Şanghay’ın Arka Bahçesi Koh Samui’de Balayı

Bir önceki yazıyı okuduysanız, orada Tayland’ın meşhur adalarından Koh Samui ile ilgili bir yazı yazamadığımı belirttiğimi göreceksiniz.. Ne var ki, Şangay Rehberi’nde artık bir Koh Samui yazısı da olacak.. Nasıl mı? Tabii ki sıkı dostum, sevgili arkadaşım Serkan sayesinde.. Serkan da kim diyorsanız, sitedeki tüm yazıları okumamışsınız demektir 🙂 Bu bağlamda sizi epik yazı dizisine yönlendirmem gerekiyor.. Artık kendisini tanıyorsunuz 🙂 Aşağıda sıkı dostumun yazar kişiliğiyle de tanışacaksınız.. Kendisi, ricamı kırmadı ve sevgili eşi ile çıktıkları balayının Koh Samui ayağını gayet detaylı bir şekilde kaleme aldı.. Sonuç olarak ortaya Koh Samui Seyahat Rehberi olabilecek kalitede bir yazı ortaya çıktı.. Sıkı dostuma Şangay’dan sevgi ve selamlarımı gönderiyor, bir kez daha teşekkür ediyorum.. Şimdi söz Serkan’da..

Daha önce Koh Samui’ye gitmiş ancak detaylı bir yazı yazmamış olan sıkı dostum Dinçer, balayı mekanı olarak seçtiğimiz ada ile ilgili yardımcı olabilecek bir yazı yazmamı istediğinde mutlulukla kabul ettim. Yazıya başlamadan belirtmeliyim ki, bir önceki cümlede ifade ettiğim gibi Tayland / Koh Samui adasında anlatacaklarım balayı kapsamındaki gezilerimizi kapsamaktadır, bu nedenle çılgın Tayland gecelerini okumayı umanları Google’da aramaya inanmaları yönünde şimdiden uyarayım 🙂

Şimdiki eşim, o zamanki nişanlım Gülşen ile, balayında hem beraber ilk yurtdışı deneyimimizi yaşamak hem de farklı bir kültürle tanışmak adına belirlediğimiz birkaç romantik destinasyon içerisinden, Dinçer’in yönlendirmeleri sonrasında yol ve balayı konseptine uygunluk bakımından Koh Samui adasında karar kıldık. 2 Nisan 2016 tarihinde hayatlarımızı birleştirdikten sonra bir günlük istirahat sonrası 4 Nisan’da yola çıktık. Koh Samui’ye direk uçuş bulunmadığı için birkaç farklı transfer noktasından gidiş dönüşte zamanımızı en iyi değerlendireceğimize ikna olduğumuz Singapur aktarmalı olanı tercih ettik. Koh Samui ile Türkiye arasında 4 saat, Singapur ile 5 saat fark bulunuyor. Gidiş yönünde iki uçuş arasında çok fazla bekleme olmadığı için peş peşe uçuşları tercih ettik. Ancak dönüş yolunda, ülkeler arası saat farkı nedeni ile iki uçuş arasında yaklaşık 10 saatlik bir bekleme mecburiyeti doğacağından, madem o kadar bekliyoruz o zaman 2 gün de Singapur’da geçirelim diye düşünüp mükemmel bir plan yapmış olduk 🙂 Nihai durumda;
Singapur Havayolları (391 nolu uçuş) – 4 Nisan İstanbul 13:30 – 5 Nisan Singapur 04:00
Silk Havayolları (5062 nolu uçuş) – 5 Nisan Singapur 08:10 – Koh Samui 08:55
Silk Havayolları (771 nolu uçuş) – 10 Nisan Koh Samui 11:50 – Singapur 14:50
Singapur Havayolları (392 nolu uçuş) – 13 Nisan Singapur 01:45 – 13 Nisan İstanbul 08:00
şeklinde bir rota çizmiş olduk. Yazının amacı Koh Samui olduğu için Singapur ile ilgili eklemeleri -sıkı dostum Dinçer ve eşi hemşom Müge daha önce bu şehir devleti deneyimlemişler ve yazısını yazmışlardı- Singapur yazısının altına yorum olarak paylaşacağım.

