daha heyecanlı olur diye tramvayı tercih ettik ama otobüsten indiğimizde tramvay kuyruğu bekleyen turistleri görünce bu kararımızdan dolayı pişman olduk 🙂 Bir süre düşündükten sonra en mantıklı yolun taksi ile yukarı çıkmak olduğuna karar verdik, tramvay biletinden daha ucuza geliyordu hem.. Sadece manzaralı yolculuk yerine dar kavisli yollardan yukarı doğru tırmanan bir yolculuk yaşamış olduk.

The Peak’in manzarası gerçekten muhteşem.. Hong Kong’u 270 derecelik bir açıyla yukarıdan izlemenizi sağlıyor.. Tabii en güzel manzara için kuleye çıkıp gözlem katına giriş bileti alarak ordan izlemenizi öneririm. Tramvayı ise dönüşte kullanırsanız çok daha az sıra bekliyorsunuz. Yani otobüsle gelip tramvayla dönmek en mantıklısı gibi. Yemek için ise kesinlikle kulenin içinde bulunan Bubba Gump’a gidip deniz ürünlerini denemenizi öneririm. Hem de Forrest Gump filmini anmış oluyorsunuz böylece 🙂 The Peak’te epeyce vakit geçirdikten sonra 15 nolu otobüse binerek Central’a indik, oradan ise gene feribota atlayıp Kawloon’a geri döndük.. Kawloon sahilinde bulunan Stars Avenue’yi de sahilde yaptığımız yürüyüş sırasında görmüş olduk. Tabii Hollywood’daki benzerinin aksine burada yere elllerinin izlerini bırakan ünlülerin hiçbiri bize tanıdık gelmedi 🙂

Pazar gününü Kawloon Parkı’na ve onun dışında tamamen alışverişe ayırdığımızı söyleyebilirim. Alışverişin büyük kısmını da benim için yaptık hatta.. Çin’de özellikle ayakkabı konusunda yaşadığım sıkıntının ardından Hong Kong’ta ayağıma uyan ayakkabı bulabilmek rüya gibi bir şeydi resmen, rüyadan uyandığımda yanımda kaç çift ayakkabı olduğunu ise söylemeyeyim buradan 🙂 Ama şunu söyleyeyim ki uzun bir süre ayakabı almama gerek kalmadı artık.. Hong Kong alışveriş konusunda sınırsız alternatif sunuyor gerçekten insanlara.. Ben alışveriş çok sevmeyen biri olarak bu kadar gezdiysem [ Mügenin ısrarları da oldu tabii 🙂 ] bir de alışverişseverler ne kadar gezer neler alır tahmin edemiyorum bile.. Bir çok markanın normal mağazasını ve outlet mağazasını bulabileceğiniz gibi Stanley Market vs. tarzı yerlerde de markasız incik boncuk hediyelik tarzda ürünler bulup bavulunuzu doldurmanız mümkün..

Sonuç olarak Hong Kong kesinlikle ziyaret edilmesi gereken bir ülke.. Çocuklu aileler için Disneyland da gidilmesi görülmesi gereken bir mekan tabii.. [ Disneyland demişken en güzellerinden birinin Şanghay’da yapımına başlandığını da belirteyim 🙂 ] Gerek alışveriş gerek de turistik mekanları açısından, özellikle de bizim gibi yakınlarda yaşıyorsanız kesinlikle zaman ayırıp ziyaret etmenizi tavsiye ederim.. Pişman olmayacaksınız 🙂