Şanghay’dan Macau’ya Yorucu Bir Seyahat


Haziran ayının sondan bir önceki haftasonunu da gene kısa bir seyahata ayırmaya karar verdik ve bu sefer ki rotamızı Hong Kong ve Macau olarak belirledik.. Bu aralar leyleği havada gördük, haklısınız 🙂 Siteyi takip edenler önceden bir Hong Kong seyahatimizin daha olduğunu hatırlayacaklardır, o nedenle bu sefer ağırlığı Macau’ya vermek istedik.. Müge’nin işleri nedeniyle Hong Kong üzerinden gidip gelmek durumundaydık, o nedenle başlıkta da belirttiğim gibi Macau’ya gidiş kısmı biraz zahmetli oldu 🙂

Hong Kong’a gidiş/dönüş uçak biletlerini ekonomik fiyatından ötürü Hong Kong Airlines’dan aldık.. Gidişte pek bir sorun olmadı ama dönüş kısmı gerçekten sıkıntılıydı.. Akşam 21:30da kalkması gereken dönüş uçağı benim döneceğim gün 23:30da, Müge’nin döneceği gün ise 00:30da kalkabildi.. Bu nedenle biraz pişman olmadık değil 🙂 Bu arada bu havayolu şirketi acil çıkış kapısında bulunan geniş koltukları ek ücret karşılığında satıyor, onu da belirteyim.. Ha bir de, uçak içi ikramlarında meyve suyu markası olarak Dimes kullanıyorlar 🙂

Hong Kong’dan Macau’ya gidiş planımızı şu şekilde yaptık: Havaalanından Kowloon, oradan feribot terminali, ve feribotla Macau.. Yalniz daha sonra öğrendik ki, Hong Kong havaalanından direkt olarak Macau’ya giden feribotlar da varmış (TurboJet firması), yalnız bu feribotları kullanabilmek için anladığımız kadarıyla pasaport kontrolünden önce bilet vs. işlemlerinizi halletmeniz gerekiyormuş. Bu durumda bavulunuzun uçaktan alınıp feribota aktarılması da TurboJet tarafından hallediliyormuş. Biz pasaport kontrol ve bavul işlemlerini hızlıca hallettiğimiz için TurboJet opsiyonunu farkedemedik, siz daha dikkatli olun bu konuda 🙂

Bizi havaalanından Kowloon’a götürecek Airport Express için biletlerimizi almak üzere bilet makinelerine yöneldik. Alternatif olarak, makine yerine insanla iletişime geçmek isteyenler için, bavulları alıp çıkarken hemen orada bulunan mekandan hem döviz bozabilir hem de biletinizi alabilirsiniz. Airport Express’i, yani havaalanı metrosunu kullanarak yaklaşık yarım saatte Kowloon istasyonuna geldik. Burada indikten sonra tabelaları takip ederek shuttle bus’ların (ücretsiz servis otobüsleri) kalktığı yere doğru ilerledik.

Farklı istikametlere doğru giden Shuttle bus’lardan “China Ferry Terminal”a gidenini bulduk, numarası K2 olarak geçiyor. Her 12 dakikada bir kalkan otobüslerden sıradakine bindik ve kısa süre sonra hareket ettik. Servis otobüsü Kowloon’da bulunan belli başlı otelleri dolaştıktan sonra en son bizi China Ferry Terminal’de, yani feribot iskelesi durağında bıraktı. Aslında bir iskelede değil, “China Hong Kong City” isimli alışveriş merkezinin  otopark katında indik otobüsten ve hemen içerdeki asansörler vasıtasıyla AVM’nin ikinci katına, yani feribot biletlerini alacağımız yere doğru ilerledik.

Bu alışveriş merkezinin bir bölümü aynı zamanda feribotlara da ev sahipliği yapıyor. Burada bulunan gişelerden bir kaç farklı firma vasıtasıyla Macau başta olmak üzere bir çok yere deniz seyahati yapabilirsiniz. Yukarıda bahsettiğim TurboJet’in feribotları burada da mevcut ama biz First Ferry isimli firmanın feribotlarını tercih ettik, özel bir nedeni yok 🙂 Bir adedi yaklaşık 150HKD olan biletlerimizi aldıktan sonra gördükki daha bir saat vaktimiz var, hemen aşağıda bulunan McDonalds sayesinde karnımızı doyurduk hızlı bir şekilde 🙂 [Bu arada 1RMB’nin yaklaşık olarak 1.2HKD’ye eşit olduğunu da ek bilgi olarak vereyim]

Yemek sonrası gene yukarı çıkıp bilet gişelerinin az ilerisinde bulunan kapılardan bize uygun olanından giriş yaptık, girişteki amca biletlerimizin üstüne koltuk numaralarımızı yapıştırıverdi. Daha sonra günün üçüncü (Birincisi Şanghay çıkış, ikincisi Hong Kong giriş) pasaport kuyruğuna girdik ve Hong Kong’a giriş yaptıktan sadece bir kaç saat sonra ulkeden resmi olarak çıkışımızı yaptık 🙂 Pasaport işlemleri sonrasında bizi Macau’ya götürecek olan feribota bindik ve bizi Macau’ya götürecek olan deniz yolculuğumuz başladı..