4 Nisan sabahı büyük bir heyecanla İstanbul trafiğini deniz yolunu kullanarak atlatıp Atatürk Havalimanına vardık ve tatil boyunca belki de yediğimiz tek kazığa doğru bilmeden mutlu bir şekilde yol aldık. Bunu özellikle yazmak istiyorum çünkü çok içime oturdu 🙂 Bir aksilik olmaması adına önceden online check-in lerini yapmıştık, geriye büyük çantalardan kurtulmak kalmıştı. Kontuara gelip işlemlere başladığımızda görevli hanımefendi, yanımızda dönüş biletlerinin çıktılarının ve iki adet özellikle 4×6 cm ebatında vesikalık olup olmadığını sordu. Normalde otel ve uçuş bilgilerinin çıktılarını alırdım ama o kadar hazırlık esnasında es geçmiştim, yok dedik; Gülşen’in yanında vesikalık vardı ama o da yukarıdaki ölçülere uymuyordu. Görevli hanımefendi, Singapur için problem olmaz ama Tayland’a girişte sorun yaşarsınız deyip bizi bir dükkana yönlendirerek uçağa binişte kontrol ederim belgelerinizi diye de ekledi. Her ne kadar işkillensem de -zira sıkı dostum bu kadar önemli bir ayrıntıyı atlamaz bana söylerdi- 10bin km gidip de sırf bu yüzden sorun yaşamamak adına, paşa paşa vesikalık çekip çıktıları aldık ve hayatımızın en lüks fotoları ile önce pasaport kontrolden sonra da uçuş kartı kontrolünden -görevli hanımefendi bizi tanıdı ve belgeleri kontrol ederek tamamdır dedi- geçip uçaktaki yerimizi aldık. Her ne kadar ilk uzun uçuş deneyimi olduğu için Gülşen’in çekinceleri olsa da sorunsuz bir 9 saatlik uçuş sonrası Singapur Changi Havaalanına iniş yaptık ve bir sonraki uçuşumuz için Terminal 3’ten Terminal 2’ye geçtik. Aradaki ufak bekleme süresini daha yeni yeni açılmaya başlayan Duty Free alanında geçirip güzel kokular aldıktan sonra nispeten ufak bir uçakla Koh Samui’ye doğru yola çıktık. Adaya yaklaşırken yorgunlukla doğru orantılı bir şekilde heyecanımız kat kat arttı ve nihayet ayaklarımız yere değdi 🙂

Uçaktan ilk indiğimizde sıcaklık bulutlar nedeni ile çok yüksek değil gibi geldi ama sonraki günlerde bunu çok rahat hissettik. Koh Samui’de yıl boyunca 28-32 derece arasında değişen bir sıcaklık eğrisi bulunuyor. Nisan ayı nispeten sezon sonuna denk geliyor, asıl tercih edilen zaman aralığı ise Kasım – Şubat arası. Yine de hatırı sayılır nem de eklenince sıcaklık kat be kat artıyor -ki benim gibi sıcaktan hoşlanmayan adama pek hitap etmiyor-. Adanın havaalanı da kendisi gibi çok şirin, palmiyelerden yapılma etrafı açık sanki bir film setine gelmiş gibi hissettiriyor. Zaten çok fazla yolcu olmadığı için hızlı bir şekilde ve sorunsuz -ve tabi ki İstanbul’da kazık yediğimizi anladığımız, belgelerin tekinin bile sorulmadığı- kontrol noktasından geçip valizlerimizi aldık. Gelmeden önce adada kalacağımız Bo Phut Resort & Spa otelindeki yetkililerle iletişime geçip otel transferi istediğimiz için taksi ayarlama zahmetine girmeden doğruca bizi bekleyen görevliye doğru yol aldık. Her adaya özgü müdür bilemiyorum ama ada insanları inanılmaz sıcakkanlı, güleryüzlü ve yardımseverler. Bize sıcak bir karşılama sunan Chang -kendisi Çen diye telaffuz etti muhtemelen böyle yazılıyordur- arkadaşımız ile içi serin mi serin arabaya atlayıp otele doğru yola çıktık. Tayland’da trafik tersten akıyor bu nedenle motor veya araba kiralamak isteyenlerin bunu göz önünde bulundurması gerekir. Daha önce Kıbrıs’ta araba kullanmışlığım vardı ancak buranın trafiğinde açıkçası gözüm yemezdi, daha karmaşık ve yoğun geldi. Yol boyunca bize hem rehberlik eden hem de mekan tavsiyelerinde bulunan Chang ile hoş bir sohbetin ardından otele vardık ve asıl sıcağı orada hissettik 🙂 Neyse ki kapıda işlemlerimiz gerçekleşirken ikram edilen soğuk ıslak havlular ve içecekler ile bir nebze ısımızı ayarladıktan sonra merakla odamızın hazır olup olmadığını beklemeye koyulduk. Otele vardığımız esnada saat erken olduğu için henüz check-in saatimiz gelmemişti ve artık uykuya yenik düşecek bedenlerimiz ile bu sıcakta çok fazla beklemek istemiyorduk. 5-10 dakikalık beklemenin ardından odaya alınacağımızı öğrendiğimizde büyük bir sevinçle görevlinin peşine takılıp sahilin hemen önündeki villamıza doğru kısa bir yürüyüş yaptık. Gelmeden önce otelle iletişime geçtiğimizde, balayı çifti olduğumuzu da kibarca belirttiğimiz için odaya gelişte bizi bir balayı pastacığı ve yatakta çiçeklerle güzel bir süsleme karşıladı ve tatilimiz resmen başlamış oldu. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Koh Phangan’a Sıcak Bir Tatil

Her ne kadar Tayland’a daha önce iki kez (Phuket ve Koh Samui) gitmiş olsak da, bu seyahatlerle ilgili siteye yazı yazma fırsatı bulamamıştım. Geçtiğimiz haftalarda gerçekleştirdiğimiz Tayland ziyaretini ise yazmaya kararlıydım. Kendimize hedef olarak seçtiğimiz Koh Phangan adasından son derece memnun ayrılınca bunu herkesle paylaşma isteğim bir kat daha arttı ve hemen bu yazıyı yazmaya başladım 🙂

Tatilinizi Tayland’da yapmak istiyorsanız karşınıza bir çok seçenek çıkıyor. Ülkenin en popüler adaları olan Phuket ve Koh Samui dışında keşfedilmeyi bekleyen irili ufaklı bir çok ada mevcut. Biz bu sefer Koh Samui yakınlarındaki Koh Phangan adasını tercih ettik. Alternatif olarak Koh Phangan yakınlarındaki Koh Tao adası da tercih edilebilir veya her iki ada tek bir tatilde aradan çıkarılabilir.

Koh Phangan adasına Çarşamba gecesi yola çıkıp bir sonraki Salı akşamı Şangay’a dönmeyi planladık. Bu bağlamda uçak biletlerini inceledik ve en mantıklı seçeneğin Singapur Havayolları’nı kullanmak olduğuna karar verdik. Alternatif olarak Bangkok, hatta Phuket aktarmalı olarak Koh Samui’ye uçan (Koh Phangan’da havaalanı olmadığı için Koh Samui’ye uçmak gerekiyor önce) bir çok uçuş bulabilirsiniz. Bizim gidiş ve dönüşümüz hafta içi olduğundan Singapur Havayollarının fiyatları da epey uygundu (hatta bu nedenle mil kazanamadık!), ve Koh Samui’ye Singapur aktarmalı uçmaya karar verdik.

Çarşambayı Perşembeye bağlayan gece saat 00:30 gibi kalkan uçağımız bizi sabahın ilk saatlerinde Singapura getirdi. Daha sonra Silk Air’e ait uçakla yaklaşık 1.5 saat süren yolculuk sonrası Koh Samui’ye vardık. Koh Phangan’da kalacağımız otelden (Buri Rasa Koh Phangan) havaalanında bizi almalarını istemiştik. Bavulları alıp çıkarken bizi bekleyen otel görevlisini gördük ve kendisi otel aracıyla bizi otelin teknesinin demirlediği iskeleye bıraktı. Otelin teknesi sabah 11:30 da hareket ediyor ve sizi kırk dakika içerisinde direk olarak otelin kumsalına bırakıyor. Alternatif olarak Koh Samui’nin ana limanına gidip Koh Phangan feribotuna binebilir, Koh Phangan limanında indikten sonra taksi tutup karayolu ile otelinize ulaşabilirsiniz.

Otel olarak seçimimizi Buri Rasa Village adlı otelden yana kullanmıştık. Genel olarak otelden son derece memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Lokasyon olarak adanın kuzeydoğusunda, daha sakin bir kesiminde kalıyor Buri Rasa. Biz de zaten çok çılgın bir çift olmadığımız için lokasyonun sakinliğini çok sevdik 🙂 Alternatif olarak adanın merkezi sayılan güney kısmındaki oteller incelenebilir. Buri Rasa’nın kumsalı ve gene kumlu/berrak denizi de çok hoşumuza gitti. Nisan ayı itibariyle hem havanın hem de deniz suyunun sıcaklığı en üst seviyedeydi, soğuk deniz sevmeyenler için ideal bir suya sahip Koh Phangan 🙂

Otelin önünde yer alan köy meydanı benzeri minik avlu, karşısında büyük HD ekranlarında spor yayını yapan bar, avludan içerilere doğru ilerledikçe sağlı sollu mağazalar ve restoranlar, bu minik bölgeyi bizim için gerçekten güzel kıldılar. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Avustralya’ya Uzun Bir Seyahat (Melbourne)

Uluru’dan 11:45’te kalkan uçağımız öğleden sonra saat 4 gibi Melbourn’e vardı. Melbourne yakınlarında çıkan büyük orman yangınını uçaktan gözlemleme şansı yakaladık, hatta büyük dumanın içinden geçmek durumunda kaldı uçağımız. Sonrasında bir de hafif şiddetli türbülansa girince adrenalin yüklü bir şekilde Melbourne’e iniverdik 🙂 Melbourne Havaalanından (Tullamarine Airport) kalacağımız otele gitmek için SkyBus servisini kullanmaya karar verdik..

SkyBus’ın 10 dakikada bir kalkan, içinde wifi bile olan konforlu otobüsleriyle kişibaşı 18AUD karşılığında havaalanından şehir merkezine (Southern Cross İstasyonu) yaklaşık yarım saat içerisinde ulaşabiliyorsunuz. Ulaştığınız noktadan otelinize gitmek için de gene Skybus’ın ücretsiz servis hizmetinden faydalanabilirsiniz. Biz bu şekilde yaptık ve bir saat içerisinde otelimize vardık..

Sydney’de sahile yakın bir evde kalmayı planladıktan sonra, Melbourne için ise merkezde bir otelde kalmayı kararlaştırmıştık.. Bu bağlamda seçimimizi Travelodge Southbank olarak yaptık.. Southbank denen yer kentin en merkezi bölgesi, eğer merkezi bir lokasyon istiyorsanız bu bölgedeki otelleri araştırın derim.. Travelodge güzel bir otel aslında ama tavsiye etmiyorum, çünkü ücretsiz wifi vermiyorlar.. Daha doğrusu azcık veriyorlar 🙂 Günlük 100MB limitini aştığınızda bağlantınız kesiliyor ve gene günlük 10AUD istiyorlar sizden wifi kullanımı için.. Sene olmuş 2015, adamlar 100MB limit kouyorlar.. Neyse, gerekli mercilere yorumlarımı yaptım zaten konaklama sonrası 🙂

Melbourne’e vardığımız günün öğlen saatlerinde 30-35 civarında seyreden hava sıcaklığı biz otele varıp hazırlanıp dışarı çıkıncaya kadar 15-20’lere düşüverdi.. Tam olarak bir mevsim kırılma anında vardık kente; bu nedenle de otelden çıkıp rüzgarı yiyince hemen geri dönüp montlarımızı aldık 🙂 Yarra Nehri‘nin hemen kıyısında olan otelin lokasyonu gerçekten de çok iyiydi, çıkar çıkmaz nehir kenarında yürüyüşümüzü yapmaya başladık.. Bizim gibi turistik yürüyenlerin dışında nehir kenarında tempolu yürüyenlere, koşanlara, bisiklete binenlere rastlamak mümkün..

Yarra Nehri’nin karşısına geçtiğinizde önce Flinders Street tren istasyonunun altından geçip sonrasında Flinders Caddesine ulaşıyorsunuz. Nehre paralel giden bu caddeyi dik kesen caddeler üzerinde irili ufaklı bir çok mağaza mevcut.. Restoranlar, cafeler, acenteler, hediyelik eşyacılar, UGG botçular, hepsi var 🙂 Biz de ilk akşamımızda buraları üstün körü dolaştık ve akşam yemeği için Türk damak tadına uygun bir seçim yaptık, Maha Restoran‘a gittik.. Mekan araştırma ve bulma konusunda Optus kartımızın sağladığı Internet paketi halen işimizi görmekteydi 🙂 Bir sonraki gün erken başlayacak ve uzun sürecekti, bu nedenle çok geçe kalmadan otele döndük..

Melbourne’ün olmazsa olmazlarından olan Great Ocean Road, nam-ı diğer, Büyük Okyanus Yolu turu için sabah erkenden kalktık.. Bir çok farklı şirket tarafından düzenlenen bu tur için bizim tercihimiz küçük grup turları yapan Melbourne Coastal Tours şirketi oldu.. 11 kişilik minibüslerle yapılan bu turu sizlere de kesinlikle tavsiye ederiz, gerek gezilen görülen yerler, gerek rehber/şoförümüzün pozitif ve esprili yapısı, erken saatlerde başlayıp gün batana kadar süren bu turu bizim için çok özel kıldı.. 12 Apostles’da yapılan helikopter turlarından da bu tura özel indirimli fiyatla yararlanabiliyorsunuz, hayatımızda ilk kez helikoptere de binmiş olduk 🙂 Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Avustralya’ya Uzun Bir Seyahat (Sydney)

Çin’de her sene Ekim başında ülkenin milli bayramı sebebiyle bir haftalık resmi tatil uygulanıyor. Bu bağlamda Çinliler genelde memleketlerine, yabancılar da tatil mekanlarına gidiş için bir fırsat olarak kullanıyorlar bu tatili. Biz de aynı şekilde düşündük ve aldığımız ek izinlerle bu tatili iki haftaya çıkardık. İki haftalık bu uzun tatil için de hedef olarak Avustralya’yı seçtik. Hazırlıklara aylar önceden başladık çünkü Avustralya’nın pahalı bir ülke olduğunu biliyorduk ve erken alınan biletler ve yapılan rezervasyonlarla mümkün mertebe uygun fiyatlara ulaşmak istiyorduk. Planlamamızı yaparken iki haftada dört yer gezebileceğimizi düşündük ve rotamızı Şanghay –> Sydney –> Cairns –> Uluru (Ayers Rock) –> Melbourne –> Şanghay şeklinde çizdik. Öncelikle Şanghay-Sydney gidiş ve Melbourne-Şanghay dönüş biletlerimizi Air China’nın direk uçuşlarıyla ayırtttıktan sonra Avustralya vizesine başvurduk.

Vize başvuru süreci çok zor olmadı. Konsolosluğun ilgili web sayfasından ilgili dokümanları basıp, doldurup, gene aynı sayfadan alacağınız randevu ile yetkili vize acentesine gidiyorsunuz. Formları ve belgeleri teslim edip ödemeyi yapıyorsunuz. Sonrasında mail adresinize gelecek olan yanıtı/vizeyi bekliyorsunuz. Pasaportunuzu acenteye bırakmanıza gerek yok, göstermeniz yeterli, çünkü Avustralya vizesi elektronik bir vize, online olarak çıkıyor ve ilgili yerlerde (havaalanı, pasaport polisi vs.) de bu şekilde kontrol ediliyor. Vizelerimiz ile ilgili olumlu yanıt içeren emaili yaklaşık 10 iş günü içerisinde aldık ve kalan kısımları planlamaya başladık. Bu bağlamda önce Avustralya içerisinde ulaşımımızı sağlayacak uçuşlar için biletleri aldık. Öncelikli olarak Jetstar havayollarını kullandık çünkü en uygun fiyatlar buradaydı. Sadece Cairns-Uluru arasında çok seçeneğimiz olmadığı için Quantas Havayollarını kullanmak zorunda kaldık.