Hong Kong – Macau arası feribotla yaklaşık bir saat sürüyor. Zaman zaman epeyce hopluyor feribot deniz üzerinde, o nedenle içiniz bir garip olabiliyor 🙂 Feribotun klimaları da epeyce etkiliydi bu arada, donduk resmen Macau’ya gelene kadar.. Neyseki Müge yanımıza kalınımsı kıyafet almayı akıl etmişti, çok ileri görüşlüdür kendisi 🙂 Velhasıl bu bir saatlik yolculuk sonrası Macau limanına vardığımızda saatler öğleden sonra 4 olmuştu ve biz günün dördüncü pasaport kuyruğu olan Macau’ya giriş kuyruğuna girmiştik.. Bir saate yakın bir sure de bu kuyrukta bekledikten sonra işlemlerimizi yaptırdık ve Macau’ya en sonunda ayak bastık..

Macau’da kalacağımız otel seçimini çoğu zaman olduğu gibi TripAdvisor yorumlarını otel fiyatlarıyla harmanlayarak yaptık ve en sonunda karar kıldığımız otel Galaxy Hotel Macau oldu.. Bu otel tercihimizden gayet memnun kaldığımızı söyleyebilirim, sizlere de tavsiye ederim.. Odalarında internet ve minibar ikilisinin ücretsiz olduğu yegane oteldir sanırım 🙂 Ayrıca 2011 yılında hizmete açıldığından ötürü epeyce yeni bir görünümü var haliyle.. Meraklıları için içerisinde büyük bir casino bulunduğunu da ekleyeyim 🙂

Feribot terminalinin hemen karşısında belli basil bir çok otelin ücretsiz servis otobüsü bekliyor. Biz de hemen o tarafa doğru yürüyüp Galaxy Hotel’in servis otobüsünü bulmaya çalıştık.. Kısa sure içerisinde otobüsü bulup yerimizi aldık.. Yaklaşık 10 dk süren yolculuğun ardından otele vardık..  Otele giriş işlemlerini hızlı bir şekilde tamamladıktan sonra odaya çıktık.. Şanghay’da evden çıkışımızdan Macau’da otel odasına girişimize dek 13 saat geçtiğini farkettik ve biraz dinlenmeye karar verdik 🙂 Sonrasında aşağı indik ve otel içerisinde minik bir keşif turuna çıktık.. Akşamı otel içerisindeki Portekiz restoranında evlilik yıldönümü yemeğimizi yiyerek noktaladık 🙂

Cuma gününü Macau’yu gezmeye ayırdık.. Sabah kahvaltı sonrası otelden kalkan servis otobüslerinden “San Ma Lo”ya gidene atladık ve Macau’nun turistik şehir merkezine doğru yol aldık.. Otobüsten indiğimiz yerden şehrin ünlü meydanı ‘Senado Square’e doğru yürümeye başladık ve yaklaşık 5 dk sonra oradaydık.. Gitmeden once de okuduğumuz gibi burada sömürge zamanından kalan bir çok yapıda Portekiz mimarisinin izlerini görmek mümkün..

Senado Square’den başlayan yürüyüşümüz St. Dominic’s Kilisesi (St. Dominic’s Church), Holy House of Mercy ile devam etti ve sonrasında Macau’nun belki de en çok ilgi gören tarihi yapısı olan St. Paul Kalıntılarına (Ruins of St. Paul’s) kalıntılarına ulaştık. Burada biraz vakit geçirdikten sonra turumuza devam ettik ve biraz yukarı doğru tırmanarak Mount Fortress’i ziyaret ettik.. Daha sonra ise geldiğimiz yolu kullanarak turumuzun ilk kısmını noktaladık.. Senado Square’e doğru yürürken rastladığımız Maraş Dondurmacısı’nda minik bir dondurma ve sohbet molası verdik.. Özgür Bey’den dondurmaları almak epeyce zor oldu 🙂

Verdiğimiz kısa bir kahve molasının ardından yürümeye devam ettik, bu sefer harita yardımıyla Rua Central’ı takip ederek yaklaşık yarım saat sonra A-Ma Tapınağı’na (A-Ma Temple) ulaştık. Burası da Macau’nun popular turist mekanlarından bir tanesi.. Burayı da kısaca gezip resimledikten sonra bu kadar tarihi mekan yeter diyip ünlü Macau Kulesi’ne (Macau Tower) gitmek üzere bir taksiye atladık ve yaklaşık 5 dk sonra kulenin girişindeydik..