Uçak biletlerini hallettikten sonra sıra konaklama kısmına geldi. Konaklama için bugüne kadar hep otelleri tercih etmiştik ama bu sefer bir çılgınlık(!) yapalım dedik ve son zamanların popüler sitesi AirBnb aracılığıyla Sydney günlerimiz için bir ev kiraladık. Bilmeyenler için kısaca özetlemek gerekirse AirBnb dünyanın herhangi bir noktasında, insanların evlerini kısa süreli kiralamalarına aracılık yapan bir site. Bizim ilk tecrübemiz olacağı için seyahatimizin Sydney ayağında kullandık sadece, diğer şehirler için uygun fiyatlı otelleri tercih ettik. Sydney’deki tecrübemizden sonra AirBnb’yi sonraki seyahatlerimizde de kullanmaya karar verdik, herkese de tavsiye ederiz 🙂

Yolculuğumuz 26 Eylül Cumartesi akşamı, Air China’nın CA175 sefer sayılı uçağının Pudong Havaalanından hareket etmesiyle başladı. Yaklaşık 10 saatlik yolculuğun ardından Pazar sabah saat 8 gibi Sydney’e vardık. Şanghay ve Sydney arasında sadece iki saat fark olduğundan herhangi bir jetlag problemi yaşamadık. Pasaport kontrolden geçip bavullarımızı aldıktan sonra öncelikle havaalanındaki Optus şubesine gidip iki hafta boyunca kullanabileceğimiz telefon ve Internet paketini satın aldık. Günlük 2AUD ödeyerek alacağınız 15 günlük paket size her gün 500MB Internet ve sınırsız yurtiçi konuşma olanağı sağlıyor. Tabii ki bizim için önemli olan Internet idi 🙂 Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Boracay’a Başka Türlü Bir Şey (2)

Boracay seyahatimizle ilgili yazıyı biraz uzun yazdığım için iki bölümde yayınlamaya karar verdim.. İlk bölümü sabredip sonuna kadar okuyanlar bileceklerdir, en heyecanlı yerinde bırakmıştım 🙂 Bıraktığım yerden devam ediyorum.. 

Baktım ikinci günün sonunda hala kendimi tam olarak iyileşmiş hissetmiyorum, doktorun B planına geçmeye karar verdim ve akşam yatmadan attım antibiyotiği ağzıma.. Antibiyotikten midir, yoksa zaten gribin doğasından mıdır bilemiyorum bir sonraki gün çok daha iyi hissediyordum kendimi.. Üç gün almam gereken ilaç beni daha ilk günden iyileştirmişti sağolsun.. Ama ben tabii diğer günlerde de almaya devam ettim n’olu n’olmaz diye..

Velhasıl üçüncü günümüz, yani Pazartesi günü itibariyle ben sağlığıma kavuşmuştum, Boracay ise güneşe kavuşmuştu.. O gün gerçekten de mükemmel bir hava vardı, bol bol güneşlendik, bol bol fotoğraf çektik, fotoğrafları sosyal medyada kullanarak bol bol arkadaşlarımızı imrendirdik 🙂 Bu arada ilk iki gün ayaklarımızı sokmakla yetindiğimiz denize de üçüncü gün itibariyle girmeye başladık.. Suyun biraz serin olduğunu eklemem gerekir ama klasik kural burada da geçerliydi, bir kere daldıktan sonrasında sorun kalmıyor 🙂 Bu arada Boracay’ın asıl yaz mevsiminin Mart-Nisan aylarında yaşandığını öğrendi Müge otel görevlilerinden, muhtemelen bu aylarda daha yakıcı bir güneş ve daha sıcak deniz suyu ile karşılaşmak olası.. Tatil planı yaparken aklınızda bulunsun 🙂

Pazartesi gününden adadaki son günümüz olan Cuma gününe kadar olan zaman aslında birbirine çok benzer geçti.. Tamamen tembellik üzerine kurulmuş beş gün yaşadık.. Bu arada yapılabilecek olan aktivitelerle ilgili fiyatla aldık fakat tembelliği bırakıp da hiçbirini yapamadık 🙂 Tripadvisor’da bir numara olan Ariels Point için kişi başı 1600RMB ödemeniz gerekiyormuş mesela.. Eğer kısa bir bot yolculuğu sonrasında ulaşacağınız bir adada bulunan kayalıklardan, 5-10-15 metrelik yüksekliklerden size denize atlama şansı veren bir aktivite ilginizi çekiyorsa Ariel’s Point tam size göre.. Alternatif olarak, daha az adrenalin içeren mavi yelkenli turları için ise 2 kişi için 1500PHP fiyat aldık.. Adanın etrafında, veya rüzgar durumuna göre tek bir yakasında yapacağınız 2-3 saatlik bu turda bir kaç yerden durum şnorkel molası da verebiliyorsunuz..