Önce bir alt kata inip orada bulduğumuz restoranımsı yerde karnımızı doyurduktan sonra hemen ileriden bir kat daha inerek kuleye tırmanmadan once biletlerimizi alacağımız noktaya ulaştık.. Kişi başı 120MOP [Macau para birimi olan Pataca, yani MOP ile Hong Kong Doları, yani HKD eşit kurda kabul ediliyor ve Macau’da her iki para birimi de geçerli] ödeyerek Macau’yu yüksekten izleme şansını elde edebiliyorsunuz.. İki farklı kattan gözlem yapabiliyorsunuz, birisi tamamen kapalı bir alan, diğeri ise terasımsı 🙂 Bu terasımsı dediğim yerde sadece etrafı izlemekle yetinmeyebilirsiniz isterseniz..

Eğer adrenalin seviyorsanız hemen oradan kendinizi aşağıya bırakabilirsiniz.. Avustralyalı bir firma kendisine güvenenler için bir bungee jumping ünitesi kurmuş oraya ve yüksekliği itibariyle dünyanın en yüksek bungee jumping platformuymuş orası.. “Cesurum ama o kadar da değil” diyorsanız sizi bir iple sırtınızdan bağlayıp sağı solu açık birplatformda yürütüyorlar isterseniz.. Başka bir alternative de kulenin bir noktasından yukarıya doğru tırmanma.. İtiraf ediyorum, biz bunların hiçbirini yapmadık.. Zamanımız yoktu da ondan, yoksa Müge’y ikna edemediğimden değil 🙂

Kuleden aşağı indikten sonra taksi kuyruğuna girdik ve bir sure bekledikten sonra gelen taksiye atlayıp otele geri döndük.. Bir sure de havuz başında geçirelim dedik ama orada bulunduğumuz günlerde hava epey rüzgarlıydı, o nedenle pek keyifli olmadı havuzda geçirdiğimiz zaman.. Sonrasında akşam yemeğini yemek ve dünyanın en büyük casinosunu görmek için gene otelin servisini kullanarak hemen yakındaki Venetian Hotel’e gittik.. Adamlar kapalı alanda bir Venedik yaratmışlar resmen, hayran kaldık.. Otelimize döndükten sonra bir de Galaxy’nin epeyce ünlü sinemasında “Man In Black” filmini üç boyutlu izlemek istedik ama maalesef yer kalmamıştı..

Otelimizin Macau’nun ana adasında değil, Taipa isimli komşu adasındaydı.. Bu nedenle son günümüzü bu sefer de Taipa’nın turistik merkezini (Old Taipa Village) gezmeye ayırdık.. Gene otelin servisini kullandık ve gene çok kısa bir yolculuk sonrası hedefimize vardık.. Çok büyük bir yer olmadığından ötürü yaklaşık bir küsür saat içerisinde yürüyüşümüzü tamamladık ve eski Portekiz mimarisinin egemen olduğu sokakları bırakıp modern batı mimarisinin hakim olduğu otelimize döndük ve otelden çıkışımızı yaptık 🙂

Aslında Taipa’da da bir feribot terminali bulunuyor ama biz giderken de dönerken de Macau Ferry Terminal’i, yani ana adadaki feribot iskelesini kullandık.. Biletimizi alıp gümrükten geçtikten sonra feribota bindik ve bir saatlik yolculuk sonrası Kowloon’a ulaştık.. Bu arada sadece Kowloon’a değil, Hong Kong Central’e, yani merkez adaya da gidebilirsiniz buradan, onu da belirteyim..

Hong Kong’ta çok fazla bir şey yaptığımızı söyleyemeyeceğim.. İlk gün  zaten genelde otelde dinlenerek geçti.. İkinci günümüzün ilk kısmını biraz vitrin gezmeye, ikinci kısmını ise geçen sefer gidemediğimiz Soho denilen mekanı görmeye ayırdık.. Soho, Hong Kong’un merkez adasında yer alan bir eğlence bölgesi aslında.. Burada bir çok bar, restoran, mağaza bulmak mümkün.. Vapur iskelesinden Soho’ya gitmek için üst geçitten başlayacak olan yolculuğunuz, uzunca bir yürüyüş ve geçide bağlanan uzunca yürüyen merdivenler sonrasında son bulacak ve Soho’ya gelmiş olacaksınız..

Soho’da bir Nepal restoranında yediğimiz yemek ve yaptığımız kısa bir yürüyüşün ardından once iskeleye ordan da otele döndük.. Pazar akşamı itibariyle Şangay’a dönmem gerektiğinden günün geri kalanı benim bavulumun hazırlanması, otelden çıkışım, Mügeyle beraber Kowloon istasyonuna gidişimiz, orada uçağın 2 saat rötarlı olduğunu öğrenişimiz, bunun üzerine hemen istasyonun üstündeki Elements adlı alışveriş merkezinde vakit geçirişimiz, sonrasında Müge’nin beni yolcu etmesi ve benim geç saatlerde Şanghay’a dönüşüm şeklinde gerçekleşti. İki gün sonra da Müge Şanghay’a döndü ve bir seyehatin daha böylece sonuna gelmiş olduk 🙂