Akşamlarımız ise adadaki hemen herkesin yaptığı gibi D-Mall’da geçti.. Yaptığımız bir kaç denemeden sonra tadı en çok  hoşumuza giden restoran Yunan restoranı Cyma oldu, keşfettikten sonra hemen her akşam orada yemek yedik.. Alternatiflerinin çok olmasına rağmen ne zaman gitsek dolu olan bu restoran bana aslında bu adada iyi işletilen bir Türk restoranının da epeyce ilgi çekebileceğini düşündürdü.. Restoran konusunda yatırım yapmak isteyen vatandaşlarımıza duyrulur.. Bu işe girip de başarılı olan olursa bi Boracay tatili hediye eder artık bana 🙂

Bu arada seyahatimizin asıl bombası yazının başlığında da belirttiğim gibi Başka Türlü Bir Şey oldu 🙂 Bilmeyenler için kısaca tanıtmam gerekirse “Başka Türlü Bir Şey” adı altında dünyayı gezen İsmail ve Özcan’dan bahsediyorum.. Bu aralar İsmail Japonya’da Özcan ise Türkiye’de ikamet ediyor.. Ne var ki tam bizim Boracay seyahatinin bir hafta öncesinde Özcan’ın Çin’e bir iş seyahati çıktı.. Twitter’dan yaptığımız yazışmalarda toplantılar sonrası 3-4 gün boş vakti olduğunu söyledi ama kesin bir planı yoktu.. Tabii ki hemen kafasına girdim ve onu Boracay’a davet ettim, sonuçta dünya turu esnasında görmedikleri bir yerdi, gayet mantıklı bir teklifti ve Özcan da sağolsun beni kırmadı 🙂

Çarşamba sabahı erkenden Çin’den yola çıkan Özcan, Chengdu-Hong Kong-Manila-Kalibo-Boracay istikametinde ilerledi ve gecenin 11’inde bizimle D-Mall sahildeki barlardan birinde buluştu! Şanghay’da yaşayan biz, İstanbul’da yaşayan Özcan ile Filipinler’in Boracay adasında buluşmayı başarmıştık 🙂 Sarılma, hoşgeldin, beşgittin faslından sonra canlı müzik de çalan bu mekanda koyu bir muhabbete dalmıştık bile.. Bir süre sonra Özcan’ın yol yorgunluğu başgösterdiği için geceyi çok fazla uzatmadan otellerin yolunu tuttuk.. Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Boracay’a Başka Türlü Bir Şey (1)

Mayıs 2012’den beri, yani neredeyse iki seneye yakın bir zamandır deniz-güneş-plaj içeren, yani bizim için aslında tembelliği konu alan bir tatil yapmamıştık.. 2013 senesinin sonuna doğru artık bu konuda bir adım atmamız gerektiğini düşündük ve araştırmalara başladık.. Sonuç olarak daha önce pek çok arkadaşımız tarafından da bize önerilmiş olan Filipinler’in ünlü adası Boracay’da karar kıldık.. İlk önce Çin Yeni Yılı haftasındaki ulusal tatilden faydalanıp gitmeyi düşündük.. Ne var ki tatil kararını biraz geç verdiğimiz için olsa gerek, karşılaştığımız fiyatlar bizi biraz ürküttü 🙂 Daha sonra, “neden Çin Yeni Yılı’nın hemen öncesinde gitmiyoruz ki” dedik kendi kendimize ve Ocak ortası için uçak ve otel araştırmalarına başladık..

Uçuş tercihimizi hem fiyat olarak hem de zaman ve lokasyon olarak en uygun seçenek olan Cebu Pacific Air’den yana kullandık.. Şöyle açıklayayım bu tercihimizi: Öncelikle Cebu Pacific Havayolları “low-cost” veya “budget” diye adlandırılan, bizim Pegasus’a benzetebileceğimiz şekilde çalışan bir şirket.. Biletlerin baz fiyatları oldukça düşük, bu fiyata sizin isteklerinize göre eklemeler yapılıyor.. Misal, 10kg’lık bir bagajım olacak derseniz fiyat birazcık artıyor.. Yemek yemek istiyorum derseniz biraz daha artıyor.. Acil çıkışta oturmak istiyorum derseniz biraz daha.. Ha bunların hiçbirini demezseniz, yani 6-7 kg’lık sırt çantamla, normal koltukta ve yemek yemeden uçarım diyorsanız biletiniz epeyce uygun fiyata gelecektir..

Zaman olarak bakınca Cebu Pacific’in gece 00:30 daki uçuşu bize epey mantıklı geldi.. Gece 04:00 gibi Manila’ya inip, bavulu alıp, transfer masasında gerekli işlemleri yaptıktan sonra saat 6:30da kalkıp Caticlan Havaalanı’na gidecek olan pırpırlı uçağa bindikten sonra detayları aşağıda anlatacağım şekilde sabah 09:00 gibi otelinize varıyorsunuz ve o andan itibaren denizin keyfini çıkarmaya başlayabilirsiniz.. Caticlan Havaalanı dışında bir diğer alternatif olan Kalibo Havaalanı’na giden bir uçuş tercih ederseniz, bu size yaklaşık 2 saatlik ekstra bir minibüs yolculuğuna mal olacaktır.. Bu nedenle biz Cebu Pacific Air’in Şanghay-Manila-Caticlan uçuşlarını tercih ettik ve verdiğimiz karardan ötürü kendimizle gurur duyduk 🙂

Otel olarak seçimimizi ise Sea Wind Resort adlı otelden yana kullandık.. Boracay’ın ünlü batı sahili üç bölüme ayrılıyor.. En kuzeyde 1 no’lu istasyon (Station-1), orta kısımda 2 no’lu istasyon (Station-3) ve en güneydeki kısım 3 no’lu istasyon (Station-3). Bizim seçtiğimiz otel Station-1’de yer alıyor, yani kumun en güzel, kumsalın en geniş olduğu yerde.. Barların, restoranların olduğu, kumsalın biraz daha küçüldüğü Station 2’ye ise yaklaşık 10-15 dakikalık yürüme mesafesindeydi otelimiz.. Sahilden keyifli bir yürüyüşle ulaşabildiğimiz için bir sorun teşkil etmedi bu durum.. Alternatif olarak “Tricycle” denilen lokal ulaşım araçları da sizi merkeze götürebiliyor.. Lokasyon bazında baktığımızda Sea Wind Resort’un mükemmel bir konuma sahip olduğunu söyleyebiliriz sonuç olarak..

Gelelim Boracay gezi notlarımıza.. Yok vazgeçtim, daha gelmeyelim, biraz öncesinden bahsedeyim 🙂 Cuma gecesi gerçekleşecek olan uçuşumuzun öncesinde Çarşamba günü gibi bende bir öksürük hasıl oldu.. Perşembe günü biraz daha artınce dedim işe gitmeyeyim, evde dinleneyim, ilaçsız atlatayım.. Perşembe akşamı itibariyle bir de hafiften ateş başlayınca dedik eyvah! Hasta hasta tatile çıkmak istemediğimiz için Perşembe akşam hastaneye yollandık ve şansımıza Filipinli bir doktora denk geldik.. Doktora kısaca dedim ki, “yarın uçuşumuz var, 24 saat içerisinde beni iyi et, Boracay’ın keyfini çıkarayım, antibiyotik, iğne, serum, ne istersen ver, rica ediyorum”.. Dedim demesine ama doktor pek oralı olmadı.. Öyle hemen antibiyotik veremeyiz dedi, bi izleyelim bakalım 2-3 gün dedi.. Bir de üstüne Boracay’a gidiyorsunuz ne güzel, imreniyorum size dedi.. Neyse ama, her ihtimale karşı kullanmamız için bir kaç ilaç da yazıp verdi sağolsun..

Cuma da işe gitmeyip dinlendim, bir haftalık tatil öncesi iki gün de evde yattım yani 🙂 Doktorun sözünü dinleyip antibiyotiğe başlamadık, ateş için ise Fenbid adı verilen hapı kullandık, kesinlikle tavsiye ederim.. Velhasıl Cuma gecesi yola çıkarken ben biraz nanemolla idim, Müge ise sağlıklı ama benim yüzümden biraz tedirgindi.. Şimdi annem bu satırları okurken o da tedirgin olacak gerçi ama hikaye mutlu sonla bittiği için rahat bir şekilde anlatabiliyorum 🙂 Bu arada hafiften burnum da akmaya başlamıştı, onu da ekleyeyim.. Yukarıda bahsettiğim Cebu Pacific’in 00:30 uçağıyla Manila’ya doğru hareket ettik.. Sabaha karşı Manila’ya vardık, pasaport kontrol sonrası bavulumuzu alıp transfer masasına bıraktık.. Orada bize ikinci uçuşumuzun biletlerini de verdiler ve ilgili kapıya doğru yönlendirdiler..

Sabah 06:30da Manila’dan kalkan pırpırlı uçağımız bizi Boracay’a en yakın havaalanı olan Caticlan’a bir saat içerisinde getirdi.. Minik bir havaalanı olduğu için hemen bavullarımızı aldık.. Bu sırada kullanacağımız para biriminden de bahsedeyim.. Filipinlerin para birimi Peso, kısaltması olan PHP’yi kullanacağım yazının ilerleyen kısımlarında.. 1 Amerikan Doları yaklaşık 45 Peso’ya denk geliyor.. 1 RMB ise 7.5 PHP. Peki ya Türk Liramız? 1 TL yaklaşık 20 PHP’ye denk geliyor.. Ben fiyatlardan bahsederken PHP kullanacağım için siz bu kurları kullanarak kafanızda istediğiniz birime göre bir bütçe çıkarabilirsiniz 🙂 Paranızı Manila’da havaalanında bozdurabileceğiniz gibi, Boracay’da da bir çok yerde dövizi PHP’ye çevirme imkanınız var..  Kurlar hemen her yerde aynı, veya birbirine çok yakın.. Bu durum ürün fiyatlarında da geçerli.. Turist bulmuşken kazıklayalım durumunu çok yaşamıyorsunuz yani..

Bavulları alıp tam dışarı çıkacakken sarı t-shirt’lü bir eleman bize yanaştı, Yazının devamı için tıklayın…


Şanghay’dan Langkawi’ye Aktivite Dolu Bir Tatil

Bir tatil yazısı daha, ama bu sefer benden değil, malum yeteri kadar tatil yaptık bu sene 🙂 Geçtiğimiz haftalarda Malezya’nın Langkawi Adası’nı ziyaret eden sevgili arkadaşım, değerli hemşerim Evren, sağolsun, tatil gözlemlerini bizlerle paylaştı.. Kendisine buradan bir kez daha teşekkürlerimi sunuyor ve sizleri Langkawi yazısıyla başbaşa bırakıyorum..

Her şey CNN’deki “Malaysia Truly Asia” sloganıyla başladı aslında 🙂 İnsanı biraz  merak da dürtmüyor değil. Asya’daki ziyaret ettiğim bilimum lokasyondan sonra sakin, güzel plajları olan, sessiz tropik bir ada ararken Langkawi rotama giriverdi. Aslında Malezya adalarından “Perhentian” adasına odaklanmıştım, CNN dünyanın en iyi plajları listesinde 6. sırada yer almasından dolayı. Fakat, ulaşımın meşakkatli olması, adanın altyapısının, bizim gibi rahatlık arayan birilerine pek de çekici gelmemesinden dolayı yönümüzü listede 21. sıradaki lokasyona çevirdik ve böylelikle  Langkawi’nin popüler bir resort adası olduğunu öğrenip keşfetmiş olduk 🙂

Langkawi, Malezya’nın kuzey batı kıyılarına 30 km uzaklıkta, Andaman denizinde, 104 tane irili ufaklı adadan oluşan, 2007’de Unesco tarafından Geopark ilan edilen bir takımada. Normalde nüfusunun 100.000 civarında olduğunu söylüyor taksici Abdul, yerel bilgi kaynagim 🙂 2009’da 2.4 milyon turistin adayı ziyaret ettiğini belirtmeden de geçmiyor .  Normalde sezon Kasım ayında başlayıp Ocak, Mart, bilemedin Nisana kadar devam ediyor 🙂  Lokal tursitin yanında, Asya uluslari ağırlıklı, dil ve din avantajından dolayı özellikle Endonezya, Rusya ve Avrupa ülkeleri ziyaretçileri. Rusya’dan kış zamanı direk Langkawi’ye charter uçuşlar varmış mesela.

Avrupalıların da Ağustos ayında başlayan tatillerinde adaya akın edeceklerini belirtti Abdul. Biz gittiğimizde  Ramazan ayı başlamıştı ve inanılmaz sakin bir ada bizi karşıladı. Ramazanın tek negatif yanı yerel halkın gündüz işletmelerini açmamaları.  Ayrıca bazı aktivitilerde sıkıntı olabiliyor, kişi sayısının yetersizliğinden ve bakım ve renovasyon calişmalarından dolayı.  Hava durumu açısından, sezon haricinde  bölge her ne kadar yağmurdan kaçamasa da, Langkawi’nin iklimi biraz daha ılıman. Güneşi bir şekilde yakalıyorsunuz. Bulunduğum sürede, sadece bir gün yağmur etkisini gösterdi,  o da maksimum 4 saat sürdü.

Ulaşım  Şanghay’dan, Pudong –Kuala Lumpur-Langkawi ( Malaysia Airlines) ya da Hangzhou’dan Air Asia ile önceden aldığınız takdirde cok cüzzi bir fiyata Hangzhou-Kuala Lumpur-Langkawi, en yakın alternatifler . İstanbul’dan, THY’nin Malaysia Airlines ile ortak uçuşundan direk Kuala Lumpur ve ordan iç hatlar Langkawi. Yalnız, Malaysia Airlines sitesinden biletinizi almanızı tavsiye ederim , farkı göreceksiniz 🙂 Ayrıca Qatar Airways ile Doha üzerinden 2 aktarma ile de uçabilirsiniz uzun bir tatil planlıyorsanız.

Langkawi Malay dilinde “Kızıl Kartal” demek. Bunun ne anlama geldiğini “Eagle Square”deki devasa kartal heykelini görünce ya da kartal beslemeye gittiğinizde anlayacaksınız 🙂 Beşiktaş’a gönül verenler daha farklı hissedebilirler bu aktivite esnasında. Adada yaklaşık 10 tane plaj var. Bunların bazılarında belirli kısımlar otellere tahsis edilmiş. En meşhuru Tanjung Rhu (yukarıda bahsettiğim listed adı geçen plaj),yarısı halka açık bir plaj. En haraketlisi ise Pantai Cenang. Pantai Cenang 18 km uzunluğunda, adanın en canlı plajı. Sadece burada su sporlarını yapabiliyorsunuz. Konaklama araçları, hostel, motel, yurt, hotel, kiralik bungalow ve kabinler. Resort hotellerin tek avantajı yüzme havuzları ve açık büfe kahvaltıları. Eğer bana plaj yeter, benim olayım macera aktivite diyorsanız çok masraf yapmadan bunu gerçekleştirebilirsiniz. Pantai Cenang’ın en büyük özelliği yürüme mesafesinde farklı restoranlara ulaşım kolaylığı. Diğer plajlarda konaklarsaniz bu lükse sahip değilsiniz,  otelde yemek zorundasınız ki pahali olur, ya da  taksiyle ulaşım sağlayarak yeme-içme sorununu halledebilirsiniz. Yazının devamı için tıklayın